Apostolidi ve Diğerleri - Türkiye Davası | Türk Hukuk Rehberi | Türk Hukuk Rehberi.Net

Apostolidi ve Diğerleri - Türkiye Davası



Apostolidi ve Diğerler i- Türkiye Davası  

BaÅŸvuru No:45628/99

Strazburg

27 Mart 2007

 

 

USULİ İŞLEMLER

 

1.         Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 45628/99 baÅŸvuru no’lu davanın nedeni Yunan vatandaşı Ekaterini Apostolidi, Emilia Gusi, Despina Frangani, Iordanis Apostolidis ve Iordanis-Iordani Apostolidis’in (”baÅŸvuranlar”), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (”AİHM”) 30 Kasım 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları SözleÅŸmesi’nin 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları baÅŸvurudur. Emilia Gusi ve Iordanis-Iordani Apostolidis’in annesi Ekaterini Apostolidi dava sırasında vefat etmiÅŸtir.

2.         BaÅŸvuranlar, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından C. Akıncı tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (”Hükümet”), AİHM önündeki süreçte kendisini temsil etmek üzere bir ajan tayin etmemiÅŸtir.

3.         BaÅŸvuranlar, ulusal mahkemeler tarafından mirasçılık belgelerinin iptal edilmesi nedeniyle 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ve AİHS’nin 14. maddesinin ihlal edildiÄŸini iddia etmektedirler. Sulh Hukuk Mahkemesi’ndeki yargılamanın adil olmadığını ileri sürmekte ve yargılama süresinden dolayı ÅŸikayetçi olmaktadırlar.

4.         AİHM, 4 Ekim 2005 tarihli bir kararla başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar vermiştir.

5.         BaÅŸvuranlar ve Hükümet, yazılı görüşlerini sunmuÅŸlardır (İçtüzüğün 59 § 1. maddesi). Müdahale etme hakkından faydalanan Yunan Hükümeti’nden de yazılı görüş alınmıştır (AİHS’nin 36  ve İçtüzüğün 44 § 1 b) maddeleri). Savunmacı Hükümet bu görüşlere cevap vermiÅŸtir (İçtüzüğün 44 § 5. maddesi).  

 

OLAYLAR

I. DAVA KOÅžULLARI

6.         BaÅŸvuranlar sırasıyla 1918, 1955, 1932, 1956 ve 1930 doÄŸumlu olup Yunanistan’da ikamet etmektedirler. BaÅŸvuranlar, Elenko KarasuluoÄŸlu’nun (”Elenko” ya da “muris”) yeÄŸenleridir.

7.         Elenko, 4 Ağustos 1984 tarihinde füru bırakmadan vefat etmiştir. Elenko, 16 Mayıs 1946 tarihinde vefat eden Vasil Karasuluoğlu ile evlenerek Türk vatandaşı olmuştu.

            Vefat ettiÄŸi tarihte Elenko, BeyoÄŸlu’nda bulunan bir taşınmazın sahibidir.  Mevcut dava konusu diÄŸer taşınmaz ise ÅžiÅŸli’de bulunan ve tapuda Vasil adına kayıtlı olan bir taşınmazdır.

8.         ÅžiÅŸli Asliye Hukuk Mahkemesi, 30 Eylül 1987 tarihinde Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün isteÄŸi üzerine ÅžiÅŸli’de bulunan taşınmazın, Sultan Beyazit Han Veli Hazretleri Vakfı adına tapuya tescil edilmesine karar vermiÅŸtir. ÅžiÅŸli Asliye Hukuk Mahkemesi, Vasil’in mirasçı bırakmadan vefat ettiÄŸini ve sözkonusu taşınmazın, 1981 tarihinden beri yargıyla tespit edilmiÅŸ bir idareci tarafından idare edildiÄŸini tespit etmiÅŸtir. KuruluÅŸun adı 24 Mart 1988 tarihinde tapuya tescil edilmiÅŸtir.

9.         BaÅŸvuranlar, 30 Kasım 1990 tarihinde veraset ilamı çıkarılması talebiyle İstanbul  Sulh Hukuk Mahkemesi’ne baÅŸvurmuÅŸlardır.

10.       Sulh Hukuk Mahkemesi 4 Aralık 1990 tarihinde, Fatih Nüfus Müdürlüğü tarafından verilen nüfus kayıt örnekleri ışığında baÅŸvuranları murisin varisi tayin etmiÅŸ ve veraset ilamı vermiÅŸtir. BaÅŸvuranlar, bilinmeyen bir tarihte BeyoÄŸlu’nda bulunan taşınmazı kendi adlarına tapuya tescil ettirmiÅŸlerdir.

11.       BaÅŸvuranlar, 15 Mart 1991 tarihinde ÅžiÅŸli’de bulunan taşınmazın devrini gerçekleÅŸtirmek amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne baÅŸvurmuÅŸlardır. BaÅŸvuranlar isteklerine gerekçe olarak veraset ilamını göstermiÅŸlerdir.

12.       Vakıflar Genel Müdürlüğü, 27 Mart 1991 tarihinde Vasil ile başvuranlar arasındaki aile bağının ortaya koyulmadığı gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir.

13.       Teodos Asimidis,  10 Nisan 1991 tarihinde veraset ilamının iptali istemiyle Sulh Hukuk Mahkemesi’ne baÅŸvurmuÅŸtur. Teodos Asimidis, annesi ile murisin arasında soy bağı bulunduÄŸunu belirterek adının mirasçılar arasında eklenmesini talep etmiÅŸtir. Teodos, mirasçı olarak geride eÅŸini ve oÄŸlunu bırakarak 9 Ekim 1991 tarihinde vefat etmiÅŸtir.

14.       Sulh Hukuk Mahkemesi, 11 Nisan 1991 tarihinde BeyoÄŸlu’nda bulunan taşınmazla ilgili olarak ihtiyati tedbir alınmasına karar vermiÅŸ ve ertesi gün bu karar uygulanmıştır.

15.       Sulh Hukuk Mahkemesi, 11 Nisan 1991 ve 8 Ocak 1992 tarihleri arasında düzenlenen duruÅŸmalar sırasında NiÄŸde Nüfus Müdürlüğü’nden nüfus kayıt örneklerinin gönderilmesini ve Arapça olarak kaleme alınmaları sebebiyle bunların tercüme edilmesini talep etmiÅŸtir.

16.       Sulh Hukuk Mahkemesi,  6 Mart 1992 tarihinde Teodos’un ölümüne iliÅŸkin bilgiyi doÄŸrulaması için baÅŸvuran tarafın avukatına süre tanımıştır. BaÅŸvuran tarafın avukatı, 28 Mayıs 1992 tarihinde bu bilgiyi doÄŸrulamıştır. 12 AÄŸustos 1992 tarihinde düzenlenen duruÅŸma sırasında avukat yetki belgesini ve 12 Kasım 1992 tarihinde müvekkillerinin Teodos’un mirasçısı olduÄŸunu belgeleyen veraset ilamlarını sunmuÅŸtur.                     

17.       Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından nüfus kayıt örneklerini incelemek üzere görevlendirilen bilirkişi 3 Şubat 1993 tarihinde raporunu sunmuştur. Bilirkişi, tarafların sunduğu belgelerde çelişkilerin tespit edildiğini ve bunların açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade etmiştir.

18.       Sulh Hukuk Mahkemesi, 15 Mart 1993 tarihinde murisin nüfus cüzdanı ile vefat belgesi arasında doÄŸum yeri ve tarihi ile ilgili olarak farklılıklar bulunduÄŸunu tespit etmiÅŸ ve Fatih Nüfus Müdürlüğü’nden konuya açıklık getirmesini talep etmiÅŸtir.

19.       Sulh Hukuk Mahkemesi, 16 Haziran 1993 tarihinde Nüfus Müdürlüğü kayıtlarında inceleme yapılması amacıyla NiÄŸde Sulh Hukuk Mahkemesi’ne istinabe göndermiÅŸtir.

20.       NiÄŸde Sulh Hukuk Mahkemesi, 20 Temmuz 1993 tarihinde bilirkiÅŸi raporunu Sulh Hukuk Mahkemesi’ne göndermiÅŸtir.

21.       Sulh Hukuk Mahkemesi, baÅŸvuranların baÅŸvurusu üzerine 9 Eylül 1993 tarihinde davaya katılmak üzere Vakıflar Genel Müdürlüğü’nü davet etmiÅŸtir. Bu davet reddedilmiÅŸtir.

22.       Sulh Hukuk Mahkemesi, baÅŸvuranların baÅŸvurusu üzerine 23 Aralık 1993 tarihinde, BeyoÄŸlu Nüfus Müdürlüğü’nden nüfus kayıt örneklerinin talep edilmesine ve bir bilirkiÅŸi kurulunun görüşünün alınmasına karar vermiÅŸtir. BilirkiÅŸi raporunun beklenmesi sırasında iki duruÅŸma ertelenmiÅŸtir.

23.       Üç kiÅŸiden oluÅŸan bilirkiÅŸi kurulu 20 Åžubat 1994 tarihinde muris ile Teodos’un annesinin kardeÅŸ olduklarına karar vermiÅŸtir. Sulh Hukuk Mahkemesi, 2 Haziran 1994 tarihinde bu raporu dosyaya eklemiÅŸ ve yazılı savunmalarını sunmak üzere taraflara süre tanımıştır. Hazine müdahil taraf olarak davaya katılmıştır.

24.       Başvuranlar bilirkişi kurulunun raporuna itiraz etmiş ve ek bir rapor hazırlanmasını talep etmişlerdir.

25.       Sulh Hukuk Mahkemesi, 22 Eylül 1994 tarihinde Türkiye ile Yunanistan arasında karşılıklılık esasının bulunup bulunmadığını öğrenebilmek amacıyla DışiÅŸleri Bakanlığı’ndan görüş istemiÅŸtir. Sulh Hukuk Mahkemesi, 24 Kasım 1994 tarihinde bu talebini yinelemiÅŸ ve duruÅŸmayı ertelemiÅŸtir.

26.       13 Ekim 1994 tarihinde 3. Kolordu Komutanlığı, BeyoÄŸlu’nda bulunan taşınmazın askeri güvenlik bölgesi veya yasak bölgede bulunmadığını bildirmiÅŸtir.

27.       DışiÅŸleri Bakanlığı, 20 Aralık 1994 tarihinde Sulh Hukuk Mahkemesi’ne karşılıklılık esasının, siyasi içerikli karmaşık hukuki sorunlar ortaya çıkardığını ve bu yönde yapılan çalışmaların henüz sonuçlanmadığını bildirmiÅŸtir. Sulh Hukuk Mahkemesi, 26 Ocak ve 25 Mayıs 1995 tarihli duruÅŸmalar sırasında bu incelemenin sonuçlanmasını beklemeye karar vermiÅŸtir.

28.       DışiÅŸleri Bakanlığı, 15 Haziran 1995 tarihinde karşılıklılık ilkesi ile ilgili olarak dile getirilen talebin Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İliÅŸkiler Genel Müdürlüğü’ne iletilmesi gerektiÄŸini bildirmiÅŸtir.

29.       Adalet Bakanlığı, 13 Temmuz 1995 tarihinde raporunu hazırlamıştır. Raporun ilgili kısımları şu şekildedir:

 

“(…) Yunanistan Hükümeti’nin Yunanistan’da bulunan Türklere ait gayrimenkuller üzerindeki mülkiyet hakkını tamamen kısıtlayan uygulamaları nedeniyle Türk Hükümeti de 1062 sayılı Kanuna dayanarak Bakanlar Kurulu’nun 2 Kasım 1964 gün ve 6/3801 sayılı kararı ile Yunan uyruklu gerçek ve tüzel kiÅŸiler hakkında mukabele-i bilmisil tedbiri alınmıştır. Bu kararname ile, Yunan asıllı Yunan vatandaÅŸlarının Türkiye’deki gayrimenkulleri üzerinde mülkiyete ve mülkiyetten gayri ayni haklara iliÅŸkin ve bu sonuçları doÄŸurabilecek temliki tasarrufları durdurulmuÅŸ bulunmaktadır. Daha sonra, sözü edilen 2 Kasım 1964 tarihli Kararname, Bakanlar Kurulu’nun 3 Åžubat 1988 tarihli kararı ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bu tarihten sonra 2 Kasım 1964 tarihli Kararnamenin öngördüğü tedbirler uygulanmayacaktır.

 

2 Kasım 1964 tarihli Kararnamenin yürürlükte olduğu süre içindeki işlemlerle ilgili olmak üzere, Bakanlar Kurulunca çıkarılan 23 Mart 1988 tarihli Kararname ile; yürürlükten kaldırılmış bulunan 2 Kasım 1964 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi zamanında ölüme bağlı tasarruf yolu ile leh ve aleyhlerine hak tesisi amaçlanan kişiler veya veraset yoluyla yasal mirasçılar adına tescil edilmemiş olan gayrimenkullerin anılan kişiler adına tesciline imkan sağlanması kararlaştırılmıştır.

 

Buna göre Türk hukukunda, gayrimenkul edinme yönünden Yunan vatandaşları herhangi bir ayrıma tabi tutulmamakta bu konuda, Türk mevzuatının yabancılar için öngördüğü haklardan Yunan vatandaşları da yararlanmaktadır.

 

Konunun Yunan mevzuatı ve fiili durum yönünden incelenmesi ise,

 

Dışişleri Bakanlığından verilen bilgilere göre;

 

Yunanistan Medeni Kanununun 4. maddesinde, “Yabancı, yunan vatandaÅŸları gibi aynı medeni haklardan yararlanır” hükmü yer almış bulunmaktadır.

 

Ancak,

 

1- 1924 tarih ve 3250 sayılı Yunan Kanununun 2/4. maddesine göre, “Kararname ile tayin olunacak sınır bölgelerinde yabancıların tarım Bakanının izni olmadan taşınmaz mal edinmeleri” yasaklanmıştır.

 

(…)

 

5- İptal edildiÄŸi 1990 yılına kadar Yunanistan’da gayrimenkul edinimini düzenleyen temel yasa, 1938 yılında kabul edilen “Sınır ve Kıyı Bölgelerinde Alım-Satım Hakkının İstimalinin Yasaklanması Hakkında 1366/1938 sayılı ihtiyaca Mebni Kanun” olmuÅŸtur. Bu yasa sınır ve kıyı bölgelerinde gayrimenkul alım satımına iliÅŸkin hükümleri düzenlemektedir. Kanun, sözkonusu bölgelerde, gayrimenkul alım ve satımının yasaklanmasını öngörmekteydi. Kanun sözkonusu bölgelerde gayrimenkul alım satımının genel kural olarak yasaklanmış, istisnai olarak, Yunanistan’da YerleÅŸik Yunan VatandaÅŸları” için bu yasağın ilgili komisyonun vereceÄŸi özel izinle kaldırılabileceÄŸi hükmünü getirmiÅŸti.

 

Yunanistan’ın Avrupa TopluluÄŸu’na (AT)üye olmasından sonra, AT Adalet Divanı 305/87 sayılı davaya iliÅŸkin kararı ile bu Kanunun AT mevzuatına aykırılığına hükmetmiÅŸtir.

 

6- Bu karar üzerine, Yunanistan sınır bölgelerinde gayrimenkul edinimine iliÅŸkin esaslar (…) yeninden düzenlenmiÅŸ ve yeni Kanun 31 Temmuz 1990 tarihinde yürürlüğe gitmiÅŸtir.

 

Getirilen hükümler sınır bölgelerinde Yunanistan ve Avrupa Topluluğu üyesi ülkelerin vatandaşları ile Rum asıllı diğer ülke vatandaşlarına izinle gayrimenkul edinme ve tasarruf imkanını getirmektedir. Kanunda bu üç grupta yer alan şahısların izin dilekçelerin, her vilayette kurulan ve vali başkanlığında, Milli Savunma, Milli Ekonomi, Kamu Düzeni ve Tarım Bakanlığı temsilcilerinden oluşan bir komisyona sunacakları ve gayrimenkul edinimi hususundaki genel yasağın komisyon üyelerinin çoğunluğunun kararlarıyla ve Milli Savunma Bakanlığı Temsilcisinin olumlu oy vermesi koşuluyla kaldırılabileceği öngörülmektedir. Bu üç gurubun dışındaki üçüncü ülke vatandaşlarının sınır ve kıyı bölgelerinde gayrimenkul edinme ve tasarruflarının ise ancak Milli Savunma Bakanlığının izni ile mümkün olabileceği hükmüne yer verilmektedir.

 

(…)

 

Yunanistan’ın 1938 ve 1990 tarihli kanunlarla gayrimenkul edinimine yabancılar açısından getirdiÄŸi kısıtlamalar milli güvenlik kıstası uyarınca hassas bölgelerde yabancıların mülk edinmesini engellemeyi amaçlamaktadır.

 

(…) Yunanistan topraklarının yaklaşık %55′i sözkonusu Kanun kapsamına girmektedir.

 

Bu ülkede taşınmaz mal edinimini düzenleyen 1990 tarihli kanun kapsamına girmeyen (sınır ve kıyı bölgeleri dışındaki) yerlerde yabancıların ve dolayısı ile Türklerin diğer yollardan mülk edinmeleri ve sahibi oldukları taşınmazlar üzerinde tasarrufta bulunmaları yasal olarak bir kısıtlamaya tabi değildir.

 

Yunanistan’da yabancıların bu meyanda Türk vatandaÅŸlarının genel olarak miras yoluyla taşınmaz edinmelerini engelleyen bir mevzuat hükmü bulunduÄŸuna dair herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.

 

Sonuç olarak, Rum soylu olmayan Türk vatandaÅŸları kamu uyarınca Yunanistan’ın yaklaşık % 55′ini kapsayan bir çok bölgede ancak izinle ve yasal olarak gayrimenkul edinme hakkını haiz bulunmakta, uygulamada ise, izin ÅŸartı Türklerin gayrimenkul edinmelerini önleyici bir mekanizma olarak iÅŸlemektedir. Kanun kapsamı dışındaki bölgelerde ise Rum soylu olmayan Türk vatandaÅŸları ile Yunan uyruklu soydaÅŸlarımızın satınalma veya miras yoluyla taşınmaz edinmelerinin çeÅŸitli yollardan engellendiÄŸine, bu ÅŸahısların gayrimenkullerini satmaya teÅŸvik edildiklerine, Rum soylu Türk vatandaÅŸlarının ise ilke olarak izin koÅŸuluna baÄŸlı olmakla birlikte Kanun kapsamına giren bölgelerde gayrimenkul edinebildiklerine dair istihbar edilmiÅŸ ancak somut kanıtlara dayandırılmayan bilgiler mevcuttur.”

 

30.       BaÅŸvuran tarafın avukatı, 20 Eylül 1995 tarihinde Teodos’un mirasçılarının uyrukları hakkında Sulh Hukuk Mahkemesi’ne bilgi vermiÅŸtir. Teodos’un oÄŸlu Türk vatandaşı eÅŸi ise Yunan vatandaşıdır.

31.       BaÅŸvuranlar, 19 Ekim 1995 tarihinde Adalet Bakanlığı’nın raporu hakkında görüşlerini bildirmiÅŸlerdir. BaÅŸvuranlar, Yunanistan’da yürürlükte olan sınırlamaların yalnızca taşınmaz alımı ile ilgili olduÄŸunun ve miras yoluyla taşınmaz mal ediniminin sınırlamaya tabi tutulmadığının altını çizmiÅŸlerdir.

32.       Hazine, 15 Kasım 1995 tarihinde karşılıklılık esasının iki ülke arasında yerine getirilmediÄŸini belirtmiÅŸtir. Hazine aynı zamanda ÅžiÅŸli’de bulunan taşınmazın Nüfus Mübadelesi Komisyonu tarafından hazırlanan nakil tablosunda yer aldığını ve bu listede yer alan taşınmazların Hazine’ye devredilmesi gerektiÄŸini vurgulamaktadır.

 

33.       Hazine, 15 Aralık 1995 tarihinde baÅŸvuranların mirasçı sıfatlarının iptali ve Hazine’nin tek yasal lehtar olarak atanması talebiyle Sulh Hukuk Mahkemesi’nde esas davası açmıştır. Hazine yaptığı baÅŸvurusunda, 1930 yılında Nüfus Mübadelesi Karma Komisyonu tarafından Vasil ve Elenko’nun “etabli” kabul edildiklerini ve Fatih Nüfus Müdürlüğü’ne kayıt olduklarını açıklamıştır. Daha sonra ise 22 Haziran 1932 tarihinde Nüfus Mübadelesi Karma Komisyonu, Vasil ve Elenko’nun “etabli” olmadıklarına, fakat “mübadil” sıfatlarının bulunduÄŸuna karar vermiÅŸtir ve bu nedenle vefat etmeleri durumunda Hazine tek yasal lehtar olacaktır.

34.       BaÅŸvuranların avukatı, 24 Ocak 1996 tarihinde Hazine’nin iddialarını reddetmiÅŸ ve bununla ilgili olarak Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından verilen ve iki ülke arasında karşılıklılık esasının yürürlükte olduÄŸunu doÄŸrulayan 22 Haziran 1990 tarihli  belgeyi sunmuÅŸtur. 

35.       Sulh Hukuk Mahkemesi, 28 Mart 1996 tarihinde iki davanın birleştirilmesine karar vermiştir.

36.       Sulh Hukuk Mahkemesi, 30 Mayıs 1996 tarihinde Yargıtay’da görülen benzer davaların sonuçlanmasını beklemeye karar vererek duruÅŸmayı ertelemiÅŸtir. 29 Eylül ve 28 Kasım 1996 tarihli duruÅŸmalar da aynı gerekçelerle ertelenmiÅŸtir.

37.       Sulh Hukuk Mahkemesi, 27 Mart 1997 tarihinde baÅŸvuranların mirasçı sıfatını iptal etmiÅŸ ve Hazine’yi murisin ve Vasil’in tek yasal lehtarı olarak atamıştır. Mahkeme kararında aÅŸağıdaki unsurlara yer verilmiÅŸtir:

 

“3- (…) Ölen bir gerçek kiÅŸinin mal varlığının, hayatta bulunan gerçek ve tüzel kiÅŸilere geçiÅŸi olan miras ölümle açılır. Taşınmaz mallar bakımından mirasın açıldığı tarih itibariyle ilgilinin mirasçı olma ehliyetine sahip olup olmadığı araÅŸtırılarak sonucuna göre karar verilir.

 

Türkiye’de bulunan taşınmazlar için Türk Hukuku uygulanır.

 

(…)

 

5- Yabancıların, Türkiye’de bulunan taşınmaz mallar “temellük ve Tevarüs edebilmeleri” ise Tapu Kanunu’nun 35. maddesiyle (…) karşılıklı olmak koÅŸullarına baÄŸlanmıştır.

 

35. maddede karşılıklılık tanımlanmamış olmakla birlikte Türk Yabancılar Hukukunda genel ilke olarak karşılıklılık; en az iki devletin arasında uygulanan ve her birinin ülkelerinde diğerinin vatandaşlarına aynı mahiyetteki hakları karşılıklı olarak tanımlamalarını ifade eder.

 

Bununla birlikte, 28 Mayıs 1927 tarihli Yasada da belirtildiÄŸi gibi; İdare karar ve istisnai yasalarla Türk uyruklular bakımından mülkiyet haklarının tamamen ya da kısmen sınırlandırılıp sınırlandırılmadığıdır. Bir baÅŸka anlatımla fiili durumun belirlenmesidir. Yani yabancı ülke mevzuatında bir engel olmamakla birlikte Türk VatandaÅŸlarının o ülkede taşınmaz mal edinmeleri ÅŸu ya da bu biçimde engelleniyorsa Tapu Kanunu’nun 35. maddesinden o ülke vatandaÅŸlarının yararlanma olanağı yoktur.

 

6- Tapu Kanunu’nun 35. maddesinin uygulanması yönünden yazılan yazıya Adalet Bakanlığı Uluslararası hukuk ve Dış İliÅŸkiler Genel Müdürlüğünce verilen cevapta;

 

Yunan mevzuatında 1924 tarihli Yasa’da yapılan deÄŸiÅŸiklikle Avrupa TopluluÄŸu Üyesi Ülke vatandaÅŸlarının ve Rum asıllı diÄŸer ülke vatandaÅŸlarının sınır bölgelerinde izinle taşınmaz mal edinme olanağı tanındığı, Türk uyrukluların ise bu haktan yararlanma olanağının bulunmadığı.

 

Sonuç olarak, Türk vatandaÅŸlarının Yasa uyarınca Yunanistan’ın yaklaşık %55′ini kapsayan bölgede ancak izinle taşınmaz edinme hakkı bulunduÄŸu, uygulamada ise izin koÅŸulunun Türklerin taşınmaz edinmelerini önleyici bir mekanizma olarak iÅŸletilmekte olduÄŸu önceden satınalma ve tevarüs yoluyla taşınmaz edinenlerin ise satmaya teÅŸvik edildiÄŸi yolunda duyumlar alındığı” belirtilmektedir.

 

38.       Sulh Hukuk Mahkemesi karşılıklılık esasının yerine getirilmediÄŸine ve baÅŸvuranların miras yoluyla taşınmaz edinemeyeceklerine karar vermiÅŸtir. Mahkeme, bununla ilgili olarak Yargıtay’ın içtihadına atıfta bulunmuÅŸtur.

39.       Yargıtay, 22 Ocak 1998 tarihinde baÅŸvuranların avukatına tebliÄŸ edilen tebliÄŸ-tebellüğ belgesinin üzerinde yer alan tebliÄŸ tarihinin düzeltildiÄŸini ortaya çıkarmış ve PTT’ye baÅŸvurularak doÄŸru tarihin tespit edilmesi amacıyla dosyayı ilk derece mahkemesine göndermiÅŸtir. 29 Nisan 1998 tarihinde belge üzerinde yer alan tarih doÄŸrulanmıştır.

40.       Yargıtay, 21 Mayıs 1998 tarihinde 27 Mart 1997 tarihli kararı bozmuÅŸtur. Nüfus kayıtlarında Teodos’un Türk vatandaşı olduÄŸunu kaydederek, ilk derece mahkemesinin Teodos’un uyruÄŸuna iliÅŸkin incelemeler yapması ve elde edeceÄŸi bulgular ışığında kararını tesis etmesi gerektiÄŸine hükmetmiÅŸtir.

41.       Sulh Hukuk Mahkemesi, 3 Åžubat 2000 tarihinde Teodos’un Türk vatandaşı olduÄŸuna karar vermiÅŸ ve eÅŸi ile oÄŸlunu murisin varisleri olarak tayin etmiÅŸtir.

42.       Yargıtay, 9 Ekim 2000 tarihinde Yunan vatandaşı olan Teodos’un eÅŸinin mirasçı olarak atanamayacağı gerekçesiyle bu kararı bozmuÅŸtur.

43.       Sulh Hukuk Mahkemesi, 29 Mart 2001 tarihinde Teodos’un oÄŸlunu murisin tek varisi olarak tayin etmiÅŸtir.

44.       Yargıtay, 3 Temmuz 2001 tarihinde 29 Mart 2001 tarihli kararı onamıştır. 18 Ekim 2001 tarihinde ise kararın düzeltilmesine ilişkin talebi reddetmiştir.

45.       Hazine, veraset ilamının iptaline iliÅŸkin davaya paralel olarak 1996 tarihinde baÅŸvuranların malik sıfatlarının iptali ve BeyoÄŸlu’nda bulunan taşınmazın Hazine adına tapuya tescil edilmesi talebiyle BeyoÄŸlu Asliye Hukuk Mahkemesi’ne baÅŸvurmuÅŸtur. BeyoÄŸlu Asliye Hukuk Mahkemesi kararını vermek için, baÅŸvuranların veraset ilamı ile ilgili davanın sonuçlanmasını beklemeye karar vermiÅŸtir.

46.       BeyoÄŸlu Asliye Hukuk Mahkemesi, 7 Kasım 2006 tarihinde baÅŸvuranların mirasçı sıfatlarını iptal etmiÅŸ ve taşınmazın Teodos’un oÄŸlu adına tapuya tescil edilmesine karar vermiÅŸtir.

 

Dava halen ulusal mahkemelerde görülmektedir.

  

II.        TARAFLARIN SUNDUĞU BELGELER

  

47.       BaÅŸvuranlar, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü’nün 4 Mart 1987 tarihli bilgi notunu sunmuÅŸlardır. Bilgi notunda, miras yoluyla mal edinimi ile ilgili olarak Yunanistan’da hiçbir sınırlamanın bulunmadığı ve bu türden mal ediniminin coÄŸrafi sınırlamalarla ilgili olmadığı ifade edilmiÅŸtir. Notta aynı zamanda Türk vatandaÅŸlarının miras yoluyla Yunanistan’da taşınmaz edindikleri belirtilmiÅŸtir.

48.       BaÅŸvuranlar aynı zamanda Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün 22 Haziran 1990 tarihli yazısını sunmuÅŸlardır. Bu belgede, Türkiye ile Yunanistan arasında karşılıklılık esasının yerine getirildiÄŸi ve Yunan vatandaÅŸlarının miras yoluyla taşınmaz edinmelerinde hiçbir engelin bulunmadığı ifade edilmiÅŸtir. 

 

III.      İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMALARI

  

49.       Tapu Kanunu’nun 35. maddesi ÅŸu ÅŸekildedir:

 

«Tahdidi mutazammın kanuni hükümler yerinde kalmak ve karşılıklı olmak şartiyle yabancı hakiki şahıslar Türkiye'de gayrimenkul mallara temellük ve tevarüs edebilirler.»
 
 
            50.Tapu Kanunu'nun 35. maddesi 29 Aralık 2005 tarih ve 5444 sayılı Kanun ile değiştirilmiş, karşılıklılık şartı burada da yer almıştır. Bununla birlikte, şeklen karşılıklılık esasının bulunmadığı hallerde, veraset yoluyla edinilen taşınmaz malların devir işlemlerinin yerine getirilmesinin ardından, ilgililer taşınmazın tasfiyeye tabii oldukları hususunda haberdar edilir. Hazine'nin ilgili birimi tasfiye hususunda bilgilendirilir ve bu yöndeki şerh taşınmazın tapu kaydına geçirilir.
            51. 28 Mayıs 1927 tarih ve 1062 sayılı Kanun'un 1. maddesinin ilgili bölümü şu şekildedir:
 
«İdari karar veya istisnai kanunlarla Türk uyruklu kişilerin mülkiyet haklarını kısmen veya tamamen sınırlayan yabancı devletlerin Türkiye'de bulunan vatandaşlarının mülkiyet hakları da hükümet kararı ile mukabele-i bil misil olarak kısmen veya tamamen sınırlanabilir. Taşınır veya taşınmaz mallara el konulabilir. (...)»
 
 
            52. Bakanlar Kurulu 3 Şubat 1988 tarihinde Yunan vatandaşlarının Türkiye'de veraset, devir veya diğer hallerde taşınmaz mal edinmelerini kısıtlayan 2 Kasım 1964 tarihli Kararnameyi iptal etmiştir.
 
            53. Bakanlar Kurulu 3 Şubat 1988 tarihli Kararnameye ek olarak 23 Mart 1988 tarihli Kararnameyi kabul etmiştir. Buna göre 2 Kasım 1964 tarihli Kararnamenin yürürlükte olduğu dönemde tapu siciline vatandaş olmayan mirasçılar adına tescil edilmeyen taşınmaz mallar sözkonusu tapu siciline tescil edilebilecekti.
 
            54. Veraset ilamı Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından bir kişinin veraset yoluyla mirasçısı sıfatının tespiti amacıyla verilen belgedir. Bu belge murisin malvarlığında yer alan taşınmazları göstermek bakımından değil, her mirasçının bu hisse meblağındaki haklarını belirlemek içindir. Veraset ilamı yetkili merciler nezdinde (tapu tescili veya Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan dul ve yetim aylığı bağlanması) üçüncü şahıslar nezdinde mirasçı sıfatını belgelemek için (bankalar, alacaklılar, borçlular vs.) veya taşınmazları tasarruf altına almak için yetkili olunduğunun belgelenmesi için gereklidir. Kesin hüküm niteliğinde değildir. Eğer doğru olmayan bir veraset ilamı düzenlenmişse ilgili mahkemesi tarafından geri alınmalıdır. Kamunun mirasçılığı amme itimadından (bona fide) istifade edemez, yani bir miras mukavelesi yapılan taşınmazların ediniminde üçüncü şahısların iyi niyetine bir güvence sağlamamaktadır. Bununla birlikte, üçüncü şahısların iyi niyeti doğru olmayan veraset ilamına dayalı olarak bir taşınmazı tapu siciline tescil ettirdiklerinde korunur.
            55. Taşınmaz mal tapu siciline kaydedilmekle malikine mülkiyet hakkına ilişkin her türlü imtiyazları sağlamaktadır.
 
            Olayların meydana geldiği dönemde Medeni Kanun'un 633. maddesi şu şekildeydi:

«Gayrimenkul mülkiyetini iktisap için tapu siciline kayıt, şarttır. Bununla beraber işgal, miras, istimlâk, cebri icra tarikleriyle veya mahkeme ilâmı ile bir gayrimenkulü iktisabeden kimse tescilden evvel dahi ona malik olur.

                Fakat tescil merasimi ikmal edilmedikçe temliki tasarrufta bulunamaz.»

            56. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun’un 22. maddesi ÅŸu ÅŸekildedir:

«Miras ölenin milli hukukuna tabidir. Türkiye’de bulunan taşınmaz mallar hakkında Türk hukuku uygulanır.

                Mirasın açılmasına, iktisabına ve taksimine ilişkin hükümler terekenin bulunduğu yer hukukuna tabidir.

Türkiye’de bulunan mirasçısız tereke Devlete kalır. (…)»

HUKUK AÇISINDAN

  

I.         HÜKÜMETİN İTİRAZI HAKKINDA

  

57. Hükümet, 6 Nisan 2006 tarihli yazılı görüşlerinde, iç hukuk yollarının tüketilmediÄŸi itirazında bulunmaktadır. Hükümet BeyoÄŸlu’nda bulunan taşınmazın halen baÅŸvuranlar adına tescilli olduÄŸunu, bu tescilin iptaline iliÅŸkin sürecin BeyoÄŸlu Asliye Hukuk Mahkemesi’nde devam ettiÄŸini belirtmektedir.

 

58. AİHM, İçtüzüğün 55. maddesinde yer alan esasları hatırlatarak,  savunmacı tarafın kabuledilemezlik itirazının  başvurunun kabuledilebilirliği hakkındaki yazılı veya sözlü görüşlerinde iletilmesi gerektiğini, aksi halde bu hakkın düşeceğini ifade etmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Hartman-Çek Cumhuriyeti kararı, no: 53341/99, Prodon-Moldova kararı, no: 49806/99 ve son olarak Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı-Türkiye kararı, no: 34478/97, 9 Ocak 2007).

Mevcut başvuruda, tapu tescilinin iptali istemine dair süreç 1996 yılından bu yana sürmektedir. Hükümetin kabuledilebilirlik aşamasında bu itirazlarını bildirmesi mümkündü, bunu yapmamıştır. Bu ihmali haklı çıkaracak özel gerekçelerin bulunmadığını değerlendiren AİHM, Hükümetin bu hakkının sukuta uğradığını kaydetmektedir. AİHM, bu durumda yapılan itirazı reddetmektedir.

 

II.        EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA 

  

59. BaÅŸvuranlar veraset ilamının iptaline karar veren iç hukuk mahkemesinin mülkiyet haklarının ihlaline neden olduÄŸunu ileri sürmektedir. BaÅŸvuranlara göre mülkiyet hakkından yoksun bırakılmaları uluslararası hukukun genel prensiplerine aykırı bulunmaktadır. BaÅŸvuranlar bu noktada Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi’nin ihlal edildiÄŸini öne sürmektedir.

 

«Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

 

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.»

 

A. Tarafların görüşleri

  

1. Savunmacı Devlet

 

60. Hükümet Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca baÅŸvuranların bir «mülke» sahip olmadıklarını savunmaktadır. Bu hüküm yalnızca güncel taşınmazlar için geçerli olup gelecekte bir taşınmazın mirasçısı olma ümidine güvence vermemektedir. Veraset ilamı basit bir karineden ibarettir ve res judicata kesin hüküm deÄŸildir. Taşınmaz yasalara aykırı veya yanlış ÅŸekilde edinilemez.

 

61. ÅžiÅŸli’de bulunan taşınmaz mal ile ilgili olarak Hükümet, Vasil’in bu taşınmazın tam maliki olmadığını, sadece mutasarrıfı olduÄŸunu belirtmektedir. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 30 Eylül 1987 tarihinde aldığı kararından, taşınmazın murise hiçbir surette geçirilmediÄŸi ve tapuda Vasil adına tescilli olduÄŸu sonucu çıkmaktadır. Hükümet, baÅŸvuranlara verilen veraset ilamında yalnızca Elenko’nun adının geçtiÄŸini ifade etmektedir. BeyoÄŸlu’nda yerleÅŸik bir daireye iliÅŸkin ilamın Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinden ileri geldiÄŸi farz edilse bile ilam Vasil’e ait taşınmaz için geçerli deÄŸildir.

62. Hükümet, ayrıca, bu hükmün saÄŸladığı güvenceyi öne sürmek için baÅŸvuranların sözü edilen taşınmazları yasal olarak edinmiÅŸ olması gerektiÄŸini sözlerine eklemektedir. Hükümete göre mevcut halde böyle deÄŸildir. Hükümet Uluslararası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun’un 22. maddesi uyarınca bir müteveffanın Türk hukukuna göre mirasçısı bulunmazsa mal varlığı listesinde yer alan taşınmazlarının Hazine’ye aktarıldığı açıklamasında bulunmaktadır. Aynı ÅŸekilde Tapu Kanunu’nun 35. maddesi gereÄŸince karşılıklılık ilkesi -ki bu kanuni (de jure) veya fiilen (de facto) olabilir- yerine geldiÄŸi müddetçe yabancı uyruklu gerçek kiÅŸiler veraset yoluyla taşınmaz mal edinebilirler. Bu baÄŸlamda Hükümet, AİHM’nin Devletlerin yabancı uyruklu kiÅŸilerin taşınmaz mal edinmelerine sınırlama getirme olanağını kabul ettiÄŸini belirterek Jantner-Slovakya (no:39050/97, 4 Mart 2003) kararına atıfta bulunmaktadır. 1927 Kanunu uyarınca yetkili merciler Türk vatandaÅŸlarının haklarını kısıtlayan ülkelerin vatandaÅŸlarının taşınmaz mallarına el koyabilir. Türk mahkemelerinin Yunan hukukunun ve olayların meydana geldiÄŸi dönemde yürürlükte bulunan uygulamanın Türk vatandaÅŸlarının taşınmaz mal edinmelerine imkân tanımadığını kaydettikleri gözlemlenmektedir. Buna göre, 1990 tarihli Yunan Kanunu Yunanistan topraklarının yaklaşık % 55′i üzerinde Türk vatandaÅŸlarının taşınmaz mal edinmelerini yasaklamaktadır. Hükümet, baÅŸvuranların ve Yunan hükümetinin Türk vatandaÅŸlarının veraset yoluyla taşınmaz mal edinebileceklerini gösterir bir yargı kararını veya tapu kaydını kanıt olarak sunmadıklarının altını çizmektedir. Hükümet Yunan vatandaÅŸlarına getirilen kısıtlamaların karşılıklılık ilkesine, Tapu Kanunu’nun 35. maddesine ve 1927 tarihli Kanun’un 1. maddesine uygun olduÄŸu neticesine varmaktadır.

 

2. Başvuranlar      

 

63. BaÅŸvuranlar, Hükümetin görüşlerine karşı çıkmaktadır. BaÅŸvuranlar, 1964 tarihli kararnamenin 1988 tarihinde yürürlükten kaldırıldığını öne sürerek mülkiyetten yoksun bırakmanın Türkiye’de olayların meydana geldiÄŸi dönemde yürürlükte bulunan yasaya aykırı koÅŸullarda gerçekleÅŸtiÄŸini savunmaktadır. BaÅŸvuranlara göre, sözü edilen kararnamenin uygulamada olduÄŸu dönem süresince dahi Yunan vatandaÅŸlarına veraset ilamı veya tapuda tescil yoluyla taşınmaz malların miras yoluyla edinme hakkı tanınmıştır. Bu iddialarına dayanak olarak baÅŸvuranlar 4 Mart 1987 tarihli bilgi notunu sunmuÅŸ ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Yabancı İşler Dairesi BaÅŸkanlığı’ndan alınan 22 Haziran 1990 tarihli belgeye atıfta bulunmuÅŸlardır. Bu belgeye göre karşılıklılık ilkesinin yerine getirilmesi koÅŸulu ile Yunan vatandaÅŸları gerçek kiÅŸi olarak Türkiye’de taşınmaz mal edinebilmektedirler. BaÅŸvuranlar son olarak Türk vatandaÅŸlarına Yunanistan’da getirilen kısıtlamanın satın almaya iliÅŸkin olduÄŸunu, mirasçılıkla hiçbir ilgisi olmadığını ileri sürmektedir.

 

3. Yunan Hükümeti      

           

            64. Yunan Hükümeti, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde baÅŸvuranların «taşınmaz maliki olma» sıfatlarının, en azından «meÅŸru beklentilerinin» olduÄŸunu savunmaktadır. Hükümet ilgililerin Türk mahkemelerinden alınan veraset ilamını gördüklerini vurgulamaktadır. Ulusal mahkemeler tarafından bu ilamın iptali için alınan karar, bir yandan karşılıklılık ilkesinin insan haklarının korunmasına dair meselelere uygulanmaması, öte yandan Türk vatandaÅŸlarının veraset yoluyla Yunanistan’da taşınmaz mallara malik olabilmeleri nedeniyle uygun deÄŸildir. Yunan mevzuatında, Türk vatandaÅŸlarının veraset yoluyla ülkenin herhangi bir bölgesinde taşınmaz mal edinmelerini yasaklayan hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Hükümet, 1990 tarihli Kanun ile öngörülen kısıtlamayla ilgili olarak, bu kısıtlamanın ülkenin bir bölümündeki sınır bölgelerine deÄŸin olduÄŸunu ve ulusal güvenliÄŸin ve savunmanın saÄŸlanmasına yönelik meÅŸru çıkarlar nedeniyle hakkaniyete uygun olduÄŸunu belirtmektedir. Üstelik bu yasak ölüme baÄŸlı iÅŸlemlere (mortis causa) deÄŸil, saÄŸlar arası (inter vivos) iÅŸlemlere iliÅŸkindir.

65. Yunan Hükümeti, başvuranların mülkiyetlerine saygı gösterilmesi hakkına yönelik müdahalenin, Türk toprakları üzerinde Yunan vatandaşlarının taşınmaz mal edinmelerine getirilen kısıtlamanın 1988 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile kaldırılmasından sonra ulusal yasaya uygun olmadığı gibi, uluslararası hukukun genel ilkeleri ile de öngörülmediğini eklemektedir. Türk mahkemeleri aynı zamanda ulusal yasaya uygun hareket etmeyi reddetmişlerdir. Hükümet, ulusal mahkemeler tarafından yapılan yorumun keyfi bir durum yarattığını, güvenlikten ve öngörülebilirlikten yoksun olduğunu sözlerine eklemektedir.

 

B. AİHM’nin görüşü 

  

1. Mülkün  mevcudiyeti hakkında    

 

66. AİHM, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk bölümünde yer alan «mülk» kavramının iç hukuktaki kesin nitelendirmelerden bağımsız otonom bir özellik taşıdığını hatırlatmaktadır (Bkz. Beyeler-İtalya kararı no: 33202/96). Bu madde «herkesin «kendi» mülküne riayet edilmesi hakkı ile sınırlı olup, sonucu itibariyle mevcut taşınmazlar içindir  ve veraset, vasiyet yoluyla ve/veya teberru yoluyla edinme hakkını güvence altına almamaktadır» (Bkz. Marckx-Belçika kararı, 13 Haziran 1979 ve Inze-Avusturya kararı, 28 Ekim 1987). «Mülk» kavramı «mevcut malları» kapsamasının yanı sıra, alacaklar gibi öncelikli deÄŸerler uyarınca, baÅŸvuranın en azından «meÅŸru beklenti» açısından bir mülkten etkili biçimde istifade etme hakkının öne sürülebildiÄŸi halleri de kapsamına alır (Bkz. Kopecky-Slovakya kararı no: 44912/98).

67. Bu durumda AİHM, mevcut dava ile ilgili iki konuyu birbirinden ayırmak zorunda olduÄŸuna kanaat getirmektedir. AİHM, ÅžiÅŸli’de bulunan arsa konusunda, dosya unsurlarının, hukuki durumun ortaya konulmasını ve 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir “mülk”‘ün sözkonusu olduÄŸunu açıklamak için yeterli olmadığını not etmektedir. Sulh Hukuk Mahkemesi, 30 Eylül 1987 tarihli kararında (yukarıdaki 8. paragraf) 1981 yılında bu malın idaresi için bir yöneticinin tayin edildiÄŸini ve Vasil’in ardında mirasçı bırakmadan vefat ettiÄŸini tespit ettikten sonra, malın Sultan Beyazıt Han Veli Hazretleri Vakfı adına tescil edilmesine karar vermiÅŸtir. Dosyadaki hiçbir unsur, belli bir zamanda ve mirasçı sıfatıyla baÅŸvuranların malın kendi adlarına yasal olarak tescil edilmesini istemelerini saÄŸlamak üzere iç hukukta geçerliliÄŸi olan bir belgeye dayanarak malın mülkiyetinin murise nakledildiÄŸini göstermemektedir. Bu koÅŸullarda AİHM, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca baÅŸvuranların ÅžiÅŸli’de bulunan malla ilgili bir “mülk”‘e sahip oldukları sonucuna varamaz.

68. AİHM, BeyoÄŸlu’nda bulunan apartmanın, vefat ettiÄŸi tarihte muris adına tapu kütüğüne tescil edildiÄŸini not etmektedir. Sulh Hukuk Mahkemesi, 4 Aralık 1990 tarihinde, vefat eden kiÅŸiyle akrabalık bağının bulunduÄŸunu ortaya koyduktan sonra baÅŸvuranlara veraset ilamı vermiÅŸtir. Türk hukukuna göre bu veraset ilamı makamlar ya da üçüncü kiÅŸiler nezdinde mirasçılık sıfatını öne sürmek ve miras bırakılan mallara sahip olabilmek için gereklidir (yukarıda yer alan 54. paragraf). Böylelikle baÅŸvuranlar isimlerinin tapu kütüğüne tescil edilmesini gerçekleÅŸtirebilmiÅŸlerdir. Bu itibarla AİHM, adı tapu kütüğünde yer alan kiÅŸinin, sözkonusu malın mülkiyetinin sahibi olarak tanındığını ve buna baÄŸlı bütün haklardan faydalandığını not etmektedir. BaÅŸvuranların muris ile olan akrabalık bağına itiraz edilmediÄŸinden, AİHM, baÅŸvuranların, veraset ilamının geçerli olduÄŸu dönem boyunca 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca “mülk” olarak nitelendirebileceÄŸimiz, Türk hukukunda da tanınan mülkiyet hakkına sahip olduklarına kanaat getirmektedir (bkz. sözü edilen Inze, § 38).

69. AİHM, tapu kütüğünde dava konusu malın başvuranlar adına tescil edilmesine dayanak oluşturan veraset ilamının iptal edilmesinin, başvuranların mallarına saygı gösterilmesi hakkına müdahale oluşturduğuna kanaat getirmektedir. AİHM, bu müdahaleyi genel kurallar ışığında incelemesi gerektiğine kanaat getirmektedir.

 

2. Meşruiyet İlkesi Hakkında

 

70. 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi her ÅŸeyden önce ve özellikle, mülkiyetine saygı gösterilmesinden yararlanma hakkına idari makamlar tarafından yapılan müdahalenin yasal olmasını gerektirmektedir. Demokratik toplumun temel ilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğü, AİHS’nin bütün maddelerinin ayrılmaz bir parçasıdır (Amuur-Fransa, 25 Haziran 1996 tarihli karar ve İatridis-Yunanistan, no: 31107/96). Bu haliyle yasal dayanağın bulunması “yasallık” ilkesinin yerine getirilmesi bakımından yeterli olmamaktadır ve AİHM, yasanın niteliÄŸi sorununa eÄŸilmesi gerektiÄŸine kanaat getirmektedir (Pasculli-İtalya, no: 36818/97). Yasallık ilkesi,  iç hukukta yeterince ulaşılabilir, kesin ve öngörülebilir kuralların bulunması anlamını taşımaktadır (Hentrich-Fransa, 22 Eylül 1994 tarihli karar ve Lithgow ve diÄŸerleri-BirleÅŸik Krallık, 8 Temmuz 1986 tarihli karar). Bu ilkenin deÄŸerlendirilmesinde, ulusal mahkemeler tarafından iç hukukun uygulanma ÅŸeklinin, AİHS ilkelerine uygun sonuçlar doÄŸurup doÄŸurmadığının kontrol edilmesi gerekmektedir.

71. Ulusal mahkemelerin veraset ilamını karşılılık ilkesine atıfta bulunarak iptal etmesi baÄŸlamında, AİHM, klasik nitelikteki uluslararası sözleÅŸmelerden farklı olarak, AİHS’nin SözleÅŸmeci Devletler arasında basit karşılılık çerçevesini aÅŸtığını hatırlatmaktadır. AİHS, karşılıklı ikili taahhütler ağının ötesinde, önsözünde ifade edildiÄŸi ÅŸekilde “toplu güvence”den faydalanan nesnel yükümlülükler doÄŸurmaktadır (İrlanda-BirleÅŸik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar). SözleÅŸmeci Devletler,  AİHS’yi  akdederken, ulusal çıkarlarının korunmasını saÄŸlayan karşılıklı hak ve yükümlülüklerden vazgeçmeyi deÄŸil, fakat, siyasi gelenekleri, idealleri, özgürlükleri ve hukukun üstünlüğü gibi ortak deÄŸerleri korumak amacıyla Avrupa Konseyi’nin hedef ve ideallerini gerçekleÅŸtirmeyi ve Avrupa’nın özgür demokrasilerinde ortak kamu düzenini oluÅŸturmayı istemiÅŸlerdir (Avusturya-İtalya, no: 788/60, 11 Ocak 1961 tarihli Avrupa Komisyonu kararı). 

72. Bu davada AİHM, Türk hukukunda karşılılık ilkesinin uygulanış ÅŸeklinin AİHS ile baÄŸdaşıp baÄŸdaÅŸmadığını incelemenin deÄŸil, baÅŸvuranları etkileme ÅŸeklinin AİHS’yi ihlal edip etmediÄŸini araÅŸtırmanın gerekli olduÄŸuna kanaat getirmektedir. Bu itibarla, AİHM, aÅŸağıda belirtilen nedenlerden dolayı bu ilkenin baÅŸvuranlara uygulanmasının yasallık ilkesine cevap vermediÄŸini gözlemlemektedir.

73. AİHM, 27 Mart 1997 tarihli kararında, karşılılık ilkesi koÅŸulunun yerine getirilmediÄŸini deÄŸerlendirmek ve baÅŸvuranların veraset ilamını iptal etmek için Sulh Hukuk Mahkemesi’nin, Adalet Bakanlığı’nın raporunda belirtilen sonuçlara dayandığını gözlemlemektedir. Oysa bu raporda, Yunanistan’da miras yoluyla bir taşınmazın edinilmesi konusunda Türk uyruklu vatandaÅŸlar için bir kısıtlamanın olduÄŸu ortaya konulmamıştır. Mirasın açıldığı tarihte Yunanistan’da yürürlükte olan 1938 tarihli yasa metni, sadece komÅŸu sınır bölgelerinde taşınmaz alınması ve satılmasına iliÅŸkin genel bir yasaklamayı öngörmektedir. AİHM, Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 1990 yılında kabul edilen yeni Yunan mevzuatına atıfta bulunduÄŸunu, halbuki mirasçı niteliÄŸinin Türk hukukuna göre murisin vefat ettiÄŸi tarihte deÄŸerlendirilmesi gerektiÄŸini not etmektedir.

 

74. Her halükarda, raporda, murisin vefat ettiği tarihte olduğu kadar Sulh Hukuk Mahkemesi önündeki yargılama sırasında da, miras yoluyla gayrimenkul edinilmesine ilişkin kısıtlamaların bulunmadığı açıkça belirtilmiştir. Bu tip mal edinimin farklı yollardan engellendiği yönündeki bilgilere bu raporda yer verilse de, bu bilgiler somut delillere dayanmamaktadır.

75. Aynı ÅŸekilde AİHM, 4 Mart 1987 tarihli Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü’nün bilgi notuna göre (yukarıda yer alan 47. paragraf), miras yoluyla mal edinilmesi Yunanistan’da herhangi bir engellemeye konu teÅŸkil etmemektedir ve bu tip edinimler coÄŸrafi sınırlandırmalarla ilgili deÄŸildir. Raporda Yunanistan’da miras yoluyla mal edinen Türk uyruklu vatandaÅŸlardan söz edilmiÅŸtir. 

76. Buna ek olarak, Türkiye’deki düzenlemede 3 Åžubat 1988 tarihinde deÄŸiÅŸiklikler yapılmıştır. Bu tarihte, murisin vefat ettiÄŸi tarihte yürürlükte olan 2 Kasım 1964 tarihli kararname yürürlükten kaldırılmıştır. 3 Åžubat 1988 tarihli kararnameye ek olarak kabul edilen 23 Mart 1988 tarihli kararname, 1964 yılı kararnamesinin getirdiÄŸi kısıtlama nedeniyle tapu kütüğüne gayrimenkullerini tescil ettiremeyen mirasçıların durumunu iyileÅŸtirmeyi hedeflemekteydi (yukarıda yer alan 53. paragraf).

77. Ayrıca AİHM, Tapu Kanunu’nun 35. maddesinde yapılan, yabancı uyruklulara karşılılık koÅŸulu yerine getirilmese de miras hakkı tanıyan yasa deÄŸiÅŸikliÄŸini not etmektedir. Ancak, bu durumda mülkiyet hakkı tanınmadığından, bu ÅŸekilde miras alınan mülk tasfiye edilmekte ve mirasçı tazmin edilmektedir.

78. Dosya unsurlarının tümü ve miras yoluyla gayrimenkul edinilmesine iliÅŸkin Yunanistan’daki Türk uyruklu vatandaÅŸlara karşılılık ilkesinin uygulandığının ortaya konulmadığı gözönünde bulundurulduÄŸunda, Tapu Kanunu’nun 35. maddesinin uygulanmasınınbaÅŸvuranlar için yeterince öngörülebilir olduÄŸu kabul edilemez. AİHM buradan dava konusu müdahalenin yasallık ilkesi ile baÄŸdaÅŸmadığı ve dolayısıyla 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine uygun olmadığı sonucuna varmaktadır.

 

III. AİHS’NİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  

 

79. BaÅŸvuranlar, AİHS’nin 14. maddesine aykırı olarak ayrımcı muamele yapıldığından ÅŸikayetçi olmaktadırlar.

 

80. AİHM, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi hakkında varılan sonuçları gözönünde bulundurarak, baÅŸvuranların yabancı uyruklu olmaları nedeniyle 14. maddeye aykırı olarak ayrımcılık maÄŸduru olup olmadıklarını ayrıca incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir.

 

IV. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

 

A.  Yargılamanın hakkaniyete uygunluğu

  

81. BaÅŸvuranlar İstanbul Sulh Hukuk Mahkemesi önünde yapılan yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığını iddia etmektedirler. Ulusal mahkemelerin ek bilirkiÅŸi incelemesi yapılması taleplerini kabul etmemesinden ÅŸikayetçi olmaktadırlar. Yerel mahkemeler tarafından karşılıklılık ilkesine iliÅŸkin getirilen yorumun uluslararası hukuka, bunun sonucunda da AİHS’ye aykırı olduÄŸunu iddia etmektedirler. Bu noktada baÅŸvuranlar AİHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.

82. AİHM bu ÅŸikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığını; zira 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi yönünden yapılan ÅŸikayetin sözkonusu hususu da kapsadığını deÄŸerlendirmektedir. 

 

B.  Yargılama süresi

  

83. AİHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunan baÅŸvuranlar, yargılama süresinin «makul  süre» ilkesini ihlal ettiÄŸini iddia etmektedirler.

84. Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır. Hükümet’e göre burada birbirine baÄŸlı iki yargılamanın bulunduÄŸu karmaşık bir dava sözkonusuydu. Hükümet dosyanın incelenmesi açısından gerekli belgelerin eski ve Arap harfleri ile kaleme alınmış olmaları nedeniyle karşılaşılan zorluÄŸun altını çizmektedir. Yargılamanın uzamasına, baÅŸvuranların avukatının görüşlerini hazırlamak için müteaddit defalar süre uzatma talebinde bulunması da etkili olmuÅŸtur. Sonuç olarak, adli makamlara yöneltilebilecek herhangi bir özensizlikten yahut kayda deÄŸer herhangi bir duraÄŸan dönemden bahsedilemeyeceÄŸinden Hükümet yargılama süresinin makul süreyi aÅŸmadığı sonucuna varmıştır.

85. Gözönünde bulundurulması gereken dönem Sulh Hukuk Mahkemesi’ne veraset ilamının iptaline yönelik baÅŸvurunun yapıldığı 10 Nisan 1991 tarihinde baÅŸlayıp 3 Temmuz 2001 tarihinde Yargıtay’ın verdiÄŸi kararla son bulmuÅŸtur. Dolayısıyla sözkonusu dönem altı aÅŸama için on yıldan fazla bir süre devam etmiÅŸtir.

86. AİHM, bir yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığının AİHM’nin bu husustaki içtihadında hasredilen ölçütler ve bilhassa davanın karmaşıklığı, baÅŸvuranların ve yetkili mercilerin tutumu ve ihtilafın konusu gözönünde bulundurularak deÄŸerlendirilmesi gerektiÄŸini hatırlatır.       

87. Mevcut dava, özellikle bilirkişi incelemesi gerektiren nüfus kayıtlarının eskiliğinden, bilirkişilerin müdahalesinin zorunlu olmasından ve karşılıklılık ilkesini değerlendirme zorluğundan dolayı şüphesiz belli bir karmaşıklığa sahipti.

88. Yargılama süresinin uzamasına başvuranların tutumunun neden olduğu kanıtlanamamıştır.

89. Yetkili makamların tutumuna gelince AİHM, Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından 22 Eylül 1994 tarihinde görüşüne baÅŸvurulan DışiÅŸleri Bakanlığı’nın adıgeçen mahkemeyi Adalet Bakanlığı’na yönlendirmesi için dokuz ay geçmesi gerektiÄŸini kaydetmektedir. Aynı ÅŸekilde baÅŸvuran taraf sözkonusu mahkemeyi 20 Eylül 1995 tarihinde usulünce bilgilendirmiÅŸ olmasına raÄŸmen, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını üçüncü kez bozarken, Sulh Hukuk Mahkemesi’nin Teodos’un varislerinin tabiiyetini göz önünde bulundurmadığı tespitinde bulunmuÅŸtur.

90. Bu konudaki yerleşik içtihadını gözönünde tutan AİHM, kendisine sunulan unsurların tamamını inceledikten sonra tartışmalı yargılama süresinin aşırı olduğunu ve «makul süre» gereğine cevap vermediğini takdir etmiştir.

91. Bu nedenlerle, 6 § 1. madde ihlal edilmiştir.

 

V. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASINA DAİR

 

92. AİHS’nin 41. maddesi:

 

            “Mahkeme iÅŸbu SözleÅŸme ve protokollerinin ihlal edildiÄŸine karar verirse ve ilgili Yüksek SözleÅŸmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiÄŸi takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.” 

 

93. Maddi tazminat olarak başvuranlar herşeyden önce mevcut başvurunun konusunu teşkil eden taşınmazların iadesini talep etmektedirler. Başvuranlar ayrıca sözkonusu taşınmazlardan faydalanamamaktan ve kira geliri elde edilememesinden kaynaklanan zararlarının tazminini talep etmektedirler.

94. Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.

95. Başvuranlar, manevi zararlarının tazmini için 500.000 ABD Doları talep etmektedirler

96. Hükümet, bu hususta ihlal tespitinin yeterli bir tatmin teşkil edeceğini değerlendirmektedir.

97. Başvuranlar, toplam 30.000 ABD Doları tutarındaki masraf ve harcamalarının iadesini talep etmişlerdir. Başvuranlar, Türkiye‘ye gitmek için yaptıkları yolculuk masrafları için 15.000 ABD Doları ve yargılama giderleri (avukat ücreti, posta ve tercüme masrafı vs. ) için 15.000 Euro talep etmektedirler. İddialarını temellendirmek için başvuranlar avukatlık ücretlerini gösterir bir tarife, tercüme masraflarına ilişkin 532,07 YTL tutarında bir makbuz ve 297,35 YTL tutarında bir noter makbuzu sunmaktadırlar.

98. Hükümet aşırı olarak değerlendirdiği bu taleplere itiraz etmektedir.

99. Mevcut dava koşullarında Savunmacı Devlet ile başvuranlar arasında bir uzlaşmaya varılabilmesi ihtimalini gözönünde bulunduran AİHM, 41. maddenin bu aşamada uygulanmasına yer olmadığını değerlendirmektedir.

 

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE

  

1.         Ön itirazın reddedilmesine;

 

2.         ÅžiÅŸli’de bulunan arsayla ilgili olarak 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediÄŸine, BeyoÄŸlu’ndaki apartman dairesiyle ilgili olarak ise 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiÄŸine;

 

3.         Yargılama süresi nedeniyle AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiÄŸine;

 

4.         AİHS’nin 6. (yargılamanın hakkaniyete uygun olarak yapılmaması ) ve 14. maddeleri yönünden yapılan ÅŸikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;

 

5.         AİHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun

 

a) saklı tutulmasına;

b) Hükümet ve başvuranların mevcut kararın tebliğinden itibaren altı ay içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine ;

c) Sonraki yargılamanın saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek süreci belirlemeye yetkili kılınmasına;

 

Karar vermiÅŸtir.

 

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 27 Mart 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiÅŸtir.

 

Fatoş Aracı                                                                                                    J. J. Casadevall

Grefye Yardımcısı                                                                                                      Başkan

 

* DışiÅŸleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe’ye çevrilmiÅŸ olup, gayrıresmî tercümedir

.


  • İnsan Hakları Mahkemesi Kararları
  • Adem Bayrak ve DiÄŸerleri - Türkiye Davası
  • Veraset İşlemleri
  • BoÅŸanma Sebepleri
  • Halis DoÄŸan - Türkiye Davası

    
    RSSSiteyi RSS ile takip edin.
    Haber Sistemimize Üye Olun!
    Haber, Makale, Çalışma, Yargı Kararı Gönderin