<?xml version="1.0"?><!-- generator="bbPress" -->

<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
>

<channel>
<title>Türk Hukuk Rehberi.Net: Son Gönderilenler</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</link>
<description>Türk Hukuk Rehberi.Net: Son Gönderilenler</description>
<language>en</language>
<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 13:53:07 +0000</pubDate>

<item>
<title>yonetici konu: "Eşit İşlem Borcunun Aynı Durumda Olan İşçiler Açısından Anlam İfade Etmesi"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/esit-islem-borcunun-ayni-durumda-olan-isciler-acisindan-anlam-ifade-etmesi#post-82</link>
<pubDate>Cum, 28 Nov 2008 15:20:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">82@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No : 2007/14473&#60;br /&#62;
Karar No : 2007/21553&#60;br /&#62;
Tarih : 03.07.2007&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Taraflar arasındaki, liyakat ödülünün ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 3.7.2007 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat G. E ile karşı taraf adına Avukat R. R geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Karar : Davacı işçi, emeklilik sebebiyle işyerinden ayrıldığını ve yönetim kurulu kararı uyarınca hak kazandığı liyakat priminin kendisine ödenmediğini ileri sürerek, bu konuda istekte bulunmuştur. Davalı işveren ise davacının dayandığı yönetim kurulu kararında liyakat primine hak kazanmak için belli koşullar öngörüldüğünü, davacının emekli olmak suretiyle işyerinde ayrılmış olması sebebiyle bu hakkı kazanmadığını savunmuştur. Mahkemece, davacının imzaladığı ibranamede liyakat priminin ödeneceğinin öngörüldüğü ve yönetim kurulu kararına göre işverence iş sözleşmesi feshedilenlere ödeneceği kabul edildiği halde emeklilik sebebiyle iş sözleşmesi sona eren davacı işçiye ödenmemesinin eşitsizlik doğurduğunu ve bazı emekli olan işçilere bu türden ödeme yapıldığı gerekçesiyle 180.596.13 YTL olarak hesaplanan isteğin taleple bağlı kalınarak kabulüne dair karar verilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacı işçinin imzalamış olduğu ibranamede davacıya liyakat primi ödeneceği kuralı mevcut değildir. Bu konuda dosyaya sunulan başkaca işçilerle ilgili ibranameler, mahkemece davacı işçinin imzaladığı ibraname olarak değerlendirilmiştir&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62;  Kararın gerekçesi bu yönde dosya içeriğine uygun düşmemektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dosya içinde bulunan davacının dayandığı tarihsiz yönetim kurulu kararında, liyakat primine hak kazanabilmek için C. şirketinden davalı şirkete intikal eden bir işçinin bu intikal anında 45 yaşını doldurması ve işverence 5 yıl içinde iş sözleşmesinin feshedilmiş olması gibi koşullar öngörülmüştür. Anılan kararda işçi tarafından emeklilik suretiyle fesih halinde liyakat primine hak kazanılacağı kuralı mevcut değildir. Yönetim kurulunun davaya konu kararında C. şirketinden intikal eden personele işveren 5 yıl çalışma yönünden belli bir iş güvencesi sağlanmıştır. İş sözleşmesinin emeklilik sebebiyle işçi ta.rafından feshinin, işveren feshi ile aynı mahiyette olmadığı açıktır. 4857 sayılı İş Kanununun 5. maddesinde düzenlenen işverenin eşit davranma borcu, maddede sözü edilen aynı durumdaki işçiler bakımından bir anlam ifade etmektedir. Emeklilik suretiyle işyerinden ayrılan davacı işçinin, yönetim kurulu kararı ile getirilen ve belli bir süreden önce fesih halinde liyakat pirimi ödenmesini öngören, bu yönüyle iş güvencesi sağlayan hükümden, yararlanması mümkün değildir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Liyakat kelimesi, layık olma yaraşırlık ve uygunluk anlamına gelmektedir. Buna; göre davacının liyakat primine hak kazanabilmesi için liyakat sahibi olması gerekir. Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre davacı işçi Yatırımlar Servis Müdürü olarak çalıştığı işyerinde, tedarikçi bir firmadan bu firma ile daha fazla iş yapılması karşılığında menfaat temin etmiş ve komisyon bedeli olarak çekler almıştır. Anılan çeklerin bir kısmı tahsil edilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Olayın açığa çıkması üzerine yapılan soruşturma sırasında istifa ettiğine dair 4.8.2004 tarihli dilekçesini vermiş, ardından işverene başvurarak dilekçesinin işlemi konulmamasını ve emeklilik hakkını kazanmış olması sebebiyle emekliye ayrılacağın bildirmiştir. Davalı işveren işçinin bu talebini kabul ederek emeklilik sebebiyle feshe bağlı olarak kıdem tazminatını ödemiştir. Feshin emeklilik suretiyle gerçekleştiği hususu tarafta arasında tartışmasız ise de, davacının liyakat primine hak kazanabilmesi noktasında anılan fesih işlemi öncesinin de değerlendirilmesi gerekir. Gerçekten davacının bahsi geçen davranışı ile soruşturma sırasında istifa etmiş olması dikkate alındığında, prime layık olmadığı anlaşılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davalı işveren işyerinde emekli olan ya da olmayan bazı işçilere liyakat prim ödemiş, ancak aynı durumda olan bazı işçilere ödeme yapılmamıştır. Liyakat prim konusunda yönetim kurulu tarafından alınmış 22.12.2000 tarih ve 10 sayılı ve 28.2.200 gün ve 269 sayılı iki karar daha bulunmaktadır. Her iki kararda da liyakat prim ödenmesinin yönetim kurulunun taktirinde olduğu ifade edilmiştir, işyerinde belli bir kurala tabi olmaksızın tamamen yönetim kurulunun inisiyatifi ile birkaç işçiye liyakat pirimi ödemesi yapıldığı görülmektedir. Bu durum, davacı işçiye liyakat primi ödemesi yapılmasını gerektirmemektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dosya içeriğine davacı işçiye liyakat pirimi ödemesi gerektiğine yönünde bir sonuca varılamadığı gibi hesap yöntemi konusunda da herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır. Davacının bildirdiği ve tamamen varsayıma dayanan bir formülle hesaplamaya gidilmiştir. Davacı vekilinin sözünü ettiği hesap yöntemi, bilirkişi tarafından, ödeme yapılan üç işçi yönünden denenmiş ve bahsi geçen kişilere ödenen miktarlardan çok farklı sonuçları ulaşılmıştır. Yapılan açıklamalara göre davacının liyakat primine hak kazanamadığı anlaşılmakla anılan isteğin reddi gerekirken, mahkemece yazılı şekilde kabulü hatalı olmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, Davalı yararına takdir edilen 500.00 YTL. duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.07.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "İşçiye Zam Yapılmamasının Haklı Fesih Nedeni Olmayabileceği"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/isciye-zam-yapilmamasinin-hakli-fesih-nedeni-olmayabilecegi#post-81</link>
<pubDate>Cum, 28 Nov 2008 15:16:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">81@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No : 2004/19803&#60;br /&#62;
Karar No : 2005/8930&#60;br /&#62;
Tarih : 17.03.2005&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı, ihbar ve kıdem tazminatı, fazla çalışma ve yıllık izin ücreti, tatil gündelikleri, ikramiye, ciro primi ile ücret alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yerel mahkeme, isteği kısmen kabul etmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hüküm süresi içinde davalılar avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Karar : 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2- İşverenin işçiye zam yapmaması işçi için haklı fesih sebebi olmaz; kaldı ki aynı işyerinde o dönem için hiçbir işçiye zam yapılmamıştır&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; İşverenin eşit işlem borcunda aykırılık eylemi bulunmamaktadır. Şu durumda işçinin iş sözleşmesini feshi haksız olup kıdem tazminatı isteminin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 17.03.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Aynı İşlemden Sorumlu Olanlardan Yalnızca Birisinin İşten Çıkarılması"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/ayni-islemden-sorumlu-olanlardan-yalnizca-birisinin-isten-cikarilmasi#post-80</link>
<pubDate>Cum, 28 Nov 2008 14:55:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">80@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No : 2004/7540&#60;br /&#62;
Karar No: 2005/2732&#60;br /&#62;
Tarih : 01.02.2005&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Taraflar arasındaki ihbar, kıdem ve kötü niyet tazminatları, fazla çalışma ve izin ücreti ile hafta tatili gündeliğinin ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatınca istenilmesi ve davacı avukatınca da duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 1.2.2005 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü yapılan tebligata rağmen taraflar adına kimse gelmediğinden incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Karar : 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm temyiz itirazlarıyla davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2- Davacı işçi iş sözleşmesinin işverence haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek ihbar ve kıdem tazminatı isteklerinde bulunmuş, mahkemece her iki isteğin de reddine karar verilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı, davalıya ait bankada operasyon yönetmeni olarak görev yapmıştır. Aynı şubede pazarlama yetkilisi olarak çalışan S. A.'ın yapmış olduğu usulsüz bankacılık işlemleri sebebiyle bankanın zarara uğratıldığı ve davacının da Şube Yönetimi EI Kitabında belirlenen denetim görevini yapmadığı ileri sürülerek disiplin kurulu kararı doğrultusunda ve Personel Yönetmeliğinin 116. maddesi uyarınca iş sözleşmesi feshedilmiştir. Ancak, aynı yönetmeliğin 107. maddesi uyarınca disiplin kurulu tarafından işçinin savunmasının alınması gerektiği halde davalı işverence bu yola gidilmemiştir. Öte yandan, şube müdürünün bankadaki işlemlerden birinci derecede sorumlu olduğu belirtildiği halde, aynı karar doğrultusunda şube müdürü hakkında ihtar cezası uygulandığı görülmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davalı bankanın hazırlamış olduğu Şube Yönetimi El Kitabına göre, pazarlama yetkilisi doğrudan şube müdürüne bağlı olarak görev yapmaktadır. Operasyon yönetmeni olan davacının, pazarlama yetkilisi ile astlık ya da üstlük ilişkisi bulunmamaktadır. Anılan el kitabında davacının işlemsel sorumluluklarının açıklandığı 3.2.4. bölümde, pazarlama yetkililerinin işlemlerinin denetlenmesi görevi davacıya verilmişse de, pazarlama yetkilisinin doğrudan şube müdürüne bağlı olarak çalıştığı dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Buna göre adı geçen şahsın usulsüz işlemlerinden sorumluluk birinci derecede şube müdürüne ait olmalıdır. Nitekim bu husus Müfettiş raporu ile disiplin kurulu kararında da belirtilmiştir. Buna rağmen şube müdürü, uyarı cezası ile cezalandırılmış ve olayda daha az sorumluluğu olan davacı işçinin ise iş sözleşmesi feshedilmiştir&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; Bu şekilde davalı işveren, işçiye karşı eşit işlem yapma borcuna aykırı davranmıştır. Böyle olunca feshin haklı olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece ihbar ve kıdem tazminatı isteklerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde isteklerin reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 1.2.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Mesai Saatleri İçinde İşyerinde Toplantı Yapan İşçilerin Sadece Bir Kısmının İşten Çıkarılması"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/mesai-saatleri-icinde-isyerinde-toplanti-yapan-iscilerin-sadece-bir-kisminin-isten-cikarilmasi#post-79</link>
<pubDate>Cum, 28 Nov 2008 14:52:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">79@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No  : 2005/11204&#60;br /&#62;
Karar No : 2005/14365&#60;br /&#62;
Tarih      : 25.04.2005&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Karar : İş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanununun 18 ve devamı maddelerine aykırı olarak feshedildiğini iddia eden davacı, feshin geçerli nedenle yapılmadığını belirterek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davalı, asıl işverenle yaptığı sözleşme hükümlerine göre hareket ettiğini ve talimatı uygulamak zorunda kaldığını, işyerinde meydan gelen işi bırakma eylemi nedeni ile, zarar meydan geldiğini ve asıl işverenin işçilerin savunmasını aldığını, feshin asıl işverence iradesi dışında gerçekleştirildiğini savunmuştur&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece, davacı işi bırakma eylemine katıldığını, işin durmasına ve işyerinin zarara uğramasına neden olunduğunu, feshin haklı olduğu gerekçesi ile istemin reddine karar verilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dosya içeriğine göre, davalının fesih işlemini, asıl işveren konumunda olan P. A. Gıda San. A.Ş.'nin istemi üzerine gerçekleştirildiği, davacının işyerinde 30 işçi ile birlikte mesai saatleri içinde yaklaşık 1,5 saat toplantı yaptığı, işi bıraktığı ve zarara neden olduğunun belirtildiği, asıl işverence davacı ve bir kısım işçinin savunmalarının alındığı, özellikle halen işyerinde çalışan tanığın anlatımına ve belgelere göre, asıl işverene bağlı çalışan ve işveren temsilcisi konumunda olan işçinin, işçilere kötü davranışının şikayet edilmesi üzerine işyerinde toplantının işletme müdürü ve şefinin bilgisi dahilinde gerçekleştiği, toplantıya katılanların aynı gün mesai yapmadıkları 1,5 saat için, vardiya bitiminden sonra yaklaşık 3-4 saat çalıştıkları, böylece toplantı karşılığı çalışılmayan sürenin fazlası ile telafi edildiği, işverenin bir zararının oluşmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca toplantıya 30 işçi katıldığı belirtilmesine rağmen, sadece davacının da bulunduğu 4 işçinin iş sözleşmelerinin feshi, eşit işlem yapma borcuna aykırılık teşkil etmektedir&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; Kaldı ki davalı alt işveren, fesihte iradesinin oluşmadığını da açıklamıştır. Somut bu olgulara göre, iş sözleşmesinin feshinin haklı olduğuna ve davanın reddine karar verilmesi hatalıdır. Feshin geçersizliğine ve işe iadeye karar verilmesi gerekir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;4857 sayılı İş Kanununun da düzenlenen ve feshin geçersizliğinin sonucuna bağlanan işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücret alacağı, davacının başvurusu ve davalının işe başlatmaması halinde uygulanması gereken tespit niteliğinde hükümler olduğundan, talep olsun olmasın, resen miktar belirtilmeksizin karar altına alınmalıdır. Ayrıca tespit niteliğindeki bu hüküm nedeni ile, karar harcı ve vekalet ücretinin maktu olarak takdiri gerekir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ : 4857 sayılı İş Yasasının 20/3. maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;HÜKÜM: Yukarda açıklanan gerekçe ile;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2. Feshin GEÇERSİZLİGİNE ve davacının İŞE İADESİNE,&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;3. Davacının yasal süre içinde başvurusuna rağmen davalı işverence süresi içinde işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının kıdemi, fesih nedeni dikkate alınarak takdiren davacının 4 aylık brüt ücreti tutarında BELİRLENMESİNE,&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;4. Davacı işçinin işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalıdan tahsilinin GEREKTİĞİNE,&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;5. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;6. Davacının yapmış olduğu 29 YTL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;7. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 350.- YTL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;8. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine, kesin olarak 25.4.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "İşçinin Bir Başka İşyerine Naklinin Eşit İşlem Borcuna Aykırı Olması"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/iscinin-bir-baska-isyerine-naklinin-esit-islem-borcuna-aykiri-olmasi#post-78</link>
<pubDate>Cum, 28 Nov 2008 14:48:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">78@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No : 2007/14259&#60;br /&#62;
Karar No : 2007/28745&#60;br /&#62;
Tarih   : 01.10.2007&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Karar : Davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan işverence feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücretinin belirlenmesini istemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davalı işveren, sözleşmedeki yetkiye dayanılarak davacının Ne ... şubesinde görevlendirildiğini, davacının görevlendirildiği yerde işbaşı yapmadığı gibi, nakilden önceki işyerine de gelmediğini, bu arada banka tarafından düzenlenen eğitime de mazeretsiz olarak katılmadığını, iş sözleşmesinin işe gelmemek suretiyle davacı tarafından feshedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece Ne ... şubesine tayin edilen davacının değişikliği kabul etmemesi halinde önceki görev yerine gelmesi gerektiği, davacının önceki görev yerine gelmediği gibi, görevlendirildiği şubede de işbaşı yapmadığı, iş sözleşmesinin bu şekilde kendisi tarafından sonlandırıldığı, davalı tarafça gönderilen ihtarnamenin içerik itibariyle iş sözleşmesinin işçi tarafından feshedildiğinin tespiti ve bildirilmesi niteliğinde olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dosya içeriğine göre davalı bankanın Ni... şubesinde operasyon yetkilisi olarak çalışan davacının Ne .. şubesine naklen atandığının bildirildiği, davacının naklen atandığı şubede işbaşı yapmamak suretiyle iş sözleşmesinin kendisi tarafından sona erdirilmiş olduğunun davalı işverence ihtarname ile bildirildiği anlaşılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı İş Kanununun 22.maddesine aykırı olarak, yazılı bir naklen atama yazısının kendisine tebliğ edilmediğini, atamanın toplu iş sözleşmesinin 10.maddesine uygun yapılmadığını ve ayrıca istemediği halde ilişiğinin kesilmesi nedeniyle Ni ... şubesinde çalışmaya devam edemediğini ileri sürmüştür.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Naklen atamanın yapıldığı tarih itibariyle işyerinde yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesinin 10.maddesinde bankanın personelini aynı şehirdeki veya diğer şehirdeki ünitelere ve görevlere nakletmek ve atamakta serbest olduğu, ancak şehir dışı nakillerde ve atamalarda üye işçinin eşinin bir hizmet akdi ile bağlı olarak çalışıp çalışmadığı, öğrenim yapan çocukları varsa gidilecek yerde ihtiyacı halinde yabancı dilde öğretim yapan okullar bulunup bulunmadığı ve üye, eşi ve velayeti altındaki veya reşit olmakla birlikte orta öğretime devam eden çocukları ile bakmakla yükümlü oldukları anne ve babasının mevcut hastalıklarının gidilecek yerde tedavi imkanın olup olmadığının göz önünde tutulması gerektiği düzenlenmiştir. Aynı maddenin ( B ) bendinde ise kısaca işyerinde çalışan üyenin toplu iş sözleşmesi döneminde evlenmesi halinde eşinin çalıştığı yerde birden fazla işyeri varsa bir defaya mahsus olmak üzere atanacağı belirtilmiştir. Toplu iş sözleşmesinin söz konusu düzenlemesinin aileyi korumaya yönelik olduğu açıktır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı işçi 19 yıllık bir işçi olup, eşinin Ni.. İl Özel İdaresinde Mal Hizmetler Müdürü olarak 657 S.K.na tabi olarak çalıştığı, çocuğunun Ni.. Anadolu Lisesi 10/D sınıfında okuduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Buna göre davacımı belirtilen ailevi özelliklerinin naklen atamada toplu iş sözleşmesinin anılan hükmüne aykırı olarak dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Öte yandan, dosya kapsamına göre davalı banka Genel Müdürlüğünün Yönetin Kurulu Başkanlığına gönderdiği 25.9.2906 tarihli yazıda 14.6.2006 günü davacı ile aynı bankada Bireysel Müşteri İlişkileri Yönetici Yardımcısı arasında sözlü tartışma yaşandığı ve takibinde diğer personelin davacıya fiziki saldırıda bulunduğu belirtilerek davacıya ihtar diğer personele ise kınama cezası verilmesinin istendiği, yazının üzerine &#34;ikisinden birisinin ( en uygun alanının ) diğer bir şubeye atanması&#34; şeklinde şerh düşüldüğü anlaşılmaktadır Genel Müdürlükçe yazılan söz konusu yazıda daha ağır ceza verilmesi istenen kişinin değil de davacının naklen atama için seçilmesi İş Kanunu'nun 5&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; maddesinde öngörülen eşit işlen borcuna da uygun düşmemektedir. Bu konuda ayrıca belirtmek gerekir ki, Dairemizin uygulamasına göre işverenin sözleşmeyle nakil yetkisini saklı tutması mümkündür. Ancak her hak gibi, nakil yetkisinin de iyiniyet kurallarına uygun olarak kullanılması gerekir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Çalışmakta olduğu işyerinden ilişiği kesilerek çalışması engellenen, toplu iş sözleşmesine ve yasaya aykırı olduğu için naklen atandığı şubede göreve başlamayan davacının devamsızlık yaptığı kabul edilemez. Mevcut olgulara göre iş sözleşmesi davalı işverence geçerli neden olmadan feshedilmiş olduğundan davacının işe iadesine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi hatalı olmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı İş Kanunun 20.maddesinin 3.fıkrası uyarınca hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ : Yukarıda belirtilen nedenlerle;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;1- ) Ni .. İş Mahkemesinin 28.2.2007 gün ve 107-16 sayılı kararının bozularak ortadan kaldırılmasına,&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2- ) İşverence yapılan feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine,&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;3- ) Davacının yasal sürede işe başvurmasına rağmen, işverenin süresi içinde işe başlatmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının fesih nedeni ve kıdemi dikkate alınarak 7 aylık ücreti olarak belirlenmesine,&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;4- ) Davacının işe iade için işverene süresi içinde başvurması halinde hal kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok dört aylık ücret ve diğer haklarının davacıya ödenmesi gerektiğinin belirlenmesine,&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacının işe başlatılması halinde varsa ödenen ihbar ve kıdem tazminatımı bu alacaktan mahsubuna,&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;5- ) Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;6- ) Davacı vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan tarifeye göre 450.YTL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;7- ) Davacı tarafından yapılan ( 62.20 ) YTL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;8- ) Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, kesin olarak oybirliğiyle, 01.10.2007 tarihinde karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Birlikte İstihdam ve Eşit İşlem Borcuna Aykırılık"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/birlikte-istihdam-ve-esit-islem-borcuna-aykirilik#post-77</link>
<pubDate>Cum, 28 Nov 2008 14:45:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">77@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No  : 2007/33247&#60;br /&#62;
Karar No : 2008/114&#60;br /&#62;
Tarih      : 12.02.2008&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Taraflar arasındaki, ücret farkı ile eşit davranma borcuna aykırılık Tazminatının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 12.02.2008 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü yapılan tebligata rağmen taraflar adına kimse gelmediğinden incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Karar : Davacı işçi, davalıya ait işyerinde insan kaynakları müdürü olarak çalıştığını ve diğer işçilere ücret artışı yapıldığı halde 2004 yılı Aralık ayından itibaren kendisine hiç ücret artışı uygulanmadığını ileri sürerek ücret farkı ile eşit davranma borcuna aykırılık tazminatını talep etmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davalı işveren, davacının davalı şirket dışında aynı guruba ait olan B.Holding Anonim Şirketi ile Öz-il Otomotiv Limited Şirketinden de aylık ücret aldığını, her üç şirketin davacı adına sosyal güvenlik destek primi yatırdığını ve toplam ücretler dikkate alındığında davacının guruba ait diğer tüm şirketlerde ödenen aylık ücretlerden fazla gelirinin olduğunu savunmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece, davacının aynı guruba ait olsa da farklı tüzel kişiliğe haiz şirketlerden ödeme yapılmış olmasının eşit davranma yükümünü ortadan kaldırmayacağı ve 2004 yılı Aralık ayından itibaren davacı işçiye davalı şirket tarafından ücret artışı uygulanmamış oluşunun davalı işverenin eşit davranma borcuna aykırılığı oluşturduğu gerekçesiyle dava konusu isteklerin kabulüne karar verilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacının davalı şirket yanında aynı guruba ait diğer şirketlerden ücret aldığı ve her üç şirkete karşı insan kaynakları müdür sıfatıyla sorumluluğunun olduğu dosya içindeki bilgi ve belgelerle taraflar beyanlarından anlaşılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dairemizin 27.2.2006 gün 2006/1163 E, 2006/ 4714 K. kararında da belirtildiği üzere, işçinin aynı guruba ait şirketlerin bir kısmına ya da tamamına birlikte hizmet vermiş olması ve bu çalışmaların kısmi çalışma şeklinde ayrıştırılmasının mümkün olmaması halinde birlikte istihdam olgusundan söz edilir. Somut olayda da, davacının davalı şirket dışında B.Holding Anonim Şirketi ile Öz-il Otomotiv Limited Şirketlerine aynı anda hizmet verdiği ve sorumluluk üstlendiği buna karşın her üç şirketten ücret aldığı anlaşılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;4857 sayılı İş Kanununun 5. maddesinde işverenin eşit davranma borcu düzenlenmiş, işverenin buna aykırı davranması halinde işçinin, 4 aya kadar ücreti tutarında bir tazminat ile yoksun kaldığı hakları talep edebileceği hükme bağlanmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Eşitlik ilkesi aynı durumda olan işçiler yönünden geçerlidir. Başka bir anlatımla işverenin, farklı konumda olan işçiler bakımından eşit davranma yükümü yerine yönetim hakkı kapsamında farklı davranma serbestisinden söz edilir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Somut olayda da davacının birlikte istihdam edilen bir işçi olduğu gözetilerek bir değerlendirmeye gidilmelidir. Davacının davalı işverenin diğer bir işçi ya da aynı guruba ait başka bir işçi ile karşılaştırılması doğru olmaz. Birlikte istihdam: oluşturan işverenlerin eşit davranma yükümü, kural olarak birlikte istihdama dahil işçiler yönünden hüküm ifade eder.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı işçinin davalı işveren tarafından ödenen ücretleri Aralık 2004 ayından itibaren artmamış olsa da, B. Holding Anonim Şirketi ile Öz-il Otomotiv Limited Şirketleri tarafından ödenen ücretler sürekli artmış durumdadır. Davalı işveren bu sebeple davacının toplam gelirleri itibarıyla aynı guruba ait şirketlerin diğer çalışanlarının hepsinin üzerinde ücret ödendiğini savunmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Somut olay yönünden çözümü gereken konu davacı gibi birlikte istihdam edilen diğer işçiler olup olmadığını belirlemek ve davacı ile bu işçiler bakımından işverenin eşit davranma borcuna aykırılığın olup olmadığını tespit etmekten ibarettir Yoksa gurubu oluşturan şirketlerden birinde işçilere uygulanan ücret artışlarının olduğu gibi birlikte istihdama dahil işçilere de uygulanması gerekmez. Bu itibarla davacı işçi yönünden B. Holding ticaret ve finans müdürü ücretleri dikkate alınarak değerlendirme yapılması doğru olmamıştır&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; Her şeyden önce sözü edilen çalışanın birlikte istihdam kapsamında olup olmadığı bilinmemektedir. Mahkemece eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA. Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 12.02.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Kavga Eden İşçilerden Sadece Birinin İşten Çıkarılması ve Eşit İşlem Borcuna Aykırılık"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/kavga-eden-iscilerden-sadece-birinin-isten-cikarilmasi-ve-esit-islem-borcuna-aykirilik#post-76</link>
<pubDate>Cum, 28 Nov 2008 14:41:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">76@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No   : 2004/8413&#60;br /&#62;
Karar No : 2004/24957&#60;br /&#62;
Tarih       : 04.11.2004&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı, ihbar ve kıdem tazminatı ile ücretli izin alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Karar : Davacının, davalının işyerinde işverenin diğer işçisi N.S.'ye hakaret ve darp etmesi sebebiyle 1475 Sayılı Yasanın 17/II-ç maddesi gereğince hizmet akdinin davalı işveren tarafından feshedildiği kabul edilerek ihbar ve kıdem tazminatı istekleri reddedilmişse de, bu olayla ilgili olarak N. S. tarafından davamızın davacısı G.T. aleyhine açılan şahsi davada Edirne Sulh Ceza Mahkemesinin 2001/1931 Esas dosyasının yargılaması sonunda verilen kararda hakaret fiilinin gerçekleşmediği kabul edilmiş, ancak müessir fiilin subut bulduğu kabul edilerek sanığın mahkumiyetine ve cezanın ertelenmesine karar verilmiş, karar Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 8.10.2003 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir. Ceza mahkemesi kararı gerekçesinde kavganın şahsi davacı N.S. tarafından başlatıldığı olayda hafif tahrikin varlığı kabul edilerek TCK'nın 51/1 maddesi gereğince ceza indirimi yapılmıştır. Gerek ceza dosyasındaki kanıtlardan, gerekse dosya içeriğinden tarafların karşılıklı olarak birbirlerini darp ettikleri anlaşılmaktadır. Olay mesaiden sonra soyunma odasında meydana gelmiştir. Ceza kararında olayı başlattığı kabul edilen N&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; S.'nin bu olay sebebiyle iş akdinin feshedilmediği ileri sürülmüştür. Davacının kaşını yararak yaralama fiilini ika eden N. S.'nin hizmet akdi bu olay nedeni ile feshedilmeyerek eşit işlem borcuna aykırı davranıldığı gibi dokuz yıl kıdemi bulunan davacının diğer işçiye sataştığı da kanıtlanamadığından, ihbar ve kıdem tazminatı alacak miktarları belirlenerek istekler hüküm altına alınmalıdır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 4.11.2004 gününde karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "İşyerinde Sadece Bir İşçiye Zam Yapılmaması ve Eşit İşlem Borcuna Aykırılık"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/isyerinde-sadece-bir-isciye-zam-yapilmamasi-ve-esit-islem-borcuna-aykirilik#post-75</link>
<pubDate>Cum, 28 Nov 2008 14:38:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">75@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No   : 2004/8671&#60;br /&#62;
Karar No  : 2004/24558&#60;br /&#62;
Tarih       : 01.11.2004&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı, ihbar ve kıdem tazminatı, fazla mesai, yıllık izin ücreti ile hafta tatili ücretinin, karşı davacı ise ihbar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yerel mahkeme, asıl davayı kısmen hüküm altına almış, karşı davayı reddetmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Karar : 1&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2. Dosya içeriğinden davalı işverenin işyerinde davacı dışındaki tüm işçilere ücret zammı yaptığı halde davacının ücretine zam yapmadığı, bu hususu davalı ile davacının görüştüğü buna rağmen davalı işverenin davacı ücretine zam yapılmayacağını açıklaması üzerine mesai bitiminde davacının işyerinden ayrıldığı; anahtarı işyerine bıraktığı; bir daha işyerine gelmemek suretiyle iş aktinin davacı tarafından sona erdirildiği anlaşılmaktadır. İşveren diğer işçilerin ücretlerine zam yaptığı halde davacı ücretlerine zam yapmamak suretiyle eşit işlem yapma borcuna aykırı davrandığı davacının ısrarına rağmen bu eylemini sürdürdüğü; bu nedenle hizmet aktini davacının feshetmekte haklı olduğu sonucuna varıldığından, ihbar tazminatının reddedilmesi doğru ise de kıdem tazminatı talebinin kabulü gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 1.11.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Daha Az Ücret Artışı ve Eşit İşlem Borcuna Aykırılık"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/daha-az-ucret-artisi-ve-esit-islem-borcuna-aykirilik#post-74</link>
<pubDate>Cum, 28 Nov 2008 14:35:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">74@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No  : 2003/18893&#60;br /&#62;
Karar No : 2004/7996&#60;br /&#62;
Tarih      : 08.04.2004&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı, kıdem tazminatı, ikramiye ile ücretli izin alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Karar : Davacı, davalı işverenin ikramiyeleri tek taraflı olarak kaldırması, muvafakat etmediği için ücret zammından aynı işi yapan diğer işçilere nazaran eksik yararlandırılması nedeniyle hizmet sözleşmesini haklı olarak feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ücret farkı, ikramiye ve yıllık izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece, davacının, davalı tarafından ikramiyelere ilişkin yayınlanan duyuru ve genelgeleri ihtirazi kayıtsız imzaladığı, beş ay sonra ayrılmış olmasına göre istifa etmiş sayılacağından sözedilerek davanın reddine karar verilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dosyadaki bilgi ve belgelerden, 3.7.2001 tarihli genelgede, ücreti 200.000.000 TL.den yüksek olan işçilerinin ikramiye miktarının 200.000.000 TL. ile sınırlandırıldığının; 26.2.2002 tarihli duyuruda ise, 1.1.2002 tarihinden itibaren ikramiyelerin kaldırıldığı, 200.000.000 TL. ile sınırlandırılan her bir dönem ikramiyesinin o tarih itibarıyla aylara bölünerek ücrete eklendiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı, hizmet sözleşmesini 21.8.2002 tarihinde feshetmiştir. Ağustos 2002 ayına ait olduğu belirtilen ücret bordrosunda bir &#34;ek ödeme&#34; bulunmaktadır. Bu miktar son üç aylık ikramiye tutarına yakın bir miktardır. Bu durum davalı ve davacıya açıklattırılmalıdır. Mayıs-Haziran-Temmuz dönemi ikramiyesi olduğu belirlendiği takdirde, her ay bölünerek ödeneceği belirtilen ikramiyenin, fesihten sonra ödendiği sonucu doğmaktadır ki, bu durumda davacının hizmet akdini haklı olarak feshettiğinin kabulü gerekir. Ayrıca, davacı, davalının eşit işe eşit işlem borcuna aykırı davrandığını, emsallerine daha fazla zam verildiğini, kendi ücretine ise, %10 zam yapıldığını ileri sürmüştür. Zam verilip verilmediği konusunda davalının çeşitli tarihlerdeki savunma ve itirazları çelişkilidir. Gerektiğinde işyerinde belgeler üzerinde bilirkişi marifetiyle inceleme yapılarak davacı ve emsallerine Ağustos 2002 ayı itibarıyla ne kadar zam yapıldığı davacıya eksik zam uygulanıp uygulanmadığı belirlenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; Eksik soruşturma ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 8.4.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "İşçinin İş Sözleşmesinin Eşit İşlem Borcuna Aykırı Olarak Askıya Alınması"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/iscinin-is-sozlesmesinin-esit-islem-borcuna-aykiri-olarak-askiya-alinmasi#post-73</link>
<pubDate>Cum, 28 Nov 2008 14:31:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">73@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No   : 2003/17019&#60;br /&#62;
Karar No : 2004/5650&#60;br /&#62;
Tarih       : 22.03.2004&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı, ihbar, kıdem ve kötüniyet tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Karar : 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2- Dosyadaki bilgi ve belgelerden işyerinde mevsimlik işçi olarak çalışan davacının diğer işçilerden farklı olarak Ocak ayında iş sözleşmesini askıya alındığı diğer işçilerin ise Mart ayı sonuna doğru iş akitlerinin askıya alındığı iddia edilmiş ve davacı tarafından işverenin iş akdini feshettiği iddiası ile dava konusu alacakların tahsili için dava açıldığı görülmüştür.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacının iş sözleşmesi aynı işyerinde çalışan diğer işçilerden daha önce askıya alınmak suretiyle işverence feshedilmiştir. Zira işverenin davranışı işçiler arasında eşit işlem yapma kuralına aykırıdır. Davacının bu davayı açtıktan sonra yeni sezon için ise davet edilmiş olması bu olguyu değiştirmez. Böyle olunca davacının, ihbar tazminatı alacağının da hüküm altına alınması gerekir&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; Aksi düşünce ile bu isteğin reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.3.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "İkramiye Ödemesi ve İşverenin Eşit İşlem Borcu"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/ikramiye-odemesi-ve-isverenin-esit-islem-borcu#post-72</link>
<pubDate>Cum, 28 Nov 2008 14:27:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">72@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No  : 2006/20755&#60;br /&#62;
Karar No : 2007/5609&#60;br /&#62;
Tarih      : 01.03.2007&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı, kıdem tazminatı, ücret ve ikramiye alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Karar : 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2- Davacının hizmet sözleşmesinin fesih tarihi 2004 olup, 1999 yılından sonra ikramiye ödemesi bulunup bulunmadığı taraflar arasında çekişmelidir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığı takdirde, işverenin sözlü hizmet akdinin bir koşulunu değiştirmesi ve işçinin de buna uzun süre ses çıkarmaması halinde, hizmet sözleşmesinin bu şekilde değiştirildiğini kabul etmek gerekir. Eşit işe eşit işlem yapma borcuna aykırılık halinde bu ilkeye dayanılamaz. Davacı vekilinin ek bilirkişi raporundan sonra sunduğu dava dışı başka bir işçiye ait ibraname örneğinden, davalı işyerinde ikramiye uygulamasının devam ettiği anlaşılmaktadır. Davalı cevap dilekçesinde, ikramiye hususunda 1998 yılından sonra ikramiyelerin ücrete eklendiğini belirtirken, davacının son ücretinin asgari ücret olduğunu savunmuş; diğer taraftan performansa dayalı prim esasına geçildiğini belirtmiş; davacı tarafın sunduğu emsal ibranameye karşı ise, işyerinde ikramiye uygulaması olmadığını belirterek çelişkiye düşmüştür. Dosyadaki delillerle ikramiye konusunda sonuca gitmek mümkün değildir&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; Bu nedenle işyeri kayıtları üzerinde uzman bir bilirkişi vasıtasıyla gerekli inceleme yapılmalı, sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İkramiye uygulamasının mevcut olduğunun kabul edilmesi halinde; ikramiye alacağı, her yıl için o yıla ait ücret üzerinden ayrı ayrı belirlenerek saptanmalı; ikramiye döneminde tam olarak çalışılmaması halinde kıstelyevm olarak hesaplanmalıdır. Eksik soruşturma ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye İADESİNE, 01.03.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "2003 Yılı İçin Ödenen Fon Paylarının Mahsup ve İade Edilebileceği Hakkında"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/2003-yili-icin-odenen-fon-paylarinin-mahsup-ve-iade-edilebilecegi-hakkinda#post-71</link>
<pubDate>Çar, 26 Nov 2008 05:13:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">71@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;ANAYASA MAHKEMESİ KARARI&#60;br /&#62;
Esas Sayısı  : 2004/94&#60;br /&#62;
Karar Sayısı : 2008/83&#60;br /&#62;
Karar Günü  : 20.3.2008&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Diyarbakır Vergi Mahkemesi&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İTİRAZIN KONUSU: 9.4.2003 günlü, 4842 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “… bu kazanç ve iratlara ilişkin olarak vergilendirme dönemi içinde ödenen fon payları mahsup ve iadeye konu olmaz” bölümünün, Anayasa’nın 10. ve 73. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;I- OLAY&#60;br /&#62;
2003 yılı vergilendirme dönemi içinde ödenen fon payının mahsup ve iade edilmesi isteminin reddedilmesi üzerine açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırılık iddiasını ciddi bulan Mahkeme iptali için başvurmuştur.  &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;II- İTİRAZIN GEREKÇESİ&#60;br /&#62;
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;“1982 Anayasasının Kanun Önünde Eşitlik başlıklı 10. maddesinde; Herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda oldukları hükme bağlanmıştır.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;1982 Anayasasının Vergi Ödevi başlıklı 73. maddesinde ise; Herkesin kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğu, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımının maliye politikasının sosyal amacı olduğu, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulup, değiştirilebileceği ve kaldırılabileceğini, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilebileceği hükme bağlanmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;4842 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki 3824 sayılı Kanun döneminde muhtasar beyannameye dahil edilip, tevkif edilen vergilerle birlikte ödenen fon payının, beyannameye dahil kazançlar üzerinden hesaplanan fon payına mahsup edilmesi veya mahsup edilecek fon payının bulunmaması durumunda ise nakden yada mahsuben iadesi söz konusu iken, 4842 sayılı Kanun ile 2003 vergilendirme dönemi içinde ödenen fon paylarının mahsup ve iade edilmeyeceği ancak 01.01.2004 tarihinden sonra verilecek gelir ve kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden de fon payının alınmayacağı hükme bağlanarak, tevkif suretiyle alınan vergiler üzerinden hesaplanan fon payları ile stopaja tabi gelir elde etmemiş ve 2003 yılı gelirini 2004 yılında beyan edecek mükellefler arasında farklılık yaratılmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hatta 01.01.2004 tarihinden önce vergi tevkifatına bağlı olarak fon payı ödeyen mükellef vergilendirme dönemi sonunda zarar etse bile 4842 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin “... bu kazanç ve iratlara ilişkin olarak vergilendirme dönemi içinde ödenen fon paylarının mahsup ve iadeye konu olmaz.” cümlesi uyarınca fon payı kendisine iade ve mahsup edilemeyeceğinden fon payının nihai yüklenicisi konumunda olacaktır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yargı ve doktrinde; vergide genellik ve eşitlik, vergi adaleti ilkeleri olarak kabul edilmekte, vergide genellik ilkesi; toplumda yaşayan herkesin mali gücüne göre vergi yükümlüsü olması şeklinde, vergide eşitlik ilkesi ise benzer durumda bulunanlara eşit muamele, farklı koşullar altında bulunanlara ise farklı muamele olarak tanımlanmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yasa koyucunun ekonomik, sosyal, kültürel ve sağlık politikaları ile vergi tekniğine ilişkin kolaylaştırıcı nedenlerle eşitlik ilkesine istisnalar getirebileceği yine yargıda ve doktrinde kabul görmekte olup kanun koyucunun tevkif suretiyle alınan vergiler üzerinden hesaplanan fon payları ile stopaja tabi gelir elde etmemiş ve 2003 yılı gelirini 2004 yılında beyan edecek mükellefler arasında farklılık yaratan 4842 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin “... bu kazanç ve iratlara ilişkin olarak vergilendirme dönemi içinde ödenen fon paylarının mahsup ve iadeye konu olmaz.” cümlesinin yukarıda sayılı sebeplerden kaynaklanmadığı ve eksik düzenleme sebebiyle eşitsizliğe neden olduğu açıkça ortadadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Öte yandan 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 28. maddesinde; bir davaya bakmakta olan mahkemenin taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa taraflardan bu konudaki iddia ve savunmalarını ve kendisini bu kanıya götüren görüşünü açıklayıcı kararı, dosya muhtevasını mahkemece, bu konu ile ilgili görülen belgelerin tasdikli örnekleri ile birlikte Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na göndereceği, Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliği’nin gelen evrakı kaleme havale edeceği ve keyfiyeti Mahkemeye bir yazı ile bildireceği, evrakın kayda girişinden itibaren 10 gün içinde noksanlıkların olup olmadığının inceleneceği eksiklikleri olduğu anlaşılan işlerin geri çevrilmesine, Mahkemenin yetkisiz olduğu tespit edilen başvurmaların da reddine karar verileceği, Anayasa Mahkemesinin işin kendisine noksansız olarak gelişinden başlamak üzere beş ay içinde karar vermemesi halinde ilgili mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağı hükme bağlanmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Açıklanan nedenlerle 2949 sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca 4842 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun Geçici 1. maddesinin “... bu kazanç ve iratlara ilişkin olarak vergilendirme dönemi içinde ödenen fon paylarının mahsup ve iadeye konu olmaz.” cümlesinin Anayasaya aykırılığı hakkında karar verilmek üzere dava dosyasındaki belgelerin onaylı örneklerinin Anayasa Mahkemesine gönderilmesine, dava dosyasının bu hususta karar verilinceye veya Anayasa Mahkemesinin işin kendisine noksansız olarak gelişinden itibaren beş aylık süre geçene kadar bekletilmesine 6.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.”&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;III- YASA METİNLERİ&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı&#60;br /&#62;
9.4.2003 günlü, 4842 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un itiraz konusu kuralı da içeren geçici 1. maddesi şöyledir;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;“GEÇİCİ MADDE 1.- Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü ve Kurumlar Vergisi Kanununun 24 üncü maddesi gereğince vergi tevkifatı yapmak zorunda olanlar, Aralık 2003 dönemi ile ilgili olarak hesapladıkları fon payını, bu Kanunun 37 nci maddesinin (3) numaralı fıkrası ile kaldırılan hükümler çerçevesinde öderler.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2003 yılı vergilendirme dönemlerine ilişkin olarak 1.1.2004 tarihinden sonra verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan gelir ve kurumlar vergisi tutarlarından ayrıca fon payı hesaplanmaz, bu kazanç ve iratlara ilişkin olarak vergilendirme dönemi içinde ödenen fon payları mahsup ve iadeye konu olmaz.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2004 yılı Ocak ayı gelir ve kurumlar vergisi tahsilatından bu Kanunun 38 inci maddesi hükümleri çerçevesinde pay verilmez.”&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;B- Dayanılan Anayasa Kuralları&#60;br /&#62;
Başvuru kararında, Anayasa’nın 10. ve 73. maddelerine dayanılmış, 2. maddesi ilgili görülmüştür.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;IV- İLK İNCELEME&#60;br /&#62;
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’ün katılımlarıyla 27.10.2004 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;V- ESASIN İNCELENMESİ&#60;br /&#62;
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;A- Anlam ve Kapsam&#60;br /&#62;
3824 sayılı Bazı Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un  1.1.1993 tarihinde yürürlüğe giren 18., 19. ve 20. maddeleriyle, kazanç ve iratlarını yıllık beyanname ile beyan eden gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, gelir ve kurumlar vergilerinin % 10’u oranında fon payı ödemeleri öngörülmüştür. Ayrıca, Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 24. maddesi gereğince vergi tevkifatı yapmak zorunda olan sorumluların yaptıkları tevkifat tutarı üzerinden % 10 fon payı keserek, hesapladıkları fon payını muhtasar beyannameyle beyan edecekleri ve tevkif edilen vergilerle birlikte ödeyecekleri kuralı getirilmiştir.  Diğer taraftan, yıllık beyanname veren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, beyannamelerinde hesaplayacakları fon payını ilgili gelir veya kurumlar vergilerinin ödeme süreleri içinde ödeyecekleri, ancak beyannameye dahil kazanç ve iratlar üzerinden daha önce tevkif suretiyle alınan fon payının, beyanname üzerinden hesaplanan fon payına mahsup edileceği belirtilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;4842 sayılı Yasa’nın 37. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan “25.6.1992 tarihli ve 3824 sayılı Kanunun 18, 19, 20, 21 ve 22 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır” hükmüyle fon payı uygulamasına son verilmiş, aynı Yasa’nın 39. maddesinin (d) bendiyle de bu hükmün 1.1.2004 tarihi itibariyle yürürlüğe gireceği kurala bağlanmıştır. Geçiş dönemine ilişkin olarak anılan Yasa’nın 24.4.2003 tarihinde yürürlüğe giren geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasında, 2003 yılı vergilendirme dönemlerine ilişkin olarak 1.1.2004 tarihinden sonra verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan gelir ve kurumlar vergisi tutarlarından ayrıca fon payı hesaplanmayacağı belirtildikten sonra, itiraz konusu kuralda, “bu kazanç ve iratlara ilişkin olarak vergilendirme dönemi içinde ödenen fon payları mahsup ve iadeye konu olmaz” denilmek suretiyle, 2003 yılı içinde tevkif yoluyla ödenen fon paylarının mahsup ve iade edilmeyeceği öngörülmüştür. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Bu durumda, vergi tevkifatı yapmak zorunda olanlar tarafından Yasa’nın geçici 1. maddesine göre, 2003 yılı vergilendirme döneminde fon payı hesaplanıp ödenecek, aynı dönemin yıllık beyannameleri üzerinden hesaplanan vergi tutarlarından ayrıca fon payı hesaplanmayacak, ancak bu kazanç ve iratlara ilişkin olarak yıl içinde ödenen fon payları mahsup ve iadeye konu edilmeyecektir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu&#60;br /&#62;
Başvuru kararında, vergilendirmede genellik, eşitlik ve adalet ilkelerinin esas olduğu, 2003 yılında tevkif yoluyla alınan fon payının mahsup ve iade edilmemesinin vergiye tabi aynı kazanç ve irada sahip ancak tevkifata tabi geliri olan ve olmayan mükellefler arasında farklılığa yol açtığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, yasaların Anayasa’ya aykırılığı konusunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere bağlı kalmak zorunda olmadığından itiraz konusu kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;4842 sayılı Yasa’nın 24.4.2003 tarihinde yürürlüğe giren geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasında, 2003 yılı vergilendirme dönemlerine ilişkin olarak 1.1.2004 tarihinden sonra verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan gelir ve kurumlar vergisi tutarlarından ayrıca fon payı hesaplanmayacağı belirtildikten sonra, itiraz konusu kuralla, bu kazanç ve iratlara ilişkin olarak vergilendirme dönemi içinde ödenen fon paylarının mahsup ve iadeye konu olmayacağı öngörülmüştür. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti, tüm işlem ve eylemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdürmeyi amaçlayan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren ve yargı denetimine açık olan devlettir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hukuk devletinde, vergilendirmenin temel ilkelerinin gözetilmesi, vergilendirmeye ilişkin yasalarda bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunması ve hukuk güvenliğinin sağlanması gerekir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Anayasa’nın 73. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır” denilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Verginin mali güce göre alınması ve genelliği ilkeleriyle vergilendirmede eşitlik ve adaletin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Ekonomi ve vergi hukuku alanında mali güce ilişkin göstergelerin gelir, sermaye ve harcamalar olduğu kabul edilmektedir. Mali güç, ödeme gücünün kaynağı, dayanağı, nedeni ve varlık koşuludur. Yasakoyucunun vergilendirmede, kişilerin sahip olduğu ekonomik değer ile mali güçlerini göz önünde bulundurması gerekir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Vergide genellik ilkesi, herhangi bir ayırım yapılmaksızın mali gücü olan herkesin vergi yüküne katılmasını ve vergi ödemesini ifade eder. Mali güce göre vergilendirme, verginin, yükümlülerin ekonomik ve kişisel durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke, aynı zamanda vergide eşitlik ilkesinin uygulama aracı olup, mali gücü fazla olanın mali gücü az olana göre daha fazla vergi ödemesini gerektirir. Vergide eşitlik ilkesi ise mali gücü aynı olanlardan aynı, farklı olanlardan ise farklı oranda vergi alınması esasına dayanır. Diğer bir anlatımla, yükümlülerin genel vergi yüküne kendi ödeme güçlerine göre katılmalarını ifade eder.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Herkes tarafından yerine getirilmesi gereken bir yükümlülük olarak kabul edilen ve Devletin kamusal gereksinimlerini karşılaması için egemenlik gücüne dayanarak tek taraflı iradesiyle kişilere yüklediği bir kamu alacağı şeklinde tanımlanan verginin, anayasal sınırlar içinde salınıp toplanması zorunluluğu açıktır. Vergi hukukunda, vergi olgusunun niteliklerini oluşturan yasal düzenlemelerde Anayasa’nın bu konudaki ilkelerinin özenle göz önünde tutulması gerekir. Bu anlamda, Devletin vergilendirme yetkisi vergide yasallık, mali güç ve genellik gibi kimi anayasal ilkelerle sınırlandırılmıştır. Buna göre vergi, Anayasa’nın öngördüğü ilkeleri gözetecek şekilde kanunla düzenlenmeli ve doğal olarak vergide eşitlik ilkesinin uygulama aracı olan mali gücü de yansıtmalıdır. Vergi tekniği, vergi adaletini yansıtmadıkça, maliye politikasının sosyal amacını gerçekleştiremez.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Gelir ve kurumlar vergileri üzerinden belirli bir oranda hesaplanan fon payı hukuksal niteliğiyle Anayasa’nın 73. maddesi kapsamında vergi benzeri bir mali yükümlülüktür. Anayasa’da vergilendirmeye ilişkin temel ilkelerin fon payı uygulaması için de gözetilmesi zorunludur. Vergi düzenlemeleri hemen hemen tüm hak ve özgürlükleri ilgilendirip etkileyen yasama işlemleridir. Hukuk alanında bir müessesenin kaldırılmasında geçiş dönemi hükümleri konulabilir. Ancak bu geçiş düzenlemelerinde de, Anayasa’nın vergilendirme ilkelerine uyulması gerekir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2003 yılında tevkifat yoluyla fon payı ödeyen mükelleflerin bu yıla ilişkin kazanç ve iratlarının vergilendirilmesinde, vergi matrahının içinde, üzerinden 2003 yılında fon payının hesaplandığı kazanç ve iratlar da bulunduğundan, mahsup ve iade edilmeyeceği öngörülen fon payları bu mükellefler yönünden nihai vergiye dönüşmüştür.   Bu şekilde 2003 yılında tevkif suretiyle fon payı ödeyen mükellefler aleyhine vergi yükü ağırlaştırılarak aynı vergilendirme dönemlerinde tevkifata tabi gelir elde etmiş mükellefler ile tevkifata tabi gelir elde etmemiş mükellefler arasında vergi yükünün dağılımında adalet ve denge bozulmuş ve Anayasa’nın 73. maddesinde yer alan “herkesin mali gücüne göre vergi ödemesi” ile “vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı” ilkelerine aykırılık oluşmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Öte yandan, hukuk devletinin hukuk güvenliği ilkesi vergilendirmede belirliliği de gerektirir. Belirlilik ilkesi, yükümlülüğün hem kişiler hem de idare yönünden belli ve kesin olmasını, yasa kuralının, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesini gerektirir. Vergilendirme mükellefler yönünden güvensiz bir sisteme dönüşmemelidir. 4842 sayılı Yasa’nın geçici 1. maddesi 24.4.2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 2003 yılı içinde vergi tevkifatına tabi gelirleri olan mükellefler fon paylarının nihai vergi niteliğine dönüştüğünü 24.4.2003 tarihine kadar bilmemektedirler. Bu anlamda mükelleflerin hukuksal güvenliği kural geriye yürütülmek suretiyle zedelendiğinden hukuk devleti ilkesi ihlal edilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İtiraz konusu kuralın Anayasa’nın 10. maddesiyle bir ilgisi görülmemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;VI- SONUÇ&#60;br /&#62;
9.4.2003 günlü, 4842 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasının “… bu kazanç ve iratlara ilişkin olarak vergilendirme dönemi içinde ödenen fon payları mahsup ve iadeye konu olmaz” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 20.3.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Disiplin Suçu Cezası Verilme Usulü ve Savunma Hakkından Yoksun Bırakmama"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/disiplin-sucu-cezasi-verilme-usulu-ve-savunma-hakkindan-yoksun-birakmama#post-70</link>
<pubDate>Çar, 26 Nov 2008 02:45:07 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">70@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;DANIŞTAY 12. DAİRE&#60;br /&#62;
Esas No  : 2005/6353&#60;br /&#62;
Karar No : 2006/540&#60;br /&#62;
Tarih      : 22.02.2006&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İstemin Özeti : Bursa 2. İdare Mahkemesinin 31.3.2005 günlü, E:2004/764, K:2005/413 sayılı kararının dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Savunmanın Özeti : Temyizi istenen kararın usul ve kanuna uygun olduğu, ileri sürülen nedenlerin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesine uymadığı, bu nedenle istemin reddi gerekeceği yolundadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Danıştay Tetkik Hakimi : M.Önder Tekin&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Düşüncesi : Dava; Bursa ... Bölge Trafik İstasyon Amirliği'nde polis memuru olarak görev yapmakta iken,23.2.2004 tarihinde emekli olan davacının,açılan soruşturma sonucunda Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6,7/B-1 maddeleri ile 8. maddesinin 6.,7. ve 12. fıkralarında belirtilen disiplin suçlarını işlediği sabit görülerek &#34;üç günlük aylık kesimi&#34;,&#34;16 ay uzun süreli durdurma&#34; ve &#34;meslekten çıkarma&#34; cezaları ile cezalandırılmasına ilişkin olarak alınan Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dosyanın incelenmesinden,7.7.2003 tarihli Bursa Valiliği Makamına hitaben yazılan ihbar mektubu üzerine,ihbar mektubunda yer alan iddiaların gerçekliğinin ortaya konulabilmesi amacıyla görevlendirilen Polis Başmüfettişlerince yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen 12.11.2003 günlü ve 2003-242 sayılı raporun davacının işlediği iddia edilen fiillerle ilgili değerlendirme bölümünde; davacının da imzasının bulunduğu bazı &#34;Trafikten Men Edilen Araç Belgesi&#34; ve &#34;Trafik Ceza Tutanakları&#34;nda farklı ceza maddelerinin yazılmış olması,bazılarında trafik ceza maddesinin yazılmamış olması ve trafikten men edilen araçların,eksikliklerinin giderildiği açık bir şekilde gösterilmeden trafiğe çıkmalarına izin vermiş olmasının Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6 maddesinde belirtilen &#34;görevde kayıtsızlık göstermek,görevi savsaklamak&#34;, 7/B-1 maddesinde yer alan,&#34;Hizmet içinde resmi sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmak&#34;,8/6. maddesinde düzenlenen &#34;sahtecilik&#34; ve 8/12. maddesinde yer alan &#34;gerçek dışı tutanak düzenleyip imza etmek&#34; fiili kapsamında bulunduğu ve bu maddeler uyarınca cezalandırılmasının teklif edildiği,Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu'nun 24.2.2004 günlü ve 2004/11-44 sayılı kararında da,soruşturma raporunda yapılan değerlendirme gibi davacının her bir eyleminin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün ilgili maddesi ile örtüştüğü yönünde değerlendirmede bulunulmaksızın,davacının eylemlerinin Karayolları Trafik Kanunu ve ilgili Yönetmeliğe aykırı olduğu ve anılan Tüzüğün 5/A-6 maddesi gereğince &#34;3 günlük aylık kesimi&#34;,7/B-1 maddesi uyarınca &#34;16 ay uzun süreli durdurma cezası&#34; ve 8/6,8/7 ve 8/12. maddeleri hükümleri uyarınca&#34;meslekten çıkarma&#34; cezası ile cezalandırıldığı anlaşılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İdare mahkemesi kararında; soruşturma raporunda,soruşturulan polis memurları ile tanıkların ifadelerine yer verildiği,raporun sonuç kısmında ise,maddi olay ile tanık ifadeleri ve disiplin cezasının dayanağı diğer deliller ile birlikte değerlendirilmek suretiyle isnat edilen ve Tüzüğün ilgili maddelerinde yer alan disiplin suçlarının hangi fiillere dayalı olarak ne şekilde sübut bulduğu ayrımının yeterince yapılmadığı,isnat edilen suçun dayanağı olarak gösterilen trafikten men edilen araçlara ait men belgesi,ceza tutanakları gibi belgelerle ilgili olarak soruşturulan emniyet mensuplarının ifadelerine yer verilerek genel ifadelerle Tüzüğün ilgili maddelerinde yer alan ve Karayolları Trafik Kanunu ve Yönetmeliğine aykırı olduğu belirtilen fiillerin birlikte sübuta erdiğinden bahisle ceza teklifinde bulunulduğu,ayrıca birden fazla ceza önerilen emniyet mensuplarında,her bir cezanın hangi maddi olaya dayandığı yönünde net bir ayrım ve değerlendirme yapılmadığının görüldüğü belirtilerek; davacıya verilen disiplin cezasının dayanağı olarak gösterilen,görev sırasında trafikten men edilen araçlara ait men belgesi,ceza tutanakları gibi belgeler ve toplanan diğer deliller dikkate alınarak isnat edilen fiilin,disiplin cezasını gerektirmesi halinde Tüzüğün hangi madde veya maddeleri kapsamında kaldığına yönelik değerlendirmeler yapılacağı belirtilerek,davacının işlediği iddia edilen fillerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün ilgili maddeleri kapsamında disiplin suçu oluşturduğu kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece, 11.6.2002 tarihinde trafikten men edilen bir aracın davacı tarafından hangi nedenle trafiğe çıkmasına izin verildiği hususunun açık olarak gösterilmemesi eyleminin,soruşturma raporunda &#34;Meslekten çıkarma&#34; cezasını gerektirdiğine yönelik bir teklifte bulunulmadığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu kararında da böyle bir ayrıma gidilerek disiplin cezası verilmediği halde; bu eylemin &#34;Meslekten çıkarma&#34; cezasını gerektirmediği sonucuna varılarak karar verildiği görülmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacıya verilen disiplin cezalarının dayanağı olarak gösterilen eylemlerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nde yer alan hangi disiplin suçu kapsamında olduğu ve bu maddeler uyarınca cezalandırılmaları gerektiğine yönelik olarak soruşturmacı tarafından bir belirlemede bulunulmadan ceza teklifinde bulunulması ve Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu'nca da teklif doğrultusunda ceza verilmiş olmasının &#34;Hak arama özgürlüğü&#34;,&#34;Suç ve cezalara ilişkin genel esaslar&#34;,&#34;Mahkemelerin bağımsızlığı&#34;,&#34;Adil yargılanma hakkı&#34; ve &#34;Silahların eşitliği&#34; ve &#34;Çelişmeli yargılama&#34; ilkelerine uygun olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacının eylemleri nedeniyle Bursa Ağır Ceza Mahkemesinin E.2003/305 sayılı esasında açılan kamu davasında yargılandığı ve henüz karar verilmediği anlaşılmaktadır.Ceza kanunları açısından &#34;suç&#34; sayılan bir eylem,kamu hizmetini yürüten görevliler açısından da disiplin suçu teşkil edebilmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Disiplin cezaları,kamu görevlilerinin mevzuata,çalışma düzenine,hizmetin gereklerine aykırı eylemlerine karşı düzenlenen idari yaptırımlardır.Kamu hizmetlerinden sürekli uzaklaştırılabilmek gibi ağır sonuçlara uzanan disiplin cezaları,ağırlığı ve önemi sebebiyle Anayasanın 38. maddesindeki suç ve cezalara ilişkin kurallara tabi tutulmuşlardır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Anayasa Mahkemesi birçok kararında disiplin cezalarını Anayasanın 38. maddesinde yer alan &#34;suç ve cezalara ilişkin genel esaslar&#34; kapsamında değerlendirmiştir.Anayasa Mahkemesi 19.4.1988 günlü,E:1987/16,K:1988/8 sayılı kararında; yönetsel yaptırımların yönetimin karar ve işlemlerinin denetiminin zorunlu olanlarından olduğunu,suç ve cezaların Anayasaya uygun olarak yasayla konulabileceği,...&#34;Kanunsuz suç ve ceza olmaz&#34; ilkesi uyarınca bir hukuk devletinde,ceza yaptırımına bağlanan her eylemin tanımının yapılması ve suçların kesin bir şekilde ortaya konulması gerektiği,anılan ilkenin özünün yasanın ne tür eylemleri yasakladığının hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirtmesi ve buna göre cezasının da yasayla saptanmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'de,bir disiplin soruşturması sonucunda hapis cezası,diğer bir deyişle ciddi bir biçimde kişi özgürlüğünün kaybını içeren bir ceza verilme ihtimali varsa,bu durumun &#34;hukuk devletini tanıyan bir toplumda&#34; isnadın ceza hukuku anlamında bir suç olduğunu gösterdiğini vurgulamıştır. ( Engel,Hollanda )&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Ceza davalarında adil yargılama hakkına ilişkin olarak uygulanan birçok ilke ve kuralın,disiplin cezalarına karşı açılan davalarda da uygulanması gerekmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Adil yargılama hakkı, temel insan haklarından biri olması dolayısıyla 1948 yılında dünya devletlerince kabul edilen ve bir başlangıç teşkil eden İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde tanınmış ve uygulanabilir evrensel bir ilke olarak kendine yer bulmuştur. 1948'den bu yana uluslararası bir gelenek haline gelmiş olan bu hak, takip eden yıllarda Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerle yaygınlık kazanmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Çeşitli sözleşmelerle zamanla ayrıntılı düzenlemelere gidilen,bağlılığı artan bu hak, ulusal alanlarda da etkisini göstermiş ve devletlerin bu yapı içinde muhakemenin ulusal yasalara uygun olup olmadığı, ulusal yasaların uluslararası adil yargılanma güvenceleriyle uyumlu olup olmadığı ve yasaların uygulanma biçiminin uluslararası standartlara aykırılık taşıyıp taşımadığı noktalarında yasaların uluslararası uzlaşmaya uyumlaştırma çabalarını getirmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Anayasanın &#34;Hak Arama Hürriyeti&#34; başlıklı 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı kimliğiyle sav ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Sav ve savunma hakkı birbirini tamamlayan ve birbirinden ayrılması olanaksız niteliğiyle hak arama özgürlüğünün temelini oluşturur. Önemi nedeniyle hak arama özgürlüğü yalnız toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri değil aynı zamanda bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Bu hakkın kullanılması, yerine getirilmesi olabildiğince kolaylaştırılmalı, olumlu ya da olumsuz sonuç almayı geciktiren, güçleştiren engeller kaldırılmalıdır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Kişinin karşılaştığı bir suçlamaya karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir eylem veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu,yargı mercileri önünde dava hakkını kullanmak ve bu davada kullanabilecek kanıtları mahkeme önüne getirebilmektir. Bu kural &#34;adil yargılama hakkı&#34;nın temelini oluşturmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Türkiye'de adil yargılanma hakkının içerdiği pek çok ilke ve hak, Anayasa'nın 36, 38, 125, 138 ve 142. maddesinde yer almasına rağmen, 2001 yılında Anayasa'da yapılan değişiklikle kavram olarak 36. maddede yer verilmek suretiyle Anayasa'nın bir parçası haline getirilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Anayasa'nın 90. maddesinin, &#34;usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz&#34; biçimindeki son fıkrasına &#34;usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.&#34; cümlesinin eklenmesi nedeniyle &#34;hak arama özgürlüğü&#34; açısından bu konunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Uluslararası Sözleşmelerin Türk hukukundaki yerini doğrudan doğruya düzenleyen hüküm Anayasa'nın 90. maddesinin yukarıda yer verilen son fıkrasıdır. Bu hükümle birlikte, Anayasanın 15,16,42 ve 92. maddelerinde de uluslararası hukuka, dolayısıyla uluslararası sözleşmelere göndermede bulunulmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Anayasanın yukarıda yer verilen hükümleri ile uluslararası hukuk kuralları, dolayısıyla sözleşmeler ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır. Bu maddelerde belirtilen konulara ilişkin kurallar getiren sözleşme hükümlerini garanti altına alarak bunlara anayasal bir değer yüklenmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Uluslararası sözleşmelerin iç hukukta geçerliliği ve Anayasa'da önceden de yer alan düzenlemeler ile ilgili bu açıklamalardan sonra son Anayasa değişiklikleri ile yeni oluşan hukuksal durum ve iç hukuk kurallarına etkisi üzerinde değerlendirmede bulunulması şarttır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yasa koyucu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklar demek suretiyle yargı yetkisini Türk milleti adına kullanan &#34;adli, idari ve askeri yargı&#34; yerleri ile birlikte yasama ve yürütme organının da yeni kural çerçevesinde hareket etmeleri gerektiğini belirtmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yargı yetkisini kullanan mahkemelerin yetkilerinin kullanımı ile ilgili düzenlemeler Anayasa'nın 9. ve 138. maddelerinde yer almaktadır. Anayasanın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı, 138. maddesinde de, yargıçların görevlerinde bağımsız olduklarını, Anayasa,yasa ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vereceklerini, hiçbir organ, makam, merci ve kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve yargıçlara emir ve talimat veremeyeceklerini ve genelge gönderemeyeceklerini, tavsiye ve telkinde bulunulamayacağını kesin bir dille kurala bağlamaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Anayasanın 138. maddesinde yer alan &#34;hukuka&#34; uygun karar vermenin iç hukuk yanında uluslararası hukuk da dahil olarak anlamak gerekir. Ulusal üstü hukuk herhangi bir şekilde ulusal hukuka dahil olmuşsa yargı yetkisini kullanan hakimlerin bunu göz önünde bulundurması zorunludur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesinin III. Bölümünde yer alan &#34;Adil yargılama hakkı&#34; başlıklı 14. maddesinde; herkesin mahkemeler ve yargı yerleri önünde eşit oldukları, herkesin hakkındaki bir suç isnadının veya hak ve yükümlülükleri ile ilgili bir hukuki uyuşmazlığın karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahip oldukları belirtilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Sözleşmenin yukarıda yer verilen maddesi ile &#34;hak arama özgürlüğü&#34; güvenceye alınmıştır. Temel insan haklarından olan bu hakkın kullanılabilmesi için hiçbir kısıtlamaya tabi olmaması gerekir. Mahkemeye etkili olarak başvurabilme ve sav ve savunma hakkını kullanabilme yönünde engel teşkil eden tüm işlem ve uygulamaların Sözleşme'ye de aykırı olacağı tartışmasızdır. Adil yargılanma hakkının tam ve koşulsuz gerçekleşmesi,sav ve savunma hakkının etkin kullanabilmesinin güvenceye alınması konularında sınırsız hükümler içermesi nedeniyle birçok ulusal ve uluslararası kurallara göre ileri durumda bulunan Sözleşmenin uyuşmazlıkların çözümünde uygulanması çağdaş hukuk anlayışının doğal bir sonucudur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dolayısıyla, davacıya verilen disiplin cezalarının dayanağı olarak gösterilen eylemlerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nde yer alan hangi disiplin suçu kapsamında olduğu ve bu maddeler uyarınca cezalandırılmaları gerektiğine yönelik olarak soruşturmacı tarafından bir belirlemede bulunulmadan ceza teklifinde bulunulması ve Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu'nca da teklif doğrultusunda ceza verilmiş olması nedeniyle, davacının işlediği iddia edilen eylemlerinin karşılığında haklılığını ortaya koyabilecek,disiplin suçunu işlemediğini kanıtlayacak,eylemlerinin karşılığında verilen cezaların eylemle örtüşmediğini ortaya koyacak savunma hakkından yoksun bırakılması, davacının &#34;Hak arama özgürlüğü&#34;'nü kullanırken &#34;Adil yargılanma hakkı&#34;ndan yoksun bırakmaktadır. Davacının bu haktan yoksun bırakılması Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 14. maddesine aykırılık teşkil etmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin &#34;adil yargılama&#34; ile ilgili genel kuralı koyan 6. maddesinin birinci fıkrasında,bu kavramı oluşturan hak ve ilkelerin bir kısmı açıkça sayılmıştır.Bunlar;yargılamanın kanunla kurulan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde, makul sürede,açık ve hakkaniyete uygun olarak yapılmasıdır.Öte yandan,hakkaniyete uygun yargılama kavramından yola çıkılarak başka pek çok ilke ve hak da belirlenmiştir. Örneğin, silahların eşitliği,çelişmeli yargılama, gerekçeli karar bunlar arasında sayılabilir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Çelişmeli yargılama ilkesi,dava sırasında mahkemenin kararını etkilemek amacıyla sunulan delil veya mütalaalar ya da görüşlerin her biri hakkında bilgi sahibi olma ve bunlar hakkında yorum yapma imkanının taraflara tanınması olarak özetlenebilir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Çelişmeli yargılama ilkesi,silahların eşitliği ilkesi ile yakından ilgilidir. Bu iki ilke Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında birbirini tamamlar nitelikte kullanılmaktadır. Çünkü çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi, davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki dengeyi bozabilmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Çelişmeli yargılama,davanın karşı tarafının sunduğu delil veya dosyada bulunan her türlü mütalaa veya görüşten tarafların haberdar olması ve yorum yababilme imkanına sahip olması demektir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,Ruiz-Mateos ( İspanya ) kararında çelişmeli yargılama ilkesini şöyle tanımlamaktadır: &#34;Çelişmeli yargılama, tarafların,diğer tarafça sunulan delil veya dosyada yer alan mütalaalar hakkında,bilgi sahibi olma ve bunlar hakkında yorum yapma imkanına sahip olması demektir.&#34;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 466 sayılı Yasaya dayanarak tazminat istemiyle dava açan Mehmet Göç isimli kişinin; Yargıtay Başsavcısının esas hakkındaki mütalaasının kendisine gönderilmediğinden ve tazminat talebiyle ilgili olarak duruşma hakkından yoksun bırakıldığı iddiasıyla yaptığı başvuru sonucunda verdiği kararında ( Göç,Türkiye ); başvurucunun milli mahkemeler önünde duruşma hakkına sahip olmadığı dikkate alındığında, mütalaanın tebliğinin zorunlu hale geldiğini, Cumhuriyet Başsavcısının Yargıtay'a sunduğu mütalaanın başvurucuya tebliğ edilmemesinin Sözleşmenin 6/1. maddesini ihlal ettiği kanaatine varmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Olayda, davacının soruşturma raporunda hakkında isnat edilen eylemlerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün hangi maddelerini ihlal ettiği açık bir şekilde ortaya konulmadan disiplin cezaları ile cezalandırılmasına karşın,davacının varsayıma dayalı suçlamaya karşınhaklılığını kanıtlayabilmek için delillerden hareketle dava hakkını kullanmasının engellenmiş olması &#34;Silahların eşitliği&#34; ve &#34;Çelişmeli yargılama&#34; ilkelerine aykırıdır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davanın,&#34;Bağımsız ve Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkı&#34; ilkesine uygunluğu yönünden yapılacak değerlendirmelere gelince;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Anayasa'nın &#34;Mahkemelerin Bağımsızlığı&#34; başlıklı 138. maddesinde, hakimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. &#34; hükmüne yer verilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hakimlerin görevlerini bağımsız olarak yapabilmeleri ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verirken hak kaybına neden olabilecek,adalet duygusunu zedeleyen,hak arama özgürlüğünü engelleyen,adalet terazisinde hak açısından her zaman eşit olması gereken davacı ile davalı arasında adil yargılama hakkına ters düşen varsayımlardan hareketle tesis edilen işlemler üzerinden yargılama sürecini yürüterek karar vermek zorunda bırakılmamaları gerekir. Hukuk devletinde mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin bir yansıması da böyle gerçekleşmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin 1.fikrasında temel bir kural vardır.Bu kurala göre, &#34;her şahıs...bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının...dinlenmesini istemek hakkına haizdir.&#34;, Bu kurala göre,herkesin davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun olarak görülebilmesi için,hakkında isnad edilen eylemlerin hangi kuralları ihlal ettiği açık bir şekilde ortaya konulmalı,mahkemelerin de yargılama sürecinde,davacı ve davalının ileri sürdükleri sav ve savunmaları üzerinden hakkaniyete uygun karar vermeleri gerekir.Varsayıma dayalı olarak idari yargıda hak arayan davacının yargılamasının eldeki delillere göre &#34;mahkemelerin bağımsızlığı&#34; ilkesine uygun bir şekilde değerlendirilmesi olanağı bulunmamaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Bu durumda, davacı hakkında isnad edilen eylemlerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün ilgili görülen maddeleri uyarınca değerlendirilerek birbiri ile örtüşecek şekilde disiplin cezası teklifinde bulunulmaması ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nce de aynı doğrultuda disiplin cezası verilmiş olduğu gözetildiğinde, davacının varsayıma dayalı cezalandırmaya karşı açtığı davasında hakkaniyete uygun bir yargılama yapılamayacağından,&#34;Hak arama özgürlüğü&#34;, &#34;Adil Yargılanma hakkı&#34;, &#34;Mahkemelerin bağımsızlığı&#34;, &#34;Silahların eşitliği&#34; ve &#34;Çelişmeli yargılama&#34; ilkeleri uyarınca,idarenin yerine geçerek davacı hakkında isnad edilen eylemlerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün hangi maddesi kapsamında kaldığına yönelik değerlendirmelerden sonra davacının disiplin suçu işlediği kanaatine varılarak davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararının bozulması gerekeceği düşünülmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Danıştay Savcısı : Yaşar Uğurlu&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Düşüncesi : Bursa-... Bölge Trafik İstasyon amirliğinde polis memuru olarak görev yapmakta iken 23.2.2004 tarihinde emekli olan davacının görevde bulunduğu dönemde hakkında yapılan soruşturma sonucuna göre Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6, 7/B-1 maddeleri ile 8.maddenin 6,7, ve 12. fıkralarında belirtilen suçları işlediği nedeniyle 3 günlük aylık kesimi cezası, 16 ay süreli durdurma ve meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu'nun 24.2.2004 gün ve 2004/11-44 sayılı kararının iptali istemiyle açılan davayı reddederek dava konusu işlemi onayan İdare Mahkemesi kararının davacı tarafından temyiz yoluyla bozulması istenilmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacının savunma veremediği yolundaki iddiaları yerinde görülmemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Esasa gelince;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6 maddesinde; Görevde kayıtsızlık göstermek, görevi savsaklamak veya geçerli bir özrü olmaksızın belirtilen sürede bitirmemenin üç günlüğe kadar aylık kesimi cezasını gerektirdiği, 7/B-1 maddesinde, hizmet içinde resmi sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmanın ise 16 ay uzun süreli durdurmayı gerektirdiği, aynı tüzüğün &#34;meslekten çıkarma&#34; başlığını taşıyan 8.maddenin 6.fıkrasında, hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, irtikap rüşvet, zimmet ihtilas, ırza geçme, ırza tasaddi, sahtecilik, kalpazanlık, kasden adam öldürme veya bu suçları işlemeye teşebbüs etmek, emniyeti suistimal, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin etme suç tasnii, iftira, 7.fıkrasında ise yetkisini veya nüfusunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla veya kin veya dostluk nedeniyle kötüye kullanmak, aynı maddenin 12.fıkrasında ise, kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmenin meslekten çıkarmayı gerektirdiği belirtilmiş olup, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda trafik hizmetlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak 5.maddesinde,Emniyet Genel Müdürlüğünün trafik kuruluşları ile bu kuruluşlarının görev ve yetkilerinin sayıldığı,114.maddesinde suç ve ceza tutanaklarının nasıl düzenleneceğine yer verildikten sonra Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 125.maddesinde de, trafikten men ve alıkonma işleminin uygulanmasına ilişkin kurallar açıklanmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dosyanın ve Danıştay 12. Dairesinin 2005/4681 Esas numarasında kayıtlı dava dosyasına ekli soruşturma dosyasının incelenmesinden, Bursa-Karacabey Bölge Trafik İstasyon Amirliğinde görevli başkomiser ile isimleri belirtilen bir kısım polis memurlarının birlikte hareket ederek halkı sömürdüğü, başkomiserin istasyon amirliğindeki ekiplerden zorla para aldığı, yine başkomiserin eksik belgeli araçları otoparka çektirdikten sonra sürücü ile anlaşarak para aldığı ve aracı serbest bıraktığı, yine araç nakliyecileri ve kooperatif başkanlarından serbest geçiş parası aldığı, büyük meblağlarda menkul ve gayrimenkul mal varlığının bulunduğu yolunda verilen bir ihbar mektubu üzerine, mektupda ismi geçen başkomiser ve polis memurları ile bazı sivil şahıslara ait işyeri ve evlerde arama yapılmasından sonra düzenlenen tutanaklar, istasyon amirliğinde el konulan defter ve kayıtlar ile 157 adet aracın trafikten men belgeleri, ile bu belgeler üzerinde yaptırılan kriminal inceleme sonrası düzenlenen ekspertiz raporu, sanık ve tanık ifadeleri değerlendirilerek açılan soruşturma sonucunda düzenlenen soruşturma raporuna göre, toplanan delillerin büyük çoğunluğunun başkomisere ait olduğu, rüşvet iddiası ile ilgili olarak davacının rüşvet aldığı yönünde bir kanıt elde edilemediği, ancak davacı ile birlikte diğer polis memurlarının Karacabey Bölge Trafik İstasyon Amirliğinde görev yaparken eksikliği tespit edilen araçların men belgesi tanzim edilerek otoparka çekilmesi, ceza tutanağı düzenlenmesi ve tekrar bırakılması sırasındaki işlenen usulsüzlüklerin değerlendirilerek yukarıda sözü edilen tüzüğün ilgili maddelere göre cezalandırıldığı, ayrıca görevi, ihmal, görevi kötüye kullanmak ve resmi evrakta sahtekarlık suçlaması nedeniyle davacı ve diğer polis memurları hakkında Bursa Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davasının açıldığı anlaşılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Soruşturma raporunda belirtilen ve Davacının söz konusu disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin suçlamalarla ilgili olarak 5.6.2002 tarihinde bağlanan ... plakalı motosiklet sürücü ehliyetinin ve ruhsatın olmaması nedeniyle trafikten men ettiğini, motosikleti Başkomiser Yılmaz Keskin'in talimatı ile bıraktığını, bağlama kağıdına kanun maddesinin neden yazılmadığını şu an hatırlayamadığını, 11.6.2002 tarihinde trafikten men edilen ... plakalı aracın mali zorunluluk sigortasının bulunmaması nedeniyle 2918 sayılı Yasanın 91. maddesine göre düzenlenen tutanağın davacı tarafından düzenlendiği belirtilmişse de, söz konusu tutanağın ... tarafından düzenlendiği, araçla ilgili olarak araç sahibinin ifadesinde ise rüşvet verilmediği, ... plakalı kamyonla ilgili olarak, bağlama kağıdına neden açıklama yapılmadığına ilişkin soruya, 5.9.2002 tarihinde Polis memuru ... tarafından 2918 sayılı Kanunun 30/1-a maddesine göre trafikten men edilen söz konusu kamyonun bağlama kağıdının men maddesi bölümündeki 30/1-a yazısının kendine ait olduğunu, işlem yapılması nedeniyle bırakıldığını, işlemde bir usulsüzlük bulunmadığını, 7.8.2002 tarihinde polis memuru Emrullah Tarı tarafından trafikten men edilen ... kamyonun serbest bırakılması ile ilgili olarak verdiği ifadesinde, sözü edilen aracı istasyon amirinin talimatı üzerine bıraktığını, serbest bırakmada bir usulsüzlük bulunmadığı ifadeleri karşısında, davacının disiplin suçu işlediği kabul edilerek yukarıda sözü edilen tüzüğün ilgili maddelerine göre cezalandırılma yoluna gidildiği anlaşılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Disiplin hukukunda,bir kamu görevlisi hakkında disiplin cezası verilebilmesi için,ilgilinin kanıtlanan eylemi ile ceza tertibine esas alınan maddelerde suç olarak tanımlanan fiilin birbirine uyması ve ilgilinin disiplin suçu oluşturan bir fiili bulunduğunun kanıtlanması gerekmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Olayda davacının görevli bulunduğu dönemlerde sözü edilen araçlarla ilgili olarak bazı eksikliklerden dolayı davalı idarece davacının disiplin suçu işlediği nedeniyle yukarıda sözü edilen Tüzüğün ilgili maddelerine göre disiplin cezalarının verildiği ve bu cezalara ilişkin işleme karşı İdare mahkemesince fiillerin subuta erdiğinden bahisle açılan dava reddedilmiş ise de, gerek soruşturma raporundaki davacı ve araç sahiplerinin ifadeleri ve gerekse muhakkik tarafından düzenlenen soruşturma raporundaki tanık ifadeleri ve diğer delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacıy a isnat edilen suçların hangi fiillere dayalı olarak ne şekilde sübut bulduğu, her bir cezanın hangi olaya dayandığı yönünde net bir ayırımyapılmadığından, davacının sadece görevinde kayıtsızlık ilgisizlik gösterildiğinden söz edilerek davayı reddeden idare mahkemesi kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının bozulmasının gerekeceği düşünülmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;TÜRK MİLLETİ ADINA&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince duruşma için önceden belirlenen 22.2.2006 tarihinde davacı ...'nın geldiği, vekilinin gelmediği davalı idareyi temsilen Hukuk Müşaviri ...'ın geldiği görülerek Danıştay Savcısı Yaşar Uğurlu hazır olduğu halde açık duruşmaya başlandı.Taraflara usulüne göre söz verilip dinlendikten ve Savcının düşüncesi alındıktan sonra duruşmaya son verildi.Dava dosyasındaki belgeler incelenerek işin gereği düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;KARAR : Dava; Bursa ... Bölge Trafik İstasyon Amirliği'nde polis memuru olarak görev yapmakta iken, 23.2.2004 tarihinde emekli olan davacının,açılan soruşturma sonucunda Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6,7/B-1 maddeleri ile 8. maddesinin 6.,7. ve 12. fıkralarında belirtilen disiplin suçlarını işlediği sabit görülerek &#34;üç günlük aylık kesimi&#34;, &#34;16 ay uzun süreli durdurma&#34; ve &#34;meslekten çıkarma&#34; cezaları ile cezalandırılmasına ilişkin olarak alınan Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Bursa 2. İdare Mahkemesinin 31.3.2005 günlü, E:2004/764, K:2005/413 sayılı kararıyla; bir ihbar mektubuna dayanılarak Bursa-... Trafik İstasyon Amirliği'nde görevli Başkomiser ve trafik polis memurları hakkında yapılan soruşturma sonucu düzenlenen raporda getirilen teklifin ... Bölge Trafik İstasyon Amirliği'nde ekip görevi ya da istasyon amirliğinde görev yaparken eksikliği tesbit edilen araçların men belgesi düzenlenerek otoparka çekilmesi,ceza tutanağı düzenlenmesi ve yeniden bırakılması sırasında işlenen usulsüzlüklerin değerlendirilmesine dayandığı,davacının ise,getirilen teklife uygun olarak Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6,7/B-1 ve 8/6,8/7 ve 8/12.maddelerinde düzenlenen disiplin suçlarını işlediği sabit görülerek &#34;üç günlük aylık kesimi&#34;, &#34;16 ay uzun süreli durdurma&#34; ve &#34;meslekten çıkarma&#34; cezası ile cezalandırıldığı, rapor içeriğinde, soruşturma kapsamında bulunan polis memurları ile tanıkların ifadelerine yer verildiği,sonuç kısmında ise,maddi olay ile tanık ifadeleri ve disiplin cezasının dayanağı diğer deliller ile birlikte değerlendirilmek suretiyle isnad edilen Tüzüğün ilgili maddelerinde yer alan disiplin suçlarının hangi fiile dayalı olarak ne şekilde sübut bulduğu ayrımının yeterince yapılmadığı,isnat edilen suçun dayanağı olarak gösterilen trafikten men edilen araçlara ait men belgesi,ceza tutanakları gibi belgelerle ile ilgili olarak soruşturulan emniyet mensuplarının ifadelerine yer verilerek genel ifadelerle Tüzüğün ilgili maddelerinde yer alan ve Trafik Kanunu ve Yönetmeliğine aykırı olduğu belirtilen fiillerin birlikte sübuta erdiğinden bahisle ceza teklifinde bulunulduğu,ayrıca birden fazla ceza önerilen emniyet mensuplarında,her bir cezanın hangi maddi olaya dayandığı yönünde net bir ayrım ve değerlendirme yapılmadığının görüldüğü,bu nedenle,soruşturma dosyasında davacıya verilen disiplin cezasının dayanağı olarak gösterilen; görev sırasında trafikten menedilen araçlara ait men belgesi,ceza tutanakları ile belgeler ve toplanan diğer deliller dikkate alınarak isnat edilen fiilin,disiplin cezasını gerektirmesi halinde Tüzüğün hangi madde veya maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği hususunun incelendiği ve bu inceleme sonucu, davacının mesleki tecrübesi ve ifadesi içeriğinde söz ettiği fiiller gözönüne alındığında kendisine isnat edilen herbir eylemin disiplin cezasını gerektirdiği ve Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6,7/B-1 ve 8/7 ve 8/12. maddeleri kapsamında bulunduğu ve ilgili maddeler uyarınca cezalandırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı, geniş kapsamlı soruşturmada tüm delillerin toplanmadığını, savunma hakkının kısıtlandığını, aynı eylem nedeniyle adli yargıda açılan ceza davası sonuçlanmadan disiplin cezası verildiğini, İdare Mahkemesinin kararını soruşturmacının ifadesine dayandırdığını,kurumda çalışan personel sayısından daha fazla kişinin disiplin cezası ile cezalandırılmasının hukuk kuralları ile bağdaşmadığını,Mahkemenin fiillerin değerlendirmesini yaparken varsayımdan hareket ettiğini,son altı yıllık sicil notu ortalamasının 90 ve üzeri olduğu halde Tüzüğün 15. maddesinin uygulanmamasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Anayasanın &#34;Hak Arama Hürriyeti&#34; başlıklı 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı kimliğiyle sav ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Sav ve savunma hakkı birbirini tamamlayan ve birbirinden ayrılması olanaksız niteliğiyle hak arama özgürlüğünün temelini oluşturur. Önemi nedeniyle hak arama özgürlüğü yalnız toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri değil aynı zamanda bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Bu hakkın kullanılması, yerine getirilmesi olabildiğince kolaylaştırılmalı, olumlu ya da olumsuz sonuç almayı geciktiren, güçleştiren engeller kaldırılmalıdır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Kişinin karşılaştığı bir suçlamaya karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir eylem veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu,yargı mercileri önünde dava hakkını kullanmak ve bu davada kullanılabilcek kanıtları mahkeme önüne getirebilme olanağına sahip olması gerekmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Disiplin cezası ile cezalandırılan kamu görevlisinin disiplin suçu oluşturan eylemi açık bir şekilde belirlenmeli, disiplin suçu oluşturan bu eyleminin hangi disiplin kurallarını ihlal ettiği ortaya konulmalıdır. Aksi halde, kamu görevlileri isnad edilen eylemleri gerçekleştirmediklerini, dolayısıyla disiplin suçunu işlemediklerini kanıtlayamayacakları gibi,bu uyuşmazlıklara karşı açılan davalarda yapılacak hukuki nitelendirmeler de hakkaniyete uygun olmayacaktır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dosyanın incelenmesinden,7.7.2003 tarihli Bursa Valiliği Makamına hitaben yazılan ihbar mektubu üzerine,ihbar mektubunda yer alan iddiaların gerçekliğinin ortaya konulabilmesi amacıyla görevlendirilen Polis Başmüfettişlerince yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen 12.11.2003 günlü ve 2003-242 sayılı raporun davacının işlediği iddia edilen fiillerle ilgili değerlendirme bölümünde; davacının da imzasının bulunduğu bazı &#34;Trafikten Men Edilen Araç belgesi&#34; ve &#34;Trafik Ceza Tutanakları&#34;'nda farklı ceza maddelerinin yazılmış olması,bazılarında trafik ceza maddesinin yazılmamış olması ve trafikten men edilen araçların,eksikliklerinin giderildiği açık bir şekilde gösterilmeden trafiğe çıkmalarına izin vermiş olması eylemlerinin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün hangi maddesi kapsamında disiplin suçu oluşturduğuna yönelik bir değerlendirme yapılmaksızın Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/6,7/B-1 ve 8/6,8/7 ve 8/12. maddeleri uyarınca cezalandırılması teklifinde bulunulduğu,Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu'nun 24.2.2004 günlü ve 2004/11-44 sayılı kararı ile,soruşturma raporunda yapılan değerlendirme dikkate alınarak davacının herbir eyleminin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün ilgili olabilecek maddeleri ile örtüştüğü yönünde değerlendirmede bulunulmaksızın,davacının eylemlerinin Karayolları Trafik Kanunu ve ilgili Yönetmeliğe aykırı olduğu ve anılan Tüzüğün 5/A-6 maddesi gereğince &#34;3 günlük aylık kesimi&#34;,7/B-1 maddesi uyarınca &#34;16 ay uzun süreli durdurma cezası&#34; ve 8/6,8/7 ve 8/12. maddesi uyarıncada meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı anlaşılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacıya verilen disiplin cezalarının dayanağı olarak gösterilen eylemlerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nde yer alan hangi disiplin suçu kapsamında olduğu ve bu maddeler uyarınca cezalandırılmaları gerektiğine yönelik olarak soruşturmacı tarafından bir belirlemede bulunulmadan ceza teklifinde bulunulması ve Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu'nca da teklif doğrultusunda ceza verilmiş olması nedeniyle,davacının işlediği iddia edilen eylemlerinin karşılığında haklılığını ortaya koyabilecek,disiplin suçunu işlemediğini kanıtlayacak,eylemlerinin karşılığında verilen cezaların eylemle örtüşmediğini ortaya koyacak savunma hakkından yoksun bırakılmış olması ve disiplin cezasının hukuka uygunluk denetimini yerine getirecek yargı yerinin hakkaniyete uygun etkin bir şekilde bu denetimi yerine getirmesi imkanının ortadan kaldırılmış olması hususları birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde, davacının işlediği iddia edilen fiillerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün ilgili maddeleri kapsamında disiplin suçu oluşturduğu kanaatine varılarak davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüyle, Bursa 2. İdare Mahkemesince verilen 31.3.2005 günlü, E:2004/764, K:2005/413 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49.maddesinin 1/b fıkrası uyarınca bozulmasına, davacı vekili duruşmaya katılmadığından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 275.- YTL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,anılan maddenin 3622 sayılı Yasa ile değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, 22&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62;02.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Liman İdaresinin Yükleme, Boşaltma, Aktarma İçin Makbuz Karşılığı Ücret Tahsili İdari İşlemdir"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/liman-idaresinin-yukleme-bosaltma-aktarma-icin-makbuz-karsiligi-ucret-tahsili-idari-islemdir#post-69</link>
<pubDate>Çar, 26 Nov 2008 02:35:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">69@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;DANIŞTAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME GENEL KURULU&#60;br /&#62;
Esas No   : 1972/2&#60;br /&#62;
Karar No : 1973/10&#60;br /&#62;
Tarih      : 14.04.1973&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Danıştay 12 nci Dairenin 21.10.1969 günlü, E. 1969/267, K. 1969/1673 ve aynı gün, E. 1969/269, K. 1969/1672 sayılı kararları ile aynı Dairenin 6.5.1968 günlü E. 1967/644, K. 1968/1061; 6.5.1968 günlü E. 1967/643, K. 1968/1062; aynı günlü E. 1967/635, K. 1968/1064; 23.9.1968 günlü E. 1967/2219, K. 1968/1642; aynı günlü E. 1967/2220, K 1968/1643 ile E. 1967/2218, K. 1968/1644; keza aynı günlü E. 1967/2221, K. 1968/1645; E. 1967/2222, K. 1968/1646 ve E. 1967/2225, K. 1968/1647 saydı kararları arasında aykırılık bulunması nedeniyle, içtihatların birleştirilmesi yoluyla aykırılığın giderilmesi Danıştay 12 nci Dairesince istenmesi üzerine konu 521 sayılı Danıştay Kanununun 45 nci maddesine göre Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunda incelendi:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İhtilafın Konusu:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Petrol şirketlerinin hissedarı ve mümessili ATAŞ ile davalı T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü arasındaki ihtilaf; 22.7.1953 günlü, 6186 sayılı T. C. Devlet Demiryolları işletmesi Kanunu yürürlüğe girdikten sonra da bu şirketlerin özel araç, tesisat ve personelle Mersin Limanında ham petrol ve petrol mahsullerini yükleme, boşaltma, aktarma işlerinde; 14.8.1942 günlü, 4303 sayılı &#34;Mersin Limanının Devlet Demiryolları ve Limanları Umum Müdürlüğünce işletilmesi hakkında Kanun&#34;un 2 nci maddesi (A) bendinde Petrol ve türevleri için getirilmiş olan ücret hakkındaki istisnadan yararlanıp yararlanamayacaklarına ilişkin bulunmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Oluşan İdari Faaliyet:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Petrol yüklü gemi limana gelmeden davacı şirketin; dilekçe ile Mersin Liman Müdürlüğüne başvurarak beklenen geminin adını, geliş-gidiş tarihlerini, yaklaşık hamile miktarını bildirerek liman ve iskeleler tarifesi hükümlerinin uygulanmasını istemektedir. Bunun üzerine Liman Müdürlüğünce terminal şefliğine hitabeden (iş emri) doldurulmakta; terminal servisi de geminin adını, hamulesini, yapılan yükleme, boşaltma, aktarmayı ve diğer ameliyeleri tesbit etmekte; bu bilgilere göre tahakkuk memurluğunca her hizmet, iş ve ücret kalemi ayrı gösterilmek suretiyle ve tarife uyarınca tahsilat makbuzu doldurularak tahakkuk ettirilen ücret tahsil olunmakta ve makbuzun bir nüshası da dilekçi şirkete verilmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Aykırı Kararların Özeti:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;A) Danıştay 12. Dairesinin 6.5.1968 günlü, E. 1967/644, K. 1968/1061 sayılı kararı ile aynı nitelikte olan yakanda tarih ve sayıları yazılı kararları 1968/1061 Karar sayılı dosya ile aynı şekilde sonuçlanan diğer davalarda Danıştay 12. Dairesi oluşan idari faaliyeti, 521 sayılı Danıştay Kanununun 67 nci maddesinde yazılı süreye tabi idari işlem olarak nitelemiş; bu itibarla davalı idarece yapılan tahsilata karşı davacı şirket tarafından ( 90 ) günlük kanuni süresi içinde doğrudan doğruya Danıştay'a iptal davası açılması veya aynı Yasanın 70 nci maddesine dayanarak bu süre içinde işlemin kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması dileği ile davalı idareye başvurulup alınacak sarih veya zımni red cevabı üzerine idari dava yoluna gidilmesi gereği üzerinde durmuş; bu hükümlere uymaksızın, süresi geçtikten sonra açılan davaları esasa geçmeden, süre aşımı yönünden oybirliği ile reddetmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;B) Aynı Dairenin 21.10.1969 günlü, E. 1969/267, K. 1969/1673 ve aynı gün, E. 1969/269, K. 1969/1672 sayılı kararları.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İçtihatlarda aykırılığa yol açan Danıştay 12. Dairenin sözü edilen bu kararlarında, dava açma süresi farklı şekilde nitelendirilmiştir. Bu dosyalarda da yukarıda yazılı gerekçe ile dava süreden reddedilmiş iken, kararın düzeltilmesi safhasında düzeltme istemi kabul edilerek oyçokluğu ile verilen kararlara göre: &#34;vergilerle resimler arasındaki başlıca fark, ikincilerin bir hizmete tenazur etmeleridir. Olayımızdaki dava konusu edilen idare alacağının da bir hizmetten doğmuş olması itibariyle bu ikincilere benzerliği zahirdir, öteyandan ister vergi veya resim niteliğinde olsun ve isterse daha başka bir nitelik taşısın genellikle bütün idare alacaklarının tahakkuk ve tahsil olmak üzere başlıca iki önemli safhada mütalaa edildikleri ve bazı hallerde bu idare alacaklarının tahakuk ve tahsil safhalarını birbirinden ayırmak mümkün olmadığından bu gibi alacaklara tahakkuku tahsile bağlı alacaklar denildiği malumdur...ara kararınıza verilen cevap ve getirtilen işlem dosyası münderecatından da dava konusu olayda ilgiliye yapılmış bir tebligat ile tekemmül eden bir tahakkuk işleminin mevcut olmadığı, beyan üzerine tanzim edilip idarenin iç bünyesinde kalan 151 model numaralı iş emri ile doğrudan doğruya tahsile geçildiği görülmektedir ki bu hal, tahakkukun tahsile bağlılığından başka bir anlam taşımamaktadır. Keza tahsil keyfiyetinin bir işleme değil eyleme tenazu ettiği de açıktır. Zira dava konusu yapılabilecek idari bir işlemde ortada usulüne uygun ilgiliye yapılmış bir tebligatın varlığı da aranır. Tahsil hadisesinde ise böyle bir tebligat mevcut olmadığı gibi, alınması zaruri olmayan tahsil makbuzları da mevcut bir idari işlemin tebliği demek olmayıp borcun kısmen veya tamamen ifasını tesbit eden belge niteliğini taşırlar ... ilgilinin idareye başvurması ve bir meblağ ödemiş bulunması da yar olan idari bir işlemin tebliği anlamına gelmez... 521 sayılı Danıştay Kanununun Danıştay'da dava açma süresi ile ilgili olup ıttılaa yer vermeyen 67 nci maddesinde; Danıştay'da idari dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren (90) gündür denildiği halde 72 nci maddede (idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların, idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve herhalde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklaman yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğ tarihinden ve üç ay içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren doksan gün içinde dava açabilirler.) denilmekte olduğuna göre yukarıda dava konusu alacağın açıklanan niteliği itibariyle olayımızda bu son madde hükmü de nazara, alınarak davanın süresinde açılıp açılmadığının tesbiti zorunlu bulunmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hadisede, yukarda sözü geçen 72 nci madde uyarınca davacı vekilinin bir senelik süresi içinde idarenin haksız olarak tahsil etmiş bulunduğunu iddia ettiği paraların iadesi zımmında ... tarihinde idareye başvurduğu ve kendilerine verilen ... tarihli red cevabı üzerine de 90 günlük süre içinde ... günü davasını açtığı görülmektedir ki, bu tesbitlere nazaran olayda süre aşımı mevcut bulunmamaktadır.&#34;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Karara karşı olan iki üyenin süre yönünden azlık görüşü, yukarıda (A) bendinde yazılı kararlara uygundur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Başkanlık Sözcüsünün Görüşü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Danıştay başkanlık sözcüsünün 162.1972 günlü mütalaasına göre; 521 sayılı Danıştay Kanununun 72 nci maddesi ile, ilgilinin haber ve malumatı dışında ve re'sen idarenin, harekete geçerek başardığı idari eylemlerden zarar görenlerin ıttıla hasıl etmeleri üzerine açacakları tam yargı davalarındaki prosedür ve süre düzenlenmektedir, içtihadın birleştirilmesine konu olay ve kararlarla bu maddenin hiçbir ilgisi yoktur, işin sadece ve yalnızca 67 nci madde kapsamı içinde tetkik ve mütalaası zorunludur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yükleme, boşaltma ve aktarma işleri dolayısıyle ilgililerce yazılı bildirim üzerine, yapılan tahsilata karşı açılacak idari dava 90 günlük süreye tabidir. Burada işlem ve eylem ayrımı bahis konusu olmaz. Olayda birbirinin içine girmiş, kaynamış halde tekemmül eden işlem ve eylem hali vardır. Bu görüş ve gerekçeler doğrultusunda içtihadın birleştirilmesi gerekir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İçtihatların Birleştirilmesi Gereği:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Her ne kadar Danıştay 12 nci Dairenin başvurması üzerine Anayasa Mahkemesince 1972/14 Esas, 1972/34 Karar sayısı ile &#34;Mersin Limanının Devlet Demiryolları ve Limanlar Umum Müdürlüğünce işletilmesi hakkında Kanun'un ihtilafa konu teşkil eden 2 nci maddesi (A) bendinin 2 nci fıkrasında yer alan (... ve bir de, petrol ve müştaklarının konulmasına ve muhafaza edilmesine tahsis edilmiş mahallerde bu mahallerin veya gemilerin hususi tertibatlı vasıtaları ile ve bu mahallerden aynı veçhile yükletilmesi ve boşaltılması ve aktarma edilmesi işlerini Devlet Demiryolları işletmesi tekeli dışında bırakan hükmünün Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline 22.6.1972 tarihinde karar verilmiş; bu karar 11 Ocak 1973 günlü, 14418 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmış ve Anayasa'nın 1488 saydı yasa ile değişik 152 nci maddesine göre Resmi Gazete'de yayınlandığı tarihte iptal edilen hüküm yürürlükten kalkmış ise de, içtihatlar arasında 521 sayılı Danıştay Kanununun 45 inci maddesinde aranan aykırılık koşulu gerçekleştiği; elde aynı nitelikte karara bağlanmamış dava dosyaları olduğu ve içtihatları birleştirme konusu; Anayasa Mahkemesinin iptal kararının münakaşa edileceği safha olan davanın esasına geçilmeden önce, görüşülmesi ve çözümlenmesi gerekli dava açma süresine ilişkin bulunduğu cihetle, içtihatların birleştirilmesi lüzumuna oybirliği ile karar verildi.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İnceleme:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İdari işlem kısaca, idare makamlarının idare fonksiyonu ile ilgili konularda aldığı tek taraflı icrai karar olarak nitelenir, idari fiil ise, idarenin fonksiyonu sırasındaki bir hareketini, bir olayı, bir tutumu anlatır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Bir idari karar ve işlemle ilgisi olmayan idari fiilin, salt maddi tasarrufun zarara yol açması, dava konusu edilebileceği gibi; bir idari işlemin uygulanması için yapılan idari eylemden doğan zarar da dava edilebilir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İdari eylemden söz eden 521 sayılı Danıştay Kanununun 72 nci maddesi; öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan, bütünüyle, salt idari eylem olarak ortada olan idari faaliyet için getirilmiş bir hükümdür. Maddeye ilişkin Hükümet gerekçesinde ve doktrinde bu gibi eylemler özel hukuktaki haksız fiile benzetilmektedir ( Millet Meclisi Tutanak Dergisi Dönüm: 1, Cilt: 23, Toplantı: 2, S. Sayısı: 369, Sayfa: 8 ). Yine bu nedenle 72 nci maddenin getirdiği süre &#34;dava süresi&#34; olmaktan daha çok &#34;zaman aşımına benzeyen&#34; ve hakkın özüne etkili bir süre olarak nitelendirilmektedir ( Prof. S. S. Onar - idare Hukukunun Umumi Esasları, Cilt: III, Sayfa : 1966 ).&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hukuki ve maddi tasarrufun karışması, tasarrufu 72 nci maddede kastolunan anlamda idari fiil olarak nitelemek için yeterli değildir, idari zabıta faaliyetlerinde bile, ön planda idari fiil görünmesine rağmen ( ses ve müziğin belli saattan sonra zabıtaca meni gibi ) ortada idari zabıta talimatnamesine ve sözlü idari karara dayalı bir işlem, bir hukuki tasarruf vardır ( Prof. L. Duran, idare Hukuku Meseleleri Sayfa: 524 vd. ).&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Vergi hukukunda tarh ve tahakkuk; idarenin hazırlanması, hazırlığını karara bağlıyarak hukuki tasarrufunu tamamlaması safhalarıdır. Tahsil, idari usullerle verginin yükümlüden alınması evresidir. Bazı vergilerde -geniş anlamda yükümlülüklerde- görüldüğü gibi, tahakkukun tahsile bağlı olması, baştaki idari kararı veya işlemi, diğer deyişle hukuki tasarrufu; fiile, salt maddi tasarrufa dönüştürmez.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Petrol yüklü geminin limana gelmesi ve ilgili şirketin hakkında tarifenin uygulanmasını sağlamak üzere vaki yazılı başvurması sonucu, Devlet Demiryolları Mersin Liman idaresinin yükleme, boşaltma, aktarma v.s. için düzenleyici ve genel nitelikte bulunan liman ve iskeleler tarifesine dayanarak tahakkuk ettirdiği ücreti bir makbuzla ilgiliden tahsili, ancak 521 sayılı Danıştay Kanununun 67 nci maddesinde yazılı idari işlem ve bu işlemin uygulanması olarak nitelendirilebilir. Davaların büyük kısmının sadece işlemin iptali davası olarak açılmış olması bu görüşü doğrulamakta; diğer taraftan tahakkuk ve tahsilin bir arada cereyanı, yukarıda işaret edildiği gibi; idari faaliyetin niteliğine etkili bulunmamaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Sonuç : İlgili şirketin liman idaresine başvurması üzerine idarenin yükleme, boşaltma, aktarma işleri için ücret tahakkukuna ve makbuzla tahsiline ilişkin idari faaliyeti; bir idari işlem niteliğinde olduğu ve bundan doğan ihtilaflar 521 sayılı Danıştay Kanununun 67 nci maddesinde yazılı süre hükümlerine tabi bulunduğu cihetle süre yönünden, Danıştay 12 nci Dairenin 6.5&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62;1968 günlü; Esas 1967/644, Karar 1968/1061 sayılı kararı esas alınarak içtihadın birleştirilmesine 14.4.1973 günü oybirliği ile karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Tüketicilerin Davacı ve Davalı Olarak Harçtan Muaf Olmaları"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/tuketicilerin-davaci-ve-davali-olarak-harctan-muaf-olmalari#post-68</link>
<pubDate>Çar, 26 Nov 2008 02:27:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">68@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No : 2005/12178&#60;br /&#62;
Karar No : 2005/18196&#60;br /&#62;
Tarih : 08.12.2005&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı, asıl borçlu Kamil Düzenli'nin aldığı otomobil kredisine kefil olan davalıların ödenmeyen bakiye borç için yapılan icra takibine itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazın iptali ile %40 inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davalılar, davanın reddini savunmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kredi limitinin 10.000.000.000 TL olduğu gözetilerek 8.576.191.137 TL asıl, 1 423.808.863 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 10.000.000.000 TL üzerinden itirazın iptaline, kabul edilen alacağın %40'ı oranında inkar tazminatına hükmedilmiş; karar, davalılar tarafından temyiz edilmiş, hüküm Dairemizce inkar tazminatının asıl alacak üzerinden hesaplanması ve tüketicinin harçtan muaf olduğuna dayanılarak düzeltilerek onanmıştır. Davacı mahkeme kararının kendisine tebliğ edilmediğini bildirerek temyiz talebinde bulunmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;1- Mahkemece verilen karar; davacı tarafa tebliğ edilmeden davalının temyizi üzerine dosya Yargıtay'a gönderilmiş ve Dairemizce karar, davalıların temyizi doğrultusunda düzeltilerek onanmıştır. Ancak davacı vekilince kararın süresi içinde temyiz edildiği anlaşılmış olmakla Dairemizin 20.6.2005 gün 5173 esas/10329 karar sayılı ilamının kaldırılmasına karar verilerek temyiz incelemesi yapılmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;3- Davalılar 9.11.2000 tarihli dava dışı Kamil Düzenli ile davacı arasında düzenlenen 10.000&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62;000.000.-TL limitli Ferdi Kredi Sözleşmesinin müteselsil kefilleridirler. Davalılar bu kredi sözleşmesi nedeni ile temerrüt tarihindeki borçlunun borcunun ödenmeyen ana para ve faizinden oluşan ana alacak ile yine temerrüt tarihinden sonra işleyecek olan temerrüt faizinden sorumludurlar. Davalıların temerrütten sonra işleyen faizden de sorumlu oldukları gözetilerek hüküm kurulması, ayrıca davalının sorumluluğunun 10.000.000.000 TL ile sınırlı tutulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;4- Mahkemece davacı bankanın rehin yolu ile teminat altına aldığı alacak için rehin miktarını aşan kısım hakkında rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılmayacağını bilmesi gerektiğine dayanılarak reddedilen miktar üzerinden davacı banka aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmiş ise de İİK. 67. maddesi gereği bankanın kötü niyetli olduğu iddia ve ispat edilemediği gibi, bankanın talebinde de haklı olduğu anlaşıldığından davalıların bu konudaki kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;5- Davalılar aleyhine hükmedilen inkar tazminatının asıl alacak üzerinden hükmedilmesi gerekirken, ferileriyle beraber tahsiline karar verilen alacak üzerinden hükmedilmesi de usul veya yasaya aykırı olup bozma nedenedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;6- 4077 sayılı yasanın 23. maddesi gereği Tüketici Mahkemeleri nezdinde tüketiciler dava açarlarken her türlü resim ve harçtan muaf oldukları gibi, aleyhlerine açılan davalarda aleyhlerine karar verilesi halinde de yine her türlü resim ve harçtan muaftırlar buna rağmen davalıların harçla sorumlu tutulmaları da usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Sonuç : Yukarıda ( 1 )nolu bentte gösterilen nedenle davacının temyiz itirazının kabulü ile Dairemizin 20.6.2005 gün ve 5173 esas/10329 karar sayılı ilamının kaldırılmasına, ( 2 )nolu bentte gösterilen nedenle tarafların diğer temyiz itirazlarının reddine, mahkeme kararının ( 3 )ve ( 4 )nolu nedenlerle davacı, ( 5 )ve ( 6 )nolu nedenlerle davalılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 8.12.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "İşverenin Başka İşyerlerinin Bulunması ve Feshin Son Çare Olması"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/isverenin-baska-isyerlerinin-bulunmasi-ve-feshin-son-care-olmasi#post-67</link>
<pubDate>Sal, 25 Nov 2008 21:15:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">67@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No: 2005/37239&#60;br /&#62;
Karar No : 2006/3456&#60;br /&#62;
Tarih : 13.02.2006 &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı, feshin geçersizliği ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan işverence feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücretinin belirlenmesini istemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davalı işveren, A.... S&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62;... A.Ş. ile yapılmış olan Forklİft hizmetleri sözleşmesinin karşılıklı mutabakat ile feshedilmesi nedeniyle davacının iş sözleşmeşinin feshedildiğini, feshin geçerli nedene dayandığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece davalı şirketin A S... A.Ş.de Forklift Hizmetleri dışında ayrıca Genel Hizmetler işini de üstlendiği, firmanın S... A.Ş.ye üretim faaliyetleri dışında değişik alanlarda hizmet verdiği, her iki firma arasında asıi alt işveren-asıl işveren ilişkisinin bulunduğu, davacının yaptığı işlerin devam etmekte olduğu iş sözleşmesi feshedilmeden önce diğer bölümlerde değer&#60;br /&#62;
lendirme olanağı araştırılmadan ve feshin son çare olduğu ilkesi dikkate alınmadan iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedene dayanmadığı sonucuna varılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı şirketin dava dışı A.... S... A.Ş.nin forklift hizmetlerini üstlendiği, davalı şirket ile A.... S... A.Ş. arasındaki forklift hizmetleri sözleşmesinin karşılıklı mutabakat ile sona erdirilmesi üzerine davalı şirkete iş sözleşmesi ile bağlı ve forklift üretim hizmetleri operatörü olarak çalışan davacının iş sözleşmesinin ihbar ve kıdem tazminatı&#60;br /&#62;
ödenmek suretiyle feshedildiği, davalı şirketin Genel Hizmetler Sözleşmesi kapsamında anılan şirketin diğer bir kısım yardımcı işlerini de üstlendiği ve bu sözleşmenin devam etmekte olduğu, tanık anlatımlarına göre A.... S... A.Ş.nin forklift hizmetlerinin N isminde başka bir firma tarafından üstlenildiği anlaşılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece davacının iş sözleşmesi feshedilmeden önce feshin son çare olduğu ilkesinin gözönünde bulundurulmadığı gerekçesi ile işe iade isteği kabul edilmiş ise de, davalının alt işveren olduğu ve bu gibi durumlarda çalıştırılacak işçi sayısının genellikle asıl işverence önceden belirlendiği hususu dikkate alınmadığı gibi, davalı şirketin aynı il yada başka illerde işyerinin olup olmadığı da araştırılmış değildir. Davalı şirketin aynı il veya diğer illerde başka işyerinin bulunup bulunmadığı araştırılmadan ve davalı şirketin Genel Hizmetler Sözleşmesi kapsamında üstlendiği diğer işlerde davacı işçinin nasıl değerlendirilebileceği açıkça ortaya konulmadan feshin son çare olduğu ilkesinin uygulanmadığının kabulü doğru değildir. Eksik inceleme iie yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.02.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Toplu İş Sözleşmesinin Uygulanması Zorunluluğu"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/toplu-is-sozlesmesinin-uygulanmasi-zorunlulugu#post-66</link>
<pubDate>Sal, 25 Nov 2008 21:11:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">66@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No   : 2005/38473&#60;br /&#62;
Karar No : 2006/4428&#60;br /&#62;
Tarih       : 21.02.2006&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Taraflar arasındaki ücret farkı, öğrenim yardımı, bayram harçlığı, çocuk yardımı, ikramiye ile fazla çalışma parası ve sosyal yardım alacağının ödetil-mesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerek-tirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2-Davacı işçi işyerinde 01.09.2000-31.08.2002 tarihleri arasında uygulanmış olan toplu iş sözleşmesinin 36. maddesinde öngörülen ve 01.09.2001 tarihinde yürürlüğe giren 3. dönem ücret artışının uygulanmadığından bahisle anılan toplu iş sözleşmesi ile takip eden toplu iş sözleşmelerinden kaynaklanan fark isteklerde bulunmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davalı işveren ise, 2001 yılında ortaya çıkan ekonomik krize bağlı olarak işçi çıkarılmasının gündeme geldiğini, 122 çalışanın 3. dönem ücret artışından vazgeçmeleri üzerine istihdamın korunduğunu ve 4. dönem ücret artışının uygulandığını, sonraki dönmelerde iki kez toplu iş sözleşmesi imzalandığını ve davacı işçinin serbest iradesiyle anılan ücret artışından vazgeçtiğini ileri sürmüş davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece, toplu iş sözleşmesinde düzen ilkesi gereği işçinin bireysel feragatinin geçerli olmadığı, kaldı ki işçinin iradesinin işten çıkarılma tehdidi ile fesada uğratıldığı gerekçesiyle isteklerin kısmen kabulüne karar verilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Toplu iş sözleşmesinin uygulandığı işyerinde, işçi ile işverenin bir araya gelerek toplu iş sözleşmesi hükümlerini değiştirmeleri mümkün değildir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Toplu iş sözleşmesini imzalayan tarafların bu yönde yetkileri olmakla birlikte, somut olayda toplu iş sözleşmesini imzalayan işçi sendikası ile işveren sendikası arasında bu yönde yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamamıştır. Bu noktada davacı işçinin toplu iş sözleşmesi hükmü uyarınca 01.09.2001 tarihinde yürürlüğe giren ücret artışını öngören hükmün uygulan&#60;br /&#62;
masından bireysel olarak vazgeçmesi geçerli değildir. İşyerindeki bu uygulama, toplu iş sözleşmesi düzenini öngören 2822 sayılı Yasanın 6. maddesi hükmüne aykırıdır. Gerçekten davacı işçinin işverene vermiş olduğu feragatname ile toplu iş sözleşmesinin hükmüne aykırı şekilde ve işçi aleyhine bir hizmet akti hükmü yürürlüğe sokulmak istenmiş olmakla, bu durum, anılan 6. maddenin ilk cümlesine açık biçimde aykırılık oluşturur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Böyle olunca davacı işçinin toplu iş sözleşmesinin 01.09.2001-28.02.2002 tarihleri arasında geçerli olan 3. dönem ücret artışından yararlanması gerekir. İşyerinde 01.09.2000-31.08.2001 tarihleri arasında uygulanan toplu iş sözleşmesinde 4. dönem ücret artışının da, işçinin 28.02.2002 tarihinde almakta olduğu ücreti üzerinden yapılması gerektiği belirtilmiş olmakla işverence uygulanmayan 3. döneme ait ücret artışı anılan 4. döneme de etki edecektir. Buna göre davacının 01.09.2001-31.08.2002 tarihleri arasında kalan dönem için fark isteklerinin hesaplanarak hüküm altına alınması gerekir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Öte yandan işyerinde 25.11.2002 tarihinde imzalanan 01.09.2002-31.08.2004 tarihleri arasında geçerli olmak üzere yürürlüğe konulan toplu iş sözleşmesinde işçi ücretlerinde artışlar öngörülmüş ve söz konusu ücret artışları eksiksiz uygulanmıştır. Aynı şekilde 2004-2006 yılları arasında geçerli olan toplu iş sözleşmesi de mevcuttur. Anılan toplu iş sözleşmelerinin imzalanması sırasında işçilerin daha önceki feragat işlemlerinden İşçi sendikasının haberdar olduğu açıktır. Her şeyden önce sendika aidatlarının, feragat sonucu ortaya çıkan ücrete göre ödenmesine devam edilmiş ve sendika bu yönde bir itirazda bulunmamıştır. Yine sendika işyeri temsilcisi de feragat dilekçesi vermiş olup, bu durum da sendikanın feragat işlemlerinden haberinin olduğunu göstermektedir. Kaldı ki, sendika tarafından verilen 14.02.2006 tarihli yazıda, işçilerle işveren arasında karşılıklı mutabakat çerçevesinde feragatlerin alındığından, bu şekilde istihdamın korunduğundan ve yeni dönem toplu iş sözleşmelerinin bu veriler ışığında imzalandığından söz edilmiştir. Davacının bireysel feragatinin geçerli olmadığı toplu iş sözleşmesinde yer alan 01.09.2001 tarihli ücret artışının, takip eden toplu iş sözleşmeleri yönünden uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Somut olay yönünden toplu iş sözleşmesinin tarafları olan işçi sendikası ile işveren sendikasının, işveren ile işçiler arasında yürürlüğe konulan önceki uygulamayı bilerek ve bu durumu gözeterek yeni toplu iş sözleşmelerini imzaladıklarının kabulü gerekir. Belirtmek gerekir ki, sonraki toplu iş sözleşmelerinin imzası sırasında toplu iş sözleşmesinin tarafları arasında bir çekişme ortaya çıkmamıştır. Bu durumda toplu iş sözleşmesi ücret artışının yapılma-masından kaynaklanan isteklerin yeni toplu iş sözleşmesinin yürürlüğe girdiği 01.09.2002 tarihi sonrası için de hesaplanması doğru değildir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;3-Ücret artışına esas alınması gereken enflasyon oranı konusunda da taraflar arasında bir çekişme bulunmaktadır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi rakorunda enflasyon oranı %33,7 olarak belirtilmiş, davalı taraf bu oranın % 33.65 olduğunu ileri sürmüştür. Dosya içinde bulunan sendika yazılarında her iki orana da yer verildiği görülmektedir. Mahkemece bu konudaki tereddüt giderilmeden ve Devlet İstatistik Enstitüsünden enflasyon oranı sorulmadan karar verilmiş olması da hatalı olmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;4-Ücret farkı alacağı toplu iş sözleşmesinden doğmuş olmakla, yasal faiz yerine 2822 sayılı Yasanın 61&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; maddesi uyarınca bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi faizine karar verilmelidir. Yine, toplu iş sözleşmesinde ücretler ile ikramiyelerin ödenmesi yönünden kesin bir tarih öngörülmüş olmakla, bu alacaklar için toplu iş sözleşmesinde belirlenen ve ödenmesi gereken tarihlerden itibaren faize karar verilmesi gerekir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21.02.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;KARŞI OY BULUNMAKTADIR.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Gayrimenkul Yüzölçümünün Düzeltilmesi Talebi"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/gayrimenkul-yuzolcumunun-duzeltilmesi-talebi#post-65</link>
<pubDate>Sal, 25 Nov 2008 20:59:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">65@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No : 2004/934&#60;br /&#62;
Karar No : 2004/1848&#60;br /&#62;
Tarih : 15.03.2004 &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Taraflar arasında görülen yüzölçümünün çoğaltılması davasının yapılan yargılaması sonunda davanın kabulüne ilişkin, temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen hükmün HUMK.nun 427. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.12.2003 tarih ve 2003/197243 sayılı yazılarıyla istenilmekle, dosya içerisindeki tüm belgeler incelenerek, gereği düşünüldü:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;KARAR&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacılar kadastroca adlarına tespit ve tescil edilen 106 ada 4 parselin yüzölçümünün çoğaltılmasını istemişler, mahkemece, yapılan inceleme ile belirlenen, teknik bilirkişinin 19.02.2002 günlü krokide A harfi ile gösterilen 12.500 m2 ve B harfi ile gösterilen 25.500 m2 taşınmaz bölümlerinin 106 ada 4 parsele ilave edilmek suretiyle tapuya tesciline, 53.000 m2 olan yüzölçümünün 91.000 m2 olarak düzeltilmesine karar verilmiş ve hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacıların, yüzölçümünün çoğaltma istekleri 106 ada 4 parsel kadastro yoluyla oluşturulmuştur. Kural olarak kadastro yoluyla oluşturulan bir tapu kaydının yüzölçümünün artırılması istenemez. Mahkemece, bu kural gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurmuş olması doğru görülmemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Bu tür uyuşmazlıklarda, davacının kendi parselinin eksik yazıldığı yolundaki itirazının hedefi, komşu parsel ve taşınmazlardan ileri geldiği kabul edilir. Miktar eksikliğinin sınırda yer alan parseller içinde tespit edilmiş olması halinde, bu parsellerin kayıt malikleri aleyhine açılacak tapu iptali ve tescil davası, taşınmaz tespit dışı bırakılan bir yer ise genel hükümler çerçevesinde açılacak bir dava ile tescili sağlanabilir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Paftaya göre tesciline karar verilen taşınmaz bölümleri kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan yerlerdir. Bu tür yerler TMK.nun 713/1. ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; ve 17. maddesi hükümlerine göre tescili istenebilir. Anılan hükümler gözönünde tutularak, davanın Hazine ve ilgisi yönünden diğer kamu tüzel kişilerine yöneltilmesi gerekir. Hazine ve diğer kamu tüzel kişilerine dava yöneltilmeden yazılı şekilde 106 ada 4 parselin yüzölçümünün çoğaltılarak tapuya tesciline karar verilmiş olması kanuna aykırıdır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Sonuç: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının HUMK.nun 427/6 maddesi gereğince, sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 15.03.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Evlat Edinmek İsteyenin Alt Soyunun Bulunmaması Şartı"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/evlat-edinmek-isteyenin-alt-soyunun-bulunmamasi-sarti#post-64</link>
<pubDate>Sal, 25 Nov 2008 20:56:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">64@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No   : 2004/3734&#60;br /&#62;
Karar No  : 2004/4755&#60;br /&#62;
Tarih       : 14.04.2004&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacının, 28.2.2002 tarihli dava dilekçesiyle açtığı davada, davalıyı evlat edinmesine izin verilmesini istediği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;01.01&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62;2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 313. maddesi ergin ve kısıtlıların hangi hallerde evlat edinilebileceği düzenlenmiş olup, ergin veya kısıtlıyı evlat edinmek isteyenin alt soyunun bulunmaması gerektiği açıkça belirtilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dosyada mevcut nüfus kayıtlarından, 27.8.1983 doğumlu olan Fatih'in dava tarihi itibariyle ergin olduğu, davacı Fatma'nın ise çocuklarının bulunduğu anlaşılmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece, yasal şartların oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken Medeni Kanunun 313. maddesi hükmüne aykırı olarak davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Reşit Olmayan Küçüğün Evliliğine İzin Verilmesi"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/resit-olmayan-kucugun-evliligine-izin-verilmesi#post-63</link>
<pubDate>Sal, 25 Nov 2008 20:53:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">63@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No  : 2004/3737&#60;br /&#62;
Karar No : 2004/4675&#60;br /&#62;
Tarih      : 13.04.2004&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 124/2. maddesi ile &#34;Ancak, hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek ve kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62;&#34; Hükmü getirilmiş olup, evlenmeye izin verilebilmesi için ana, baba veya vasinin muvafakatlarından söz edilmemiş, bu kişilerin karar verilmeden önce dinlenmeleri öngörülmüştür.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Anılan madde gereğince, mümeyyiz küçük yada onun yasal temsilcileri davayı açabileceklerdir. Yasal temsilci tarafından açılan davada, mümeyyiz küçük de dinlenecek, evlenme için gerekli kişiliğe, bedeni ve fikri olgunluğa erişip erişmediği hakim tarafından gözlenecektir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece, velayeti kullanan davacı baba ve evlenmesine izin verilmesi istenilen küçüğün dinlenilmemesi, duruşma açılmayarak evrak üzerinden karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Diğer taraftan;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;4722 Sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 2. maddesinde Türk Medeni Kanununun kamu düzeni ve genel ahlakı sağlamaya yönelik kurallarının, haklarında ayrık hüküm bulunmayan bütün olaylara uygulanacağı öngörülmüştür.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Aynı kanunun 9. maddesinde de, evliliğin kurulması ve sona ermesinin Türk Medeni Kanunu hükümlerine tabi olacağına ilişkin hüküm mevcuttur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece, dava ve hüküm tarihi itibarıyla onaltı yaşını doldurmamış olan Barkın'ın evlenmesine izin verilmesi, yargılama sırasında yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 124/2. maddesi hükmüne aykırıdır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Evlat Edinenin Evlat Edinilecekten En Az On Sekiz Yaş Büyük Olması Şartı"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/evlat-edinenin-evlat-edinilecekten-en-az-on-sekiz-yas-buyuk-olmasi-sarti#post-62</link>
<pubDate>Sal, 25 Nov 2008 20:50:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">62@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No   : 2004/3736&#60;br /&#62;
Karar No : 2004/4585&#60;br /&#62;
Tarih      : 12.04.2004&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dava ve hüküm tarihinde yürürlükte olan 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisinin 253. maddesine göre evlat edinen kimsenin evlatlıktan en az onsekiz yaş büyük olması şarttır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dosyada mevcut nüfus kayıt örneklerinden, 20.11.1959 doğumlu davacı ........... ile 18.06.1976 doğumlu olan davalı ...........arasındaki yaş farkının onsekiz yıldan az olduğu anlaşılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece, yasal şartın oluşmaması nedeniyle davacı .............yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken Medeni Kanunun 253. maddesi hükmüne aykırı olarak davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Vakıf Şerhinin Tapu Siciline Kaydı ya da Silinmesi ve Hak Düşürücü Süre"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/vakif-serhinin-tapu-siciline-kaydi-ya-da-silinmesi-ve-hak-dusurucu-sure#post-61</link>
<pubDate>Sal, 25 Nov 2008 20:43:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">61@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME BÜYÜK GENEL KURULU&#60;br /&#62;
Esas No   : 2003/1&#60;br /&#62;
Karar No : 2004/1&#60;br /&#62;
Tarih       : 02.04.2004&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;I- İçtihatları Birleştirmenin Konusu:&#60;br /&#62;
Kadastroca yapılan tespitten sonra şerhsiz oluşan tapu kaydına usulsüz düşürülen Vakıf Şerhi’nin Tapu Sicilinden silinmesi ya da kadastro tespit tutanağında bulunmayan Vakıf Şerhi’nin sonradan Tapu Siciline yazılmasına ilişkin istemleri içeren davalarda 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde öngörülen &#34;on yıllık hak düşürücü sürenin&#34; uygulama yeri olup olmadığına ilişkindir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;II- İçtihatları Birleştirme İstemi:&#60;br /&#62;
3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. fıkrasında öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin uygulanıp uygulanamayacağı konusunda Birinci ve Onyedinci Hukuk Daireleri ile Ondördüncü Hukuk Dairesi kararları arasında görüş aykırılığı bulunduğu ileri sürülerek içtihatların birleştirilmesi istenmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;III- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun 30.5.2003 gün ve 62 sayılı kararı:&#60;br /&#62;
Konu ile ilgili Yargıtay Birinci, Ondördüncü ve Onyedinci Hukuk Daireleri Başkanlıkları ile Hukuk Genel Kurulu Başkanlığından alınan görüşlerin ve gönderilen kararların değerlendirilmesinde &#34;Vakıf Şerhi’nin Tapu Sicilinden silinmesi ya da Tapu Siciline yazılmasına ilişkin istemleri içeren davalarda 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde açıklanan on yıllık hak düşürücü sürenin uygulanıp uygulanamayacağı&#34; konusunda 1. Hukuk Dairesinin 18.12.2000 gün ve 2000/14635-15909 ve aynı doğrultuda bulunan 17. Hukuk Dairesinin 4.10.1995 gün ve 5545/5666, 14. Hukuk Dairesinin 18.11.2002 gün ve 7651/7502, 25.10.2002 gün ve 7409/7246, 18.10.2002 gün ve 7167/7048, 18.12.2000 gün ve 8102/8533, Hukuk Genel Kurulunun 26.6.2002 gün ve 2002/14-517-554 ve 20.11.2002 gün ve 2002/14-828-1002 sayılı kararları arasında görüş aykırılığı bulunduğuna ve bu aykırılığın İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca giderilmesine, görüşme tarihinin daha sonra Birinci Başkanlıkça belirlenmek üzere raportör üye görevlendirilmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İçtihatları Birleştirmenin Konusu Olan Vakıf Şerhinin Oluş Biçimi;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Taşınmaz, Vakıf malı olduğu halde, kadastro çalışmaları sırasında taşınmaza ait tapu kaydı esas alınarak mutasarrıfı adına tespiti yapılmaktadır. Ancak, kadastro tutanağının şerhler bölümüne bu taşınmaz &#34;Vakıf malıdır&#34; yada &#34;...Vakfına aittir&#34; gibi bir kayıt düşürülmesi gerekirken, bu yapılmadan kadastro tutanağı düzenlenmekte ve tespit maliki adına tapu oluşmaktadır. İşte tapu kayıtlarında Vakıf Şerhi olmadığından Vakıflar Genel Müdürlüğü, 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 27/29. maddelerinde öngörülen Vakfın hakkı olan taviz bedelini (ivaz alacağını) almama gibi bir durumla karşılaşmaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü, taviz bedelinin tahsilini sağlamak için ya doğrudan doğruya Tapu Kadastro Genel Müdürlüğüne yada Yerel Tapu Sicil Müdürlüklerine idari yoldan başvurmak suretiyle Tapu Siciline &#34;Vakıf malıdır&#34; yada &#34;...Vakfına aittir&#34; şerhinin yazılmasını sağlamakta veya hasımsız dava açmak suretiyle veyahut benzer yollarla söz konusu şerhi Tapu Kütüğüne (Siciline) işletmektedir. Ve şerh bu şekilde oluşmaktadır. Tapu kayıt malikleri de, kadastro tutanağının kesinleştiği tarihten itibaren 3402 sayılı Kanununun 12/3. fıkrasında öngörülen on yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra tapu kütüğüne yazılan bu şerhin tapu sicilinden silinmesi (terkini) için dava açmaları sonucu olay yargıya intikal etmektedir. Ve İçtihatları Birleştirmenin konusunu sözü edilen bu şerh oluşturmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;IV- İçtihatların Birleştirilmesine Gerek Olup Olmadığı (Kararlar Arasında Aykırılığın Bulunup Bulunmadığı) Sorunu:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;a- Hukuk Genel Kurulu, Birinci, Onyedinci ve Ondördüncü Hukuk Daireleri kararları arasındaki ortak noktalar:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İcareteynli ve Mukataalı taşınmazlardan, Vakıflar İdaresinin almış olduğu taviz bedelinin TMK.nun 839(MK.nun 754). ve devamı maddelerinde düzenlenen &#34;Taşınmaz Yükü&#34; (Gayrimenkul Mükellefiyeti) olduğu, tescile tabi olmadığı, Tapu Sicilinde Vakıf Şerhi olmasa dahi hüküm ifade edeceği, taşınmaz mal tamamen ortadan kalkmadıkça mutasarrıfın veya yeni malikin bu yükümlülükten kurtulmasının olanaklı bulunmadığı, önceki kayıt ve belgelerden, taşınmazın vakıf malı olduğunun anlaşılması halinde, gitti kayıtlarına sonradan vakıf şerhi işlenmemiş olsa bile, yeni malikin bu taşınmaz yükünden kurtulmasının &#34;taviz bedeli&#34; ödenmesine bağlı olduğu, kanundan doğan taşınmaz yükü karşısında yeni malikin iyi niyet savunmasında bulunarak TMK.nun 712(MK.nun 638). ve 1023 (931). maddelerinden yararlanılmasına yasal olanak bulunmadığına ilişkin ilkeler bakımından bir görüş aykırılığı bulunmamaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;b- Hukuk Genel Kurulu, Birinci ve Onyedinci Hukuk Daireleri Kararları ile Ondördüncü Hukuk Dairesi Kararları arasında farklı noktalar:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;1- Hukuk Genel Kurulu ile Birinci ve Onyedinci Hukuk Daireleri Kararlarında; 3402 sayılı Kadastro Kanununun, bir tasfiye kanunu olduğu, aynı Kanunun 12/3. fıkrasının hiçbir ayrım yapmaksızın kesinleşen tespitten önceki hakları tasfiye kapsamına aldığı, on yıl geçtikten sonra bu hakların itiraz ve dava konusu yapılamayacağı, &#34;mülkiyet&#34; gibi mutlak bir ayni hakkı tasfiye kapsamına alan kanunun bu maddesinin, &#34;mülkiyetin gayri ayni hak&#34; niteliğindeki taşınmaz yükünü bu kapsam dışında tuttuğunun düşünülemeyeceği, 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 29. maddesinde açıklanan taviz bedelinin bir para alacağı olup, vakfın bu hakkının kişisel bir hakka dönüştüğü, o nedenle bu hakka &#34;kamusal&#34; nitelik verilmesinin mümkün bulunmadığı ve 26.5.1935 tarih, 78/6 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararı ile &#34;vakıf malların Devlet malı&#34; sayılmadığının kabul edildiği, vakıf malların 3402 sayılı Kanunun 16. maddesinde sayılan taşınmazlardan olmadığı, görüş ve ilkelerden hareketle 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. fıkrasının vakıf taşınmazlar bakımından da uygulanacağı görüşünü benimsemişlerdir. HGK’nun 20.11.2002 gün, 2002/14-828-1002 ve aynı tarih 1003 sayılı iki kararının bu görüş doğrultusunda olduğu saptanmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2- Ondördüncü Hukuk Dairesi ise kararlarında; 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 2888 sayılı Kanunla değişik 29. maddesinin getirdiği kanuni &#34;ipotek hakkı&#34; gayrimenkulü izleyeceğinden, vakıf şerhinin artık bir yasal takyit olduğu, TMK.nun 731 (MK.nun 657). maddesi uyarınca tapu siciline tescil edilmeksizin de etkili olacağı, öte yandan taviz bedelinin taşınmaz yükü sayılması ve vakıf malların kendine özgü bir &#34;kamusal mülkiyet&#34; türü olarak nitelenmesi nedeniyle, tesisinde (tespitten önceki revizyon gören kayıtlarında) bulunupta, kadastro tespitinde tapuya yazılmayan vakıf şerhinin tekrar yazılmasının istenmesi durumunda 3402 sayılı Kanunun 12/3.maddesinin vakıf taşınmazlarda uygulanmasına olanak bulunmadığı görüşünü kabul etmiştir. HGK’nun 26.2.2002 gün ve 2002/14-517-554 sayılı kararının bu görüş doğrultusunda çıktığı belirlenmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Bu açıklamalar ve benimsenen görüşler karşısında; Hukuk Genel Kurulu, Birinci ve Onyedinci Hukuk Daireleri kararları ile Ondördüncü Hukuk Dairesinin kararları arasında görüş aykırılığı bulunduğu ve bu aykırılığın Yargıtay Kanununun 16. ve 45. maddeleri ile Yargıtay İç Yönetmeliğinin 14. maddesi uyarınca içtihatların birleştirilmesi yolu ile giderilmesi gerektiğine, ilk oylamada oybirliğiyle karar verilip işin esasının görüşülmesine geçilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;V- İçtihatları Birleştirmenin Gerekçesi;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;1- Konu İle İlgili Yasal Düzenlemeler;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;A- Vakıflar Kanununun İlgili Maddeleri;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;MADDE 27: (26.6.2001 tarih ve 4690 sayılı Kanunla değişik) Vakfın türüne göre ayrım yapılmaksızın üzerinde taviz şerhi bulunan mevcut mukataalı veya icareteynli vakıf taşınmaz malların mülkiyetleri, taşınmazların bulunduğu il’lerde Defterdarlık, ilçe’lerde Mal Müdürlüğü bünyesinde yer alan Hazine taşınmaz malının satış ihalesine yetkili olan komisyon tarafından takdir edilecek rayiç bedelinin yüzde yirmi oranında hesap edilecek taviz bedeli karşılığında mutasarrıflarına geçirilir. Taviz bedeli ödenmeden ortaklığın giderilmesi veya cebri icra yoluyla satışı yapılacak taşınmaz malların taviz bedellerinin hesaplanmasında satış bedeli esas alınır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;MADDE 28: (4.4.1995 gün ve 4103 sayılı Kanunla değişik) Yukarıdaki maddede yazılı tavizler toptan ödendiği takdirde gayrimenkul’ün mülkiyeti mutasarrıfı adına tapuda tescil olunur. Bu tavizin yarısı peşin ve geri kalanı üç yılda üç müsavi taksitle de ödenebilir. Bu takdirde mülkiyet mutasarrıfı adına tescil edilmekle beraber gayrimenkul’ün tamamı geri kalan taksitler için birinci derecede ve birinci sırada ipotek sayılarak tapuya böylece kaydolunur. Taksitler için kanuni faiz yürütülür. Bu taksit zamanında ödenmezse geri kalan taksitlerin tamamı muaccel olur. Mülkiyetin mutasarrıfı adına tescilinden itibaren mukataa ve icare alınmaz.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;MADDE 29: (22.9.1983 gün ve 2888 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik) On yıl içinde bu kanun hükümlerine göre taviz vermek yolu ile icareteyn veya vakfın mukataa kayıtları terkin edilmemiş olan gayrimenkullerin mülkiyeti on yıl sonunda kendiliğinden mutasarrıflarına geçer ve vakfın hakkı da ivaza dönerek gayrimenkulün tamamı bu ivaz karşılığında birinci derece ve birinci sırada ipotek sayılır. Genel Müdürlük o yıl tahakkuk ettirilen icare veya mukataa üzerinden hesaplanabilecek olan bu tavizlerle vaktinde ödenmeyen taksitleri mutasarrıfın başka mallarına müracaat yolu ile ve Amme Alacaklarının Tahsil ve Usulü Hakkındaki Kanuna göre tahsile dahi yetkilidir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Bu madde gereğince mülkiyeti mutasarrıflarına geçmiş olan gayrimenkullerde maliklerin Hazineden başka varis bırakmadan ölümleri halinde, mülkiyet mahlûlen vakfına rücu eder. Bu Kanunun yayımı tarihine kadar maliklerinin ölümleri üzerine son mirasçı sıfatıyla Hazineye intikal edip de bu husus tapu kaydına işlenmemiş bulunan gayrimenkullerde yukarıdaki fıkra hükmüne tabidir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;MADDE 30: Bu Kanun hükümleri yürümeğe başladıktan sonra mukataalı veya icareteynli gayrimenkullerin tavizleri tamamen vakfa verilmiş olmadıkça o mallar üzerindeki temliki tasarruflar Tapu Dairelerince tescil olunamaz.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;B- Türk Medeni Kanununun İlgili Hükümleri:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;MADDE 731/1 (MK. m.657/1): Taşınmaz mülkiyetinin kanundan doğan kısıtlamaları, tapu siciline tescil edilmeksizin etkili olur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;MADDE 839/1 (MK. m.754/1): Taşınmaz yükü, bir taşınmazın malikini yalnız o taşınmazla sorumlu olmak üzere diğer bir kimseye bir şey vermek veya yapmakla yükümlü kılar.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;MADDE 849/1 (MK. m.764/1): Taşınmaz maliki değişirse yeni malik, başka bir işleme gerek bulunmaksızın taşınmaz yükünün yükümlüsü olur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;MADDE 864 (MK. m.779): Rehnin tapu kütüğüne tescil edilmesinden sonra alacak için zamanaşımı işlemez.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;MADDE 892 (4721 sayılı TMK. ile getirilmiştir. Eski MK.nunda bu hüküm bulunmamakta idi.): Kanuni ipotek haklarının doğumu, aksi kanunda öngörülmüş olmadıkça tapu kütüğüne tescil edilmelerine bağlı değildir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;MADDE 1023 (MK. m.931): Tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;C- 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/1, 2 ve 3. fıkraları:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;MADDE 12: 30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Kadastro Müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ile Kadastro Mahkemesinin kesinleşmiş kararları; kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç üç ay içerisinde tapu kütüklerine kaydedilir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz, denilmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Bu maddede açıklanan sürenin hak düşürücü süre olduğu konusunda uygulama ile öğreti arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. fıkrası hükmüne ilişkin hükümet gerekçesinden şu sonuçları çıkarmak mümkündür;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;a- Düzenli kütük ve kadastro işlemlerinin korunması amaçlanmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;b- Kadastro işlemlerinin eski olaylara dayanılarak süresiz bir biçimde askıda bırakılması, kamu düzenini ters yönde etkileyeceği ve kamu zararını doğuracağı gözetilerek bunun önlenmesi hedeflenmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;c-10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması bakımından kamu ve özel mal ayrımı yapılmamıştır. Vakıf taşınmazlarla ilgili ayrık bir durum da getirilmemiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Şu halde; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. fırkasından çıkartılan bu sonuçlar ve benimsenen bu ilke ile; mülkiyet hakkı değil, sadece hak arama özgürlüğünün (dava açma hakkının) ve başvuru hakkının kısıtlandığı anlaşılmaktadır (Anayasa Mahkemesinin 8.10.1991 tarih ve 1991/9-36 sayılı kararı).&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;VI- Eski Vakıflar ve İlgili Müesseseler:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Vakıf; insanlar tarafından yararlanılmak üzere bir ayni (malı) Allah’ın Mülkü hükmünde olmak koşulu ile temlik (mülkiyetin devri) ve temellükten (mülkiyetin devralınmasından) hapis ve men eylemektir, şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre vakıf mal, kamu malı, vakfın kişiliği ise, kamu kişiliğidir. Vakıf mal Allah’ın Mülkü hükmündedir. Bu nedenle vakıf mallar, her türlü nüfus ve otoritenin elatmasından uzak kalmış ve sürekliliği bu ilkelerle sağlanmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;VII- Osmanlı Devletinde Toprak Rejimi:&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Osmanlı Devleti’nin Toprak Rejimine göre; arazinin büyük bir bölümü Devletin malı idi. Kişilerin araziden yararlanması, Devlet ile kişi arasında meydana gelecek sözleşmeyle mümkündü. Devleti bu sözleşmelerde, Has, Tımar ve Zeamet sahipleri temsil etmekte idi. Devlet, 1847 (1263) yılına kadar araziye ilişkin işlemlerle doğrudan doğruya ilgilenmemişti. Ülkenin gerçeklerine ve Osmanlı Devletinin yapısı gereklerine uygun olarak arazi ile ilgili düzenlemeler yapılmıştı.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;1858 (1274) tarihli Arazi Kanunnamesi; teknik anlamda ve toprak hukuku konusunda düzenlenmiş ilk temel kanundur. Arazi Kanunnamesinin 1. maddesine göre; arazi beş bölüme ayrılmakta idi.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;1- Mülk (Memluk) Arazi; Özel mülkiyet kapsamına giren arazi türüdür. Gerek gerçek ve gerekse tüzel kişiler mülk araziye malik olabilirlerdi.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2- Miri (Emriye) Arazi; Mülkiyet hakkı Devlete ait olan arazi idi. Devlet bu araziden yararlanma hakkını süresiz olarak kişilere muaccele denilen ve arazinin değerine göre alınan bir miktar para karşılığı devrederdi. Bundan ayrı, miri arazi mirasçılara da intikal ederdi.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;3- Metruk Arazi; Yararlanma hakkı kamuya ya da belli bir köy veya kasaba halkına ayrılmış (tahsis edilmiş) yerlerdi. Genel yollar, Meralar, Yaylak ve Kışlak gibi benzeri yerler bu tür araziyi oluştururdu.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;4- Mevat Arazi (Ölü Topraklar); Tarıma elverişli olmayan topraklardı.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İmar ve ihya ile kazanılması mümkün olan arazilerdi. (Arazi Kanunnamesi, madde 6, Mecelle, madde 1270).&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;5- Vakıf Arazi (Arazi-i Mevkufe); Vakıf, islam hukuku kurumlarındandır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Arazi Kanunnamesinin 4. maddesine göre vakıflar; mülkiyet hakkının devredilip edilmemesine göre, yani nitelik bakımından sahih ve sahih olmayan vakıflar olmak üzere iki bölüme ayrılmışlardır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;A- Sahih Vakıflar (Mukataalı – İcareteynli Vakıflar ); Bunlar aynı zamanda akara tahsisli yani gelirlerinden yararlanılan vakıflar olarakta nitelendirilmektedirler.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;1- Mukataalı Vakıflar; Zorunluluklar sonucu doğmuştur. Vakıf yer haraptır. Vakıf taşınmaz kendi olanakları ile vakıf tarafından inşaa ve onarılmasının mümkün olmaması sebebiyle bina yapmak, ağaç veya bağ çubuğu dikmek ve bunların durması karşılığında vakfa her sene maktu bir zemin kirası (İcare-i zemin) ödenmek suretiyle kiralanmış, yapılan bina ve dikilen ağaçlar yapanın veya dikenin malı sayılmış ve ölümü ile de, mirasçılarına geçeceği ve mukataa (kira) karşılığı verildiği sürece sözleşmenin geçerli kalacağı ve arazi üzerine yapılan muhtesatın kaldırılamayacağı kabul edilmiştir. Bu tür vakıfların kurulması için, mahkemece verilen izin (hakimin izni) yeterli olmayıp ayrıca Padişahın izin ve iradesine de ihtiyaç duyulmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2- İcareteynli Vakıflar; Mukataalı vakıflar gibi olayların meydana getirdiği zorunluluklar sonucu doğmuş bir vakıf türüdür. Vakıf binalarının yanması, yıkılması ve vakıf tarafından tekrar inşaa için ekonomik gücün yaratılmaması veya kısa süre ile kiralanmasının mümkün olmaması ya da kısa süreli kiralamaya istekli çıkmaması nedeniyle bir tür süresiz kiraya benzeyen usule gidilmiş, mutasarrıfından gerçek değerine yakın veya eşit &#34;icare-i muaccele&#34; denilen peşin kira bedeli alınıp yanan, harap olan bina vakıf tarafından yeniden inşaa ve tamir ettirilerek her sene icare-i müeccele (veresiye kira) denilen küçük bir bedel karşılığında süresiz olarak kiracılara (mutasarrıflara) bırakılmıştır. Peşin veya her yıl alınan icar (kira) usulüne de &#34;iki yani çifte icare&#34; anlamında icareteyn adı verilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;B- Sahih Olmayan (Tahsis ve İrsad Kabilinden Gayri sahih) Vakıflar; Padişah ya da onun izin verdiği başkaları tarafından miri arazi üzerinde meydana getirilen vakıflardır. Miri araziler, kadim köy ve kasabaların tümüyle dışında kalan tarla, çayır, yaylak, kışlak, korular ve benzeri yerler olarak kabul edilmiştir. (Arazi Kanunnamesi madde 3, 25, 53, 81, 83 ve 90.)&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Osmanlı Sultanları ya da onların izin verdiği başkaları miri arazide 1858 (1274) tarihli A.K.’nun 4/2. fıkrasına göre üç türlü tahsis ve irsat kabilinden vakıf kurabilirlerdi.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;a- Miri Arazinin Yalnızca A’şar (Toprağın Ürününün Ondabiri) gibi vergi ve resimleri (A’şar ve rüsumatı) bir hayır cihetine tahsis edildiği vakıflarda tasarruf hakkı, tapu kayıtlarında yazılı fertlerde kalırdı.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;b- Miri arazinin yalnızca &#34;tasarruf hakkının&#34; bir hayır cihetine tahsis edildiği vakıflarda tasarruf hakkı sahih olmayan vakıfta kalırdı. Sahih olmayan vakıf A’şarı Devlete öderdi.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;c- Miri arazinin hem tasarruf hakkının hem de A’şar gibi &#34;vergi ve resimlerinin&#34; bir hayır cihetine tahsis edildiği vakıflarda vakıf: arazinin tasarruf hakkına sahip olduğu gibi, Devlete A’şar ya da başkaca vergi ve resim ödemezdi.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Görüldüğü gibi sahih vakıfların konusunu kadim köy, kasaba ya da şehir içindeki mülk topraklar teşkil ettiği halde, sahih olmayan vakıfların konusunu, anılan kadim yerleşim birimlerinin tümüyle dışında kalan miri (Devlete ait) araziler oluşturmakta idi.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;VIII- Vakıf Taşınmazlarında; Zamanaşımının Uygulanıp Uygulanamayacağı Sorunu;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Vakıf taşınmazlarında, zamanaşımı uygulanıp uygulanamayacağı konusunda Türk pozitif hukukunda farklı düzenlemeler mevcuttur. Tapu kaydı olmayan bazı vakıf malların varlığı bir gerçektir. Nitekim 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 44. maddesinde bu tür mallardan sözedilmektedir. Aynı Kanunun 41/1. maddesinde &#34;Kanunu Medenideki müruruzaman hükümleri, vakıf mallar hakkında da tatbik olunur.&#34; denildiğine göre, vakıf mallar hakkında da kazandırıcı zamanaşımı hükümlerinin uygulanmasına olanak tanınmıştır. Vakıflar Kanununun 8. maddesi ise, &#34;Vakıfların doğrudan doğruya hayrattan olan taşınmazlarının kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemeyeceğini&#34; hükme bağlamıştır. Herkes tarafından aynı’ndan yararlanılan Camii, Okul, Medrese, Köprü ve Hastane gibi yerler bu tür mallardan sayılmışlardır. Buna karşılık hayrattan olmayan fakat akaratından olan yani aynı’nından değil de gelirinden yararlanılan vakıf taşınmazları ise, TMK.nun 713. maddesinde açıklanan taşınmaza ve zilyetliğe ilişkin tüm koşulların oluşması halinde zamanaşımı ile kazanılması mümkün bulunmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Öte yandan MK.nuna 13.7.1967 tarih ve 903 sayılı Kanunla eklenen 81/B (TMK. 117). maddesine göre &#34;Vakıfların malları üzerinde zilyetlik yolu ile kazanma hükümleri tatbik olunmaz.&#34; demek suretiyle Vakıf taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisabını yasaklamıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Bu kazanma yasağının sadece TMK.nun hükümlerine tabi yani Cumhuriyetten sonra kurulan Vakıflar hakkında uygulanabileceği, eski Vakıflar hakkında uygulanamayacağı ileri sürülmüştür. (Prof. Dr. Sungurbey, İsmet, Eski Vakıfların Yeni Sorunları, İstanbul, 2001, sh: 28 vd. aynı kitap, aynı sayfa, Prof. Dr. Ümit Doğanay ve Dr. Hasan Güneri’nin görüşü, Yrd. Doç. Dr. Veysel Başpınar, Vakıf Medeniyeti Sempozyumu Kitabı, 12-13 Mayıs 2003 Vakıflar Genel Müdürlüğü yayınları, Ankara, 2003, sh: 89-98, 7 HD. 27.1.1970 tarih 120/424 K. Ali Em &#34;Y.18. H.D. Üyesi&#34;, Ayten Sözen, Zümre Yılmaz ve Nazif Kaçak’ın Açıklamalı–Gerekçeli Türk Medeni Kanunu ve Uygulama Kanunu, Ankara, 2002, sh:145- Aynı eser aynı sayfa, 4721 sayılı TMK.nun T.B.M.M. de görüşüldüğü sırada dönemin Adalet Bakanı’nın yaptığı konuşma)&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;4.3.1959 gün ve 1959/2-19 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararı uyarınca intikal sahibi bulunmadığından mahlulen vakfına dönen icareteynli taşınmazların zilyetlikle kazanılamayacağı öngörülmüştür.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;MK.nun 81/B (TMK.nun 117). maddesi geriye doğru yürüyemeyeceği için, bu değişikliğin yeni kanunun yürürlük gününe kadar oluşan kazanılmış hakları etkilemesi mümkün değildir. O halde 903 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 13.7.1967 tarihine kadar kazanma koşulları oluşmuş ise zilyed; kazandırıcı zamanaşımından yararlanabileceği görüşü ifade edilmiştir. (Oğuzman / Seliçi, Eşya Hukuku, 1988, sh:428, Ozanalp, A.N., Tapulama Kanunu Şerhi, 1976, sh: 383, Prof Dr. Hâtemi, Hüseyin, Medeni Hukuk Tüzel Kişileri, İstanbul, 1979 c:1, sh: 729 vd., HGK. 5.2.1975 gün, 1972/7-1424 E, 1975/127 K). Bu konuda gerek uygulamada ve gerekse öğretide görüş birliği olduğu söylenebilir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;IX- Taviz Bedeli;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Taviz bedeli; eski vakıflar hukuku açısından &#34;rakabe&#34; kuru mülkiyet hakkı karşılığı, tasarruf hakkı bedeli, icare ve mukataa (kira) karşılığı anlamına gelmektedir. Vergi niteliğinde değildir. 13.12.1965 tarihinde yürürlüğe giren 2762 sayılı VK.nun 29. maddesi ile taviz bedelinin ödenmesi için tanınan on yıllık süre 13.12.1945 yılında dolduğu halde, bu süre içerisinde pek çok vakfın taviz bedeli ödenip tapudaki kayıtlarına bu yönde konulan şerhlerin terkin edilmediği anlaşılınca 13.6.1945 gün ve 4775 sayılı Kanunla bu sürenin sona erdiği tarihten başlayarak on yıl daha uzatılıp yirmi yıla çıkarılmıştır. Sözü edilen bu 20 yıllık süre ise 13.12.1955 yılında sona ermiştir. 2762 sayılı VK.nun 27. maddesinde, icare ve mukataa; vakıf taşınmazın rayiç bedelinin yüzde yirmisi oranında olduğu kabul edilmişken, 18.4.1995 gün ve 4103 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ile bu sefer rayiç değerinin yüzde yirmisi olması öngörülmüş, ancak bu oran 26.6.2001 gün ve 4690 sayılı Kanunla tekrar yüzde yirmiye düşürülmüştür.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Sahih vakıflardan olan icareteynli ve mukataalı vakıflarda; taviz bedelinin ödenmesi karşılığında &#34;vakıf şerhinin&#34; silinmesi gerektiği gerek uygulamada ve gerekse bilimsel görüşlerde tartışmasız olarak kabul edildiği ve bu nedenle sahih vakıfların taviz bedeli ile sorumlu oldukları kabul edilmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;1- Taviz Bedelinin Niteliği – Taşınmaz Yükü – Kanuni İpotek Hakkı;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2762 sayılı VK.nun 29/1. fıkrası; &#34;on yıl içinde bu kanun hükümlerine göre taviz vermek yolu ile icareteyn veya mukataa kayıtları terkin edilmemiş olan gayrimenkullerin mülkiyeti on yıl sonunda kendiliğinden mutasarrıflarına geçer ve vakfın hakkı ivaza dönerek gayrimenkulün tamamı bu taviz karşılığında birinci derece ve birinci sırada İPOTEK sayılır.&#34; şeklindeki ipoteğin &#34;kanuni ipotek hakkı&#34; olduğu ileri sürülmüştür. (Bertan, Dr. Suad, Ayni Haklar, Ankara 1976, c.2 sh: 1573-1578).&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Ancak, tarafların iradesi dışında kanunla vakıf yararına getirilen bu güvencenin (teminatın) taşınmaz yükü mü (gayrimenkul mükellefiyeti mi) yoksa gayrimenkul ipoteği mi yani kanuni ipotek hakkı mı olduğu tartışma konusu olmuştur. Bilindiği üzere bir alacağın ödenmesini güvence altına almaları bakımından her iki mülkiyetin gayri ayni hakları birbirlerine çok benzemektedirler. Nevarki, gayri menkul ipoteğinde, ipotekli borç senedi ile irad senedi dışında kalan ipotek hakkının bağımsız bir varlığı olamaz. İpotek hakkı ancak alacak hakkının fer’i olur. İpoteklerde ana hak kişiler arasında bir hukuki bağdan doğan şahsi bir borç münasebetidir. İpotekte ayni hak amaç değil, bir emniyet sağlama çağrısıdır. Gayrimenkul mülkellefiyetinde ise, ayni hak ana haktır. Yüklü gayrimenkul mükellefiyetine bağlı bulunan bir şeyi yapmaya veya vermeye ilişkin olan bir borç, o gayrimenkul ile emniyet altına alınmış olur. Ayrıca sorumluluk bakımından da taşınmaz yükü ile ipotek hakkı arasında fark vardır. İpotek hakkında taşınmaz, ana borcu güvence altına alır. Sorumluluk taşınmazın değeri ile sınırlı değildir. İpotek konusu taşınmazın değeri, borcu tamamen ödemeye yetmezse bile, ana borcun ödenmeyen kısmı için asıl borçlunun borçluluğu sürer. Taşınmaz yükümünde ise, borçluluk yüklü taşınmaz ile sınırlıdır. (Bertan, Dr. Suat, Ayni Haklar Ankara 1976, c.2, sh: 1576-1577)&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Vakfın ivaz alacağı ister rakabe &#34;kuru mülkiyet&#34; ister icare ve mukataa veya bunlara ilişkin şerhin kaldırılması karşılığı kabul edilsin, mutasarrıfın ivaz borcunun vakıf taşınmazın değerini aşacağı ve fazla kısım için mutasarrıfın diğer malları ile sorumlu olacağı düşünülemez. Öte yandan İcra İflas Kanununun 45. maddesine göre rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusu, iflasa tabi şahıslardan olsa bile, alacaklı yalnız rehinin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapabilir. Rehnin tutarı borcu ödemeye yetmediği takdirde alacaklı kalan alacağını iflas ve haciz yolu ile takip edebilir. Oysa VK.nun 29. maddesinin 1. fıkrasında, &#34;...bu tavizlerle vaktinde ödenmeyen taksitleri mutasarrıfın başka mallarına müracaat yolu ile ve Amme Alacaklarının Tahsili Usulü hakkındaki Kanuna göre tahsile dahi yetkilidir.&#34; Hükmü getirilmek suretiyle sorumluluk ve tahsil açısından tamamen ipotekten ayrı bir teminat getirilmiştir. Bunun yanında kural olarak ipotek edilmiş bir taşınmaz alacaklının olurunu almaya gerek duyulmaksızın başkasına satılarak tapusu devredilebilir. Meğerki aksine sözleşme olsun. VK.nun 30. maddesine göre, &#34;...mukataalı veya icareteynli gayrimenkullerin tavizleri tamamen vakfa verilmiş olmadıkça o mallar üzerindeki temliki tasarruflar Tapu Dairelerince tescil olunamaz.&#34; demek suretiyle tapuda yapılabilecek devirleri yasaklamıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;O halde, vakfın ivaz alacağına kanunla getirilen güvencenin, taraflar arasındaki bir sözleşmeden doğan asıl alacak hakkının bir fer’i olmayıp, bir ana hak olarak doğması, sorumluluğun vakıf taşınmaz ile sınırlı bulunması, fakat vakfın alacağının taşınmazla bağımlı kalınmaksızın mutasarrıfın başka mallarına müracaat yolu ile tahsil edilmesi, temliki tasarrufun ancak borcun ödenmesine yani yükümlülüğün kalkmasına bağlı tutulması, taviz bedelinin (ivaz alacağının – teminatın), TMK.nun 839 (MK.nun 754). maddesi anlamında bir Gayrimenkul Mükellefiyeti (Taşınmaz Yükü) niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. (HGK.nun 19.9.1990 gün ve 1990/1-333 esas, 1990/416 ve aynı tarih 332/415 sayılı kararları, TBMM.nin 12.6.1940 gün ve 1188 sayılı yorum kararı, Uyuşmazlık Mahkemesinin 13.7.1981 gün 5/15, 28.12.1981 gün 13/12 ve 10.6.1985 gün 8/13 sayılı kararları). Kesin bir biçimde ifade edilmemekle beraber öğretide de baskın görüşün bu yönde olduğu anlaşılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2- Tapu Kütüğüne Güven İlkesi (TMK.nun 841, 849 ve 1023. maddeleri);&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;TMK.nun 841/1. fıkrası; &#34;Aksine hüküm yoksa, kamu hukukuna ilişkin taşınmaz yükünün tapu kütüğüne tescili gerekli değildir&#34;, aynı Kanunun 849/1.fıkrası ise, &#34;Taşınmaz maliki değişirse yeni malik, başka bir işleme gerek bulunmaksızın taşınmaz yükünün yükümlüsü olur&#34; ilkelerinden hareketle önceki kayıt ve belgelerden aslının vakıf taşınmaz olduğunun anlaşılması halinde, vakıf şerhinin intikal (gitti) kayıtlarına sonradan işaret edilmiş olsun, olmasın yeni maliki bu yükümlülükten yani taviz bedelini ödemekten kurtaramaz. Şu halde, kanundan doğan bu taşınmaz yükümlülüğü karşısında sonraki malikin &#34;iyi niyet savunmasında&#34; bulunarak TMK.nun 1023 (MK.nun 931).maddesinde açıklanan tapu kütüğüne güven ilkesinden ve TMK.nun 712 (MK.nun 638).maddesinde ifade edilen &#34;olağan kazandırıcı zamanaşımına dayalı iyi niyetten&#34; yararlanamaz, görüşü uygulamada ağırlıklı olarak benimsenmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;X- Hak Düşürücü Süre;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hak düşürücü süre, doğrudan doğruya hakim tarafından kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, davada &#34;itiraz&#34; olarak başvurulması zorunlu olan ve zamanaşımı gibi &#34;kesme&#34; ve &#34;durma&#34; hükümlerine bağlı olmayan, uyulmama halinde &#34;hakkın&#34; kaybına yol açan yani hakkın özünü ortadan kaldıran süredir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.fıkrasında öngörülen on yıllık sürenin de hak düşürücü süre olduğu kuşkusuzdur. Çünkü bu madde de öngörülen süre ile tapu sicilinde kararlılık kazanması, sicillerin bozulmaması, belli bir süre geçtikten sonra yargı organlarınca bu sicillerin tartışma konusu yapılmaması amaçlanmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hak düşürücü sürenin kamu mallarına etkisi; Hak düşürücü sürenin kamu mallarına etkisi tartışma konusu olmuş ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu; 8.5.1987 gün ve 1986/3 E, 1987/4 sayılı kararı ile, &#34;766 sayılı Tapulama Kanununun 35.maddesi uyarınca sınırlandırılan taşınmaz mallar hakkında aynı Kanunun 31/2.maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması gerektiği&#34; kabul edilmiştir. Bundan şu sonucu çıkarmak mümkündür. Anılan Kanunun 35.maddesinde yer alan Mera, Yaylak, Kışlak, Otlak, Genel Harman Yeri, Panayır ve Pazar yerleri gibi taşınmazların kişi adına tespit ve tescili halinde, bu tescil aleyhine açılacak dava 31.maddedeki süreye tabi olmadan her zaman açılabilecektir. Uygulama da bu doğrultudadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Fakat Yargıtay İçtihatları Birleştirme Umumi Heyeti; 26.5.1935 tarih ve 78/6 sayılı kararı ile vakıf malların &#34;Devlet malı olmadığı&#34; görüşünü benimsemiştir. Bu bakımdan vakıf malların kendine özgü bir &#34;Sui Jeneris - kamusal mülkiyet&#34; türü olarak nitelendirilmesi ve buna bağlı olarak bu mallara Devlet malı niteliğinin kazandırılması olanağı bulunmamaktadır. Kaldı ki 766 sayılı Kanunun 35. ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesinde sayılan ve kamunun yararlanılmasına terk ve tahsis edilen Mera, Yaylak , Kışlak, Genel Harman Yeri, Pazar ve Panayır yerleri gibi benzeri mallar sadece paftasında sınırlandırılmakla (geometrik durumu belirlemekle) ve özel sicillerine işlenmekle yetinilen, kadastroca hukuki durumu saptanamayan ve tapu siciline tescil edilmeyen taşınmazlar olması nedeniyle Hazine ve ilgili kamu tüzel kişileri tarafından bu tür taşınmazlar için açılan davalarda 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. ve 766 sayılı Tapulama Kanununun 31/2.maddeleri uygulanmaz. Zaten bu gibi yerler kişiler adına tespit ve tescil edilse bile, bu husus &#34;yolsuz tescil&#34; oluşturacağından her zaman bunlar için tapu iptali davası açılması mümkündür. Vakıf şerhi ile ilişkilendirilmeleri düşünülemez. Öte yandan &#34;Kamu malları&#34; başlığını taşıyan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16. maddesinde sayılan kamu malları arasında vakıf mallarına yer verilmediği açıktır. Bunun dışında, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Umumi Heyeti; 3.4.1940 tarih ve 1939/12 E., 1940/65 sayılı kararı ile &#34;icareteynli ve icare-i mukataalı vakıf yerleri kira alacakları beş yıllık zamanaşımına tabi&#34; olduğunu benimsemiştir. Bu karardan da vakıf mallarının Devlet malı olmadığı sonucuna varılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;XI- Değerlendirme;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İçtihat aykırılığına neden olan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesi fıkrası ile ilgili hükümet gerekçesinde de açıklandığı üzere &#34;...kadastro işlemlerinin eski olaylara dayanılarak süresiz olarak askıda bırakılmasının kamu düzenini ters yönde etkileyeceği ve kamu zararı doğuracağı gerçeğinden hareketle kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak dava açılamayacağı&#34; esası getirilmiştir. Getirilen böyle bir ilke ile, mülkiyet hakkı değil, sadece hak arama özgürlüğü (dava açma hakkı) ve başvuru hakkı kısıtlanmıştır. (Anayasa Mahkemesinin 8.10.1991 tarih ve 1991/9-36 sayılı, 3402 sayılı Kanunun 12/3.fıkrasının iptali isteğinin reddine ilişkin kararı) On yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması bakımından kamu ve özel mal ayırımı yapılmamıştır. Vakıflar Kanunu gibi Kadastro Kanunu da bir tasfiye kanunu olup, 12/3.madde ve fıkrasında vakıf taşınmazlarla ilgili ayrık bir durum getirilmemiştir. Uygulamada ve öğretide baskın görüşün 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.fıkra hükmünün kamu malı niteliğindeki taşınmazlar için uygulanmaması gerektiği yönünde olduğu görülmektedir. Ancak, 26.5.1935 tarih ve 78/6 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararı ile vakıf malların &#34;Devlet malı olmadığı&#34; kabul edilmiş bulunmaktadır. Bu karardan çok sonra MK.nuna eklenen 81/B (TMK.nun 117). maddesinin ve 3402 sayılı Kadastro Kanunundaki düzenlemenin Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararında benimsenmiş olan görüşü ortadan kaldırıcı nitelikte bulunmadığı kabul edilmektedir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;VK.nun 26, 27, 28, 29, 30 ve 31.maddeleri mukataalı ve icareteynli vakıf malların tasfiyesine yönelik olup, bir yandan bu tür vakıfların yeniden kurulması yasaklanırken, diğer yandan önceki hukuk döneminde kurulmuş olan bu türden vakıfların sona erdirilmesi amaçlanmıştır. O halde bu tür vakıf taşınmaz mallar kamu malı niteliğinde kabul edilse idi, hiç kuşkusuz bunların doğrudan Devlet mülkiyetine geçmesini sağlayacak bir düzenleme getirmesi gerekirdi. 2762 sayılı VK.nun 29.maddesinde açıklanan taviz bedeli; bugünkü hukuk karşısında gerek uygulamada ve gerekse öğretide &#34;taşınmaz yükü&#34; olarak nitelendirilmektedir. (TMK.nun m.839, MK.nun m.764). Ancak taviz bedeli nedeniyle mevcudiyeti kabul edilen taşınmaz yükünün, TMK.nun 731 (MK.nun 657).maddesi kapsamında bir yasal kısıtlama sayılmasına olanak yoktur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2762 sayılı VK.nundan çok sonra yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62;fıkrasında öngörülen on yıllık hak düşürücü süre, en geniş ve en kapsamlı &#34;ayni hak olan mülkiyet hakkının bile ortadan kaldırılması sonucunu doğururken, mülkiyet hakkına oranla daha çok dar kapsamlı, çok daha az yetkileri içeren bir sınırlı (fer’i) ayni hak olan taşınmaz yükünün hak düşürücü süre dışında kaldığının kabulüne olanak bulunmamaktadır.&#34; Zira çoğun içinde az da vardır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Açıklanan bu somut ve hukuki olgular karşısında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.fıkrasında öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin vakıf taşınmaz mallar bakımından da uygulanması gerektiği, sonucuna varılarak İnançların Yüksek Hukuk Genel Kurulu, Birinci ve Onyedinci Hukuk Daireleri kararları doğrultusunda birleştirilmesine karar verilmesi gerekir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Sonuç :&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;&#34;Vakıf Şerhi’nin Tapu Sicilinden silinmesi ya da Tapu Siciline yazılmasına ilişkin istemleri içeren davalarda 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması gerektiğine&#34; 02.04.2004 tarihinde yapılan ilk toplantıda üçte iki çoğunlukla karar verildi.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;&#60;a href=&#34;http://www.edb.adalet.gov.tr/ymb/248/248.htm#yargıtayiçtihatları&#34; title=&#34;Karşı Oy Yazısı&#34;&#62;Karşı Oy Yazısı&#60;/a&#62;
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Evlat Edinme İzni Verilirken Gerekli Araştırmaların Yapılması"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/evlat-edinme-izni-verilirken-gerekli-arastirmalarin-yapilmasi#post-60</link>
<pubDate>Sal, 25 Nov 2008 20:37:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">60@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas .    : 2004/3206&#60;br /&#62;
Karar    : 2004/3914&#60;br /&#62;
Tarih     : 29.03.2004&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacıların davalılar aleyhine açtıkları davada, davalıların ikiz olan çocukları Tuğba ve Büşra'yı evlat edinmek istedikleri, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hük­mün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dosyada mevcut nüfus kayıt örneğinden, davacılar Medet Serbest ve Menşure Serbest'in 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 20. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun 23.10.2002 gün ve 2000/1512 sayılı kararı ile Türk Vatandaşlığından çıkmalarına izin veril­diği, 25.10.2002 tarihinde Türk Vatandaşlığını kaybettikleri ve bu sebeple nüfus kayıtlarının kapatıldığı anlaşıldığına göre; mahkemece 2675 saydı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 2. maddesi gereğince öncelikle davacılara uygulanacak hukukun belirlenmesi ve buna göre bir karar verilmesi gerekirken, Türk Vatandaşı olmayan kişilerin açtığı davada araştırma yapılmadan doğrudan Türk Kanunları uygulanarak hüküm kurulma­sı usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Diğer taraftan;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;4721. sayılı Türk Medeni Kanununun evlat edinme kararı vermeden önce hakime araş­tırma yükümlülüğü getiren 316. maddesinde;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;&#34;Evlat edinmeye, ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçim­de araştırılmasından, evlat edinen ile edinilenin dinlenilmelerinden ve gerektiğinde uzmanla­rın görüşünün alınmasından sonra karar verilir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Araştırma Özellikte evlat edinen ile edinilenin kişiliği ve sağlığı karşılıklı ilişkileri, ekonomik durumları, evlat edinenin eğitme yeteneği, evlat edinmeye yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki gelişmelerin açıklığa kavuşturulması gerekir.” Hükmü mev­cuttur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece, Medeni Kanunun 316. maddesi gereğince kapsamlı bir araştırma yapıl­madan eksik incelemekle davanın kabulüne kararı verilmesi de doğru bulunmamıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu­nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Babalığın Hükmen Tayini ve Babanın Nüfusuna Kayıt"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/babaligin-hukmen-tayini-ve-babanin-nufusuna-kayit#post-59</link>
<pubDate>Sal, 25 Nov 2008 20:34:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">59@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas     : 2004/3567&#60;br /&#62;
Karar   : 2004/4312&#60;br /&#62;
Tarih    :05.04.2004&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı vekilinin, 25.08.2003 tarihli dava dilekçesi ile davalı aleyhine açtığı davada, müvekkilinin 02.09.2002 doğumlu oğlu ..........'ın babasının davalı olduğunu ileri sürerek davalının babalığına ve aylık 100.000.000 Türk lirası nafakaya karar verilmesini istediği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği an­laşılmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;l Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 301. mad­desinin son fıkrası ile babalık davasının kamu düzenini de ilgilendirdiği dikkate alınarak Cumhuriyet Savcısı ile Hazineye ihbar edileceği kuralı getirilmiştir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İncelenen dosyadan, davanın Cumhuriyet Savcısı ve Hazineye İhbar edilmediği anla­şılmaktadır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece, Cumhuriyet Savcısı ve Hazineye dava ihbar edilmeden hüküm kurulma­sı, anılan madde hükmüne aykırı bulunmuştur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Diğer taraftan;       &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Sözü edilen Kanunun 321&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; maddesinde &#34;Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli de­ğilse ananın soyadını taşır&#34; hükmü mevcuttur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece babalığa hükmedilmesi ile yetinilmesi gerekirken açıklanan madde hük­müne aykırılık teşkil edecek şekilde çocuğun, babasının nüfusuna kaydının yapılmasına ka­rar verilmesi de usul ve yasaya aykırıdır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu­nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Evlat Edinme İzni ve Hakimin Araştırma Yükümlülüğü"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/evlat-edinme-izni-ve-hakimin-arastirma-yukumlulugu#post-58</link>
<pubDate>Sal, 25 Nov 2008 20:25:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">58@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No       : 2004/2320&#60;br /&#62;
Karar No     : 2004/3249&#60;br /&#62;
Tarih           : 15.03.2004&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yaranna bozulması Adalet Bakanlığının yazısı Üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 315. maddesi ile&#34; Evlat edinme kararı, evlat edinenin oturma yeri; birlikte evlat edinmede eşlerden birinin oturma yeri mahkemesine verilir. Mahkeme kararıyla birlikte evlatlık ilişkisi kurulmuş olur.&#34; Hükmü getirilerek, evlat edinmeye izin karan verilmesi usulü kaldırıldığından, dava ve hüküm tarihi itibarıyla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 8. maddesinin 5. bendindeki evlat edinme davalarında sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğuna İlişkin hükmü de zımni olarak yürürlükten kaldırılmıştır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4. maddesinin 1.&#34; bendinde 22.11.2001 tarihli 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun İkinci kitabı ile 03.12.2001 tarihli ve Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işlerde aile mahkemelerinin görevli olduğuna ilişkin hüküm mevcuttur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yukarıda açıklanan hükümler çerçevesinde, 4721 sayılı Türk Medeni  Kanununun yürürlüğe girdiği 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren aile mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihe kadar evlat edinme davalarında görevli mahkeme, asliye hukuk mahkemesidir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Dava ve hüküm târihinde, asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu nazara alınarak, resen dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece esasa girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Diğer taraftan; Medeni Kanunun 305. maddesinin l; fıkrasına göre bir küçüğün evlat. edinilmesi, evlat edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Aynı kanunun evlat edinme kararı vermeden önce hakime araştırma yükümlülüğü getiren 316. maddesinde;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;&#34;Evlat edinmeye, ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından, evlat edinen ile edinilenin dinlenmelerinden ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verilir.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Araştırma özellikle evlat edinen ile edinilenin kişiliği ve sağlığı, karşılıklı ilişkileri, ekonomik durumları, evlat edinenin eğitme yeteneği, evlat edinmeye yönelten sebepler ve aile ilişkileri İle bakım ilişkilerindeki gelişmelerin açıklığa kavuşturulması gerekir.&#34; hükmü mevcuttur.&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece, Medeni Kanunun 305. maddesinin l. fıkrasındaki şartın gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmeden ve 316. maddesi gereğince kapsamlı bir araştırma yapılmadan eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmesi de doğru bulunmamıştır&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62;&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>Anonim konu: "İlama Aykırı Faiz İstenmesi Halinde Şikayet Herhangi Bir Süreye Tabi Değildir."</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/ilama-aykiri-faiz-istenmesi-halinde-sikayet-herhangi-bir-sureye-tabi-degildir#post-57</link>
<pubDate>Sal, 25 Nov 2008 10:32:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>Anonim</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">57@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No  : 2005/20774&#60;br /&#62;
Karar No : 2005/24209&#60;br /&#62;
Tarih      : 06.12.2005&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:&#60;br /&#62;
KARAR : Alacaklı tarafından borçlu hakkında ilamların icrası yoluyla icra takibinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Borçlu icra mahkemesine başvurusu; alacaklı tarafın ilama aykırı şekilde faiz istediğinden bahisle fazla istenen faizin miktarının iptaline ilişkindir. İlama aykırı şekilde faiz istenmesi halinde buna ilişkin şikayet İİK'in 16/2 maddesi uyarınca herhangi bir süreye tabi bulunmadığından mahkemece şikayetin esastan incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken şikayetin süre bakımından reddi isabetsizdir.&#60;br /&#62;
SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'un 428&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 06.12.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>Anonim konu: "Yükleniciden Daire Satın Alan Davacının Tescil Talebi"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/yukleniciden-daire-satin-alan-davacinin-tescil-talebi#post-56</link>
<pubDate>Sal, 25 Nov 2008 10:29:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>Anonim</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">56@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No  : 2001/5681&#60;br /&#62;
Karar No : 2001/6884&#60;br /&#62;
Tarih      : 18.10.2001&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;DAVA : Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 13.12.1999 gününde verilen dilekçe ile tapu iptal ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 8.2.2001 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Mümin Kocaboz tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:&#60;br /&#62;
KARAR : Davacı, arsa sahibi İle yüklenici arasında düzenlenen inşaat sözleşmesi uyarınca davalıya ait 28 parselde inşa edilen binanın zemin kat 1 numaralı dairesini yükleniciden satın aldığını, bedelini ödediğini, kendisine teslim edilen dairenin eksikliklerini tamamladığını ve iki yıldır zilyetliğinde olduğunu belirterek tapunun iptali ile 1 numaralı bağımsız bölümün adına tescili isteminde bulunmuştur.&#60;br /&#62;
Davalı arsa maliki, yüklenici Adnan Yakar'ın sözleşmeden kaynaklanan edimlerini yerine getirmediğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.&#60;br /&#62;
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı arsa maliki tarafından temyiz edilmiştir.&#60;br /&#62;
Dava kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil isteğini ilişkindir. Kural olarak, arsa sahibi ile yüklenici arasında inşaat sözleşmesi düzenlendiğinde yüklenici bu sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirdiğinde kişisel hak kazanır. Bu kişisel hakka dayanarak yüklenici arsa sahibinden inşaat sözleşmesinde kendisine bırakılan bağımsız bölümlerin mülkiyetlerinin adına nakledilmesini isteyebilir. Yine Borçlar Kanununun 162 ve onu izleyen maddeleri hükmüne göre yazılı olmak koşulu ile arsa sahibinin rıza ve muvafakatim almaya gerek görmeden söz konusu kişisel hakkını üçüncü kişiye temlik edebilir. Üçüncü kişi ise, gerek akidi olan yükleniciye ve gerekse arsa sahibine karşı temellük ettiği kişisel hakkı ileri sürme olanağına sahip olduğundan kendisine satılan bağımsız bölümün mülkiyetinin adına nakledilmesini isteyebilir.&#60;br /&#62;
Açıklanan kur il uyarınca, yüklenicinin kişisel hak kazanabilmesi için, bu hakkı Borçlar Kanununun 162 ve onu izleyen maddeleri uyarınca üçüncü kişilere temlik edebilmesi, kendisinin veya halefi olan üçüncü kişinin tescil isteyebilmesi için yüklenicinin tüm edimini yerine getirmesi, diğer bir deyimle inşaatın tamamını yapması ve binayı kullanmaya hazır hale getirmesi gerekir. Ancak yüklenicinin herhangi bir nedenle inşaata devam edememesi halinde, yükleniciden daire alanların sözleşmeye uygun olarak inşaata devam etmelerine arsa sahipleri bazen yazılı olarak muvafakat ettikleri gibi bazen de ( zımnen ) hiç ses çıkartmayarak muvafakat etmiş olabilirler. Bu gibi hallerde inşaatın sözleşmeye uygun olarak yapılmış olması ve %95 ve onu aşan bir seviyeye ulaşmış olması halinde, eksikliklerin tamamının parasal değerinin arsa sahiplerine ödenmesi koşulu ile tescil yoluna gidilebilir.&#60;br /&#62;
Somut olayda; arsa maliki ile yüklenici arasında düzenlenen eser sözleşmesinde binanın dış cephe sıvasının yüklenici tarafından yapılacağı, sigorta pirimlerinin yüklenici tarafından ödeneceği ve iskan ruhsatının alınması için gerekli olan giderlerin yüklenici ve arsa maliki tarafından kendilerine isabet eden bağımsız bölümlerle orantılı olarak ödeneceği kabul edilmiştir.&#60;br /&#62;
Dosyaya sunulan ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise, yukarıda belirtilen hususların yerine getirilmediği, ancak yükleniciye ait olan bu edimlerin yerine getirilmemesinin davalının şahsi hak kazanmasına ve tescil kararı verilmesine engel teşkil etmeyeceği belirtilmiş olup, mahkemece de bu yönde karar verilmiştir.&#60;br /&#62;
Ancak; davalının temyiz dilekçesi ekinde sunduğu makbuz ve bilirkişi raporu ile, binanın eser sözleşmesindeki koşullara uygun olarak yapılmadığı, sigorta pirimlerinin davalı tarafından ödendiği ve iskan ruhsatı için gerekli olan giderlerden yüklenici payına düşen kısmın karşılanmadığı sabittir. Belirtilen bu hususlar yargılama aşamalarında da saptanmıştır.&#60;br /&#62;
O halde mahkemece, uzman bilirkişi aracılığı ile, inşaatın sözleşmedeki şartlara göre hangi seviyede tamamlandığı saptanmalı, %95 ve onu aşan seviyede ise kalan eksiklikler ile iskan ruhsatı alınması için yüklenicinin ödemesi gereken miktar belirlenmeli ve Borçlar Kanununun 81. maddesi uyarınca toplam bedelin mahkeme veznesine depo edilmesi için davacıya önel verilmeli ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.&#60;br /&#62;
Belirtilen nedenlerle, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması doğru görülmemiş ve hükmün bozulması gerekmiştir.&#60;br /&#62;
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alman temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 18.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Tescilli Markanın Hükümsüzlüğü Davası"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/tescilli-markanin-hukumsuzlugu-davasi#post-55</link>
<pubDate>Pts, 24 Nov 2008 20:05:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">55@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;y aüstad su da var mı
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Alacaklıları Zarara Sokma Kastı İle Yapılan Tasarrufların İptali"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/alacaklilari-zarara-sokma-kasti-ile-yapilan-tasarruflarin-iptali#post-54</link>
<pubDate>Pts, 24 Nov 2008 14:35:03 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">54@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No  : 2004/5544&#60;br /&#62;
Karar No : 2005/1162&#60;br /&#62;
Tarih      : 02.03.2005&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı M. Bankası A.Ş. ile davalı 1- A., 2- E. arasındaki davadan dolayı Edremit Asliye Hukuk Hakimliği'nce verilen 17.2.2003 gün ve 99/565-2003/155 sayılı hükmü onayan dairemizin 21.4.2004 gün ve 2004/570-2273 sayılı ilamı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü: &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;KARAR : Dava, İİK'nun 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.İİK'nun 280&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; maddesinin 1. fıkrasında &#34;Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde iptal edilebilir&#34; hükmü yer almaktadır. Mahkemece dinlenilen tanıkların beyanlarından üçüncü kişi A'nın borçlunun muhasebecisi olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle İzmir Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası'nın cevabi yazısına dayanarak bu durumun aksinin kabulü doğru olmamıştır. 04.04.2001tarihli oturumda tanık olarak dinlenilen davacı bankanın Edremit Şubesi Müdürü Ö.Ö. de, davalı borçlunun borca batması sebebiyle Edremit'teki depolarını boşaltarak ilçeyi terk etmesinden sonra, borçlunun muhasebecisi olan dayalı A'nın muhasebe bürosu tarafından, bankaya ait post cihazlarının bankaya iade edildiğini, borçlu E'nin diğer kıymetli evraklarını da aynı muhasebe bürosuna gönderdiğini ifade etmiştir. Aksine inandırıcı delil ve olaylar mevcut olmadıkça aslolan tanıkların doğru söylemiş olmalarıdır (HUMK. madde 254). Üçüncü kişi davalı borçlunun durumunu ve yapılan devir işleminin mal kaçırma amacına yönelik olduğunu bilmesi gereken kişidir. O halde İİK'nun 280. maddesinin 1. fıkrası uyarınca yapılan tasarruf ipta1e tabidir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Öte yandan İİK'nun 278/1. maddesi gereğince mutad hediyeler müstesna olmak üzere, hacizden veya haczedilecek mal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından haczin veya aciz vesikası verilmesinin sebebi olan yahut masaya kabul olunan alacaklardan en eskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olan müddet içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar batıldır. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;29.08.1999 tarihinde yapılan hisse devrine ilişkin işlem bedelsiz olduğundan İİK'nun 278. maddesi gereğince de tasarruf iptale tabidir. Bu nedenle mahkemece İİK'nun 278 ve 280. maddelerindeki koşulların oluşmadığından bahisle davanın reddi ve kararın dairemizce onanması doğru olmamış, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile dairemizin onama kararının kaldırılmasına ve hükmün yukarıda açıklanan sebeplerle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK'nun 440-442 maddeleri gereğince davacının karar düzeltme isteminin kabulü ile dairemizin 21.04.2004 gün ve 2004/570 Esas, 2004/2273 Karar sayılı onama kararınınka1dırılmasına ve mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği tashihi karar peşin harcının istek halinde tashihi karar isteyen davacıya geri verilmesine, 02.03.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Gayrimenkulun Kötüniyetli Üçüncü Kişiye Devrinin İptali"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/gayrimenkulun-kotuniyetli-ucuncu-kisiye-devrinin-iptali#post-53</link>
<pubDate>Pts, 24 Nov 2008 14:31:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">53@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY HUKUK GENEL KURULU&#60;br /&#62;
Esas No  : 2002/15-846&#60;br /&#62;
Karar No : 2002/907&#60;br /&#62;
Tarih      : 13.11.2002&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;DAVA : Taraflar arasındaki &#34;tasarrufun iptali&#34; davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 7. Ticaret Mahkemesi'nce davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen 21.12.1999 gün ve 1996/170 - 1999/1383 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili ve dahili davalılar ile bir kısım davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 10.1.2001 - (10.10.2001) gün ve 2000/3789 - 2001/107 sayılı ilamı ile (&#34;Dava, İİK. 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptaline ilişkindir. Borçlu Ahmet adına tapuda kayıtlı bulunan 38 parseldeki 1/2 hissenin borçlu tarafından annesi Şadiye'ye yapılan satışı İİK'nun 278. maddesi uyarınca mutlak olarak iptale tabi ise de parselle ilgili olarak açılan davada talep aşılarak borçla ilgisi bulunmayan Mehmet'in sattığı 1/2 hissenin de iptal edilmesi doğru bulunmamakta, yine aynı parselin davalılar M. Kemal ile Mustafa'ya satışında değer farkı iptal nedeni olamayacağı ve bu kişilerin borçlunun mal kaçırma amacını bildikleri veya bilmeleri icap ettiği ispatlanmadığından haklarında açılan davanın reddedilmesi, davalı Şadiye'nin ise parselin 1/2 hissesini elden çıkarttığı 4.7.1997 tarihindeki rayiç değeri ile alacak ve fer'ilerini geçmemek üzere borçtan sorumlu tutulması gerekirken tapunun iptaline karar verilmesi doğru görülmemiştir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Borçlu Ahmet'in Ayvacık Arıklı Köyündeki 101 ada 5 parsel, 133 ada 6 parsel ve 134 ada 5 ile ilgili taşınmazların davalı M. D.'ye satışlarında da İİK'nun 278. maddesinde belirtilen bedelle arasında fahiş fark oluşmuş ve bu kişinin borçlu Ahmet ile arkadaşlığı da dikkate alındığında söz konusu satışların alacaklıdan mal kaçırma amacıyla yapıldığı anlaşılmıştır. Ne var ki aynı parselleri davalı Muhlis'e ve sonrasında davalılar Asım ve Fahrettin'e satışlarında bu kişilerin mal kaçırma amacıyla hareket ettikleri davacı yanca ispatlanamadığından davalılar Asım ve Fahrettin hakkında açılan iptal davalarının reddine karar verilmesi ve Muhlis hakkında açılan davanın reddedilmesi de sonucu itibarıyla doğru bulunmuştur. Bu nedenlerle mahkemece Ayvacık ilçesi Arıklı Köyündeki 101 ada 5 parsel, 133 ada 6 parsel ve 134 ada 5 parsel ile ilgili olarak bu parsellerin elden çıkarıldığı 24.1.1996 tarihindeki rayiç bedellerinin alacak ve fer'ilerini geçmeyecek şekilde davalı M. D.'den tahsil olunarak davacıya tediyesine karar verilmelidir. Belirtilen sebeplerle karar bozulmalıdır&#34;) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda kısmen direnilmiştir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibarıyla HUMK'nun 2494 Sayılı Yasa ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;KARAR : Dava, İİK 277 ve sonraki maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemenin 1996/170 esas sayılı asıl dosyası, İstanbul Asliye 6. Ticaret Mahkemesi'nin 1996/1110 sayılı ve İstanbul Asliye 3. Ticaret Mahkemesi'nin 1997/137 esas sayılı dosyaları ile birleştirilerek dava incelenip sonuçlandırılmıştır. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yerel mahkeme, asıl dosyada ve birleştirilen 1996/1110 esas sayılı dosyada; davanın kabulüne, birleştirilen 1997/137 esas sayılı dosyada ise davanın reddine, verilen ihtiyati tedbir/ihtiyati haciz kararlarının aynen devamlarına karar vermiştir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı vekili ile dahili davalılar M. Kemal, Mustafa ve davalılar Şadiye, Ahmet, Asım, Fahrettin vekillerinin temyizi üzerine yüksek özel daire; yukarıda açıklanan gerekçelerle hükmün temyiz eden davalılar Şadiye, M. Kemal, Mustafa, Asım ve Fahrettin yararlarına BOZULMASINA, davacı banka ile davalı M. D.'nin tüm, davalı Şadiye'nin ise sair temyiz itirazlarının reddine, oybirliğiyle karar vermiştir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı vekilinin (Şadiye üzerindeki 1/2 paya mahkemece konulan ihtiyati haciz nedeniyle davalı M. Kemal ve Mustafa'nın iyi niyetli kabul edilemeyecekleri gerekçesiyle) karar düzeltme istemi yüksek özel dairece 28.5.2001 gün ve 2001/2381 2839 sayılı ilamla esastan incelenerek reddedilmiştir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Alacaklının davalı borçludan, acize bağlanan ve icra takibine konu alacağının bulunduğu, tasarrufun borcun doğumundan sonra yapıldığı ve davanın süresinde açıldığı uyuşmazlık konusu değildir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Asıl davada sadece borçlunun annesine satışı ve onun da eldeki dava sırasında, bu dava nedeniyle konulan tapudaki şerhe rağmen üçüncü kişilere satışına yönelik hükümde direnilmiş, diğer bozma nedenlerine ise uyulmuştur. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Buna göre; &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;1. Davalılar Şadiye ve Ahmet vekilinin temyiz itirazları yönünden; mahkemece Çanakkale Ayvacık ilçesindeki dava konusu taşınmazlar yönünden ve dava dışı Mehmet tarafından davalı Şadiye'ye hibe edilen Üsküdar-Kuzguncuk 577 ada 38 parseldeki 1 /2 pay yönünden daire bozmasına açıkça uyulmuş olduğundan ve hükmüne uyulan bozma doğrultusunda karar verildiğinden, ortada varlığından söz edilebilecek direnme kararı mevcut olmayıp, yeni bir hükmün varlığının kabulü gerekir. Şu durumda adı geçenlerin hükmün bu kısmına yönelik temyiz itirazlarının özel dairesince incelenmesi gerekir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2. Dahili davalı Mustafa vekilinin temyizine gelince; &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı/alacaklı banka vekili 1996/170 esas sayılı dosyada 12.2.1996 tarihli dava dilekçesinde; alacağın tahsilini güçleştirmek amacıyla yapılan, borçlu/davalı Ahmet'in annesi Şadiye lehine Üsküdar-Kuzguncuk'taki tapunun 111 pafta, 577 ada, 38 parselde kayıtlı taşınmazın 8.1.1996 tarihindeki devrine ilişkin tasarruf ile borçlu/davalı Ahmet'in davalı M. D. lehine Çanakkale, Ayvacık ilçesi, Arıklı Köyü 101 ada, 5 parselde kayıtlı taşınmazın 10.000.000.- TL, Çanakkale, Ayvacık ilçesi, Ahmetçe Köyü, 133 ada 6 parselde kayıtlı taşınmazın 17.000.000.- TL, Çanakkale, Ayvacık ilçesi, 34 ada, 5 parselde kayıtlı taşınmazın 17.000.000 TL bedellerle devrine ilişkin tasarrufların, İstanbul 6. İcra Müdürlüğü'nün 1996/618 esas sayılı dosyası ile takip konusu yapılan 16.227.187.500.- TL alacak ve ferileri için iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davalılar Ahmet ve Şadiye vekili 7.3.1996 tarihli cevap dilekçesinde; Üsküdar'daki dava konusu yapılan taşınmazın miras yolu ile intikal etmiş olup, Şadiye'nin mirastan oğlu yararına vazgeçmesi nedeniyle oğlunun da bunun karşılığında taşınmazı annesine hibe ettiğini, mal kaçırma kastı olmadığını ve davanın yersiz açıldığını belirterek reddini savunmuştur. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Üsküdar 1. Bölge Kuzguncuk Caddesi, Tahtalıbostan 111 pafta, 577 ada, 38 parsel 586 m2 yüzölçümlü kargir apartmanın 1/2 hisse maliki davalı borçlu Ahmet tarafından 8.1.1996 tarih, 152 yevmiye ile payının tamamını annesi Şadiye'ye hibe edilmesine ilişkin tasarrufunun iptali bu davanın esasını teşkil etmektedir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemece, dava dilekçesindeki davacı talebi üzerine 14.2.1996 tarihinde 697 yevmiye nolu ihtiyati tedbir şerhi konulmuş ve devamında da 15.2.1996 tarih, 1996/170 sayı ile dava konusu bu parsel için 16.227.187.500.- TL için ihtiyati haciz kararı verilmiştir. Tapuda da İstanbul 6. İcra Müdürlüğü'nün 1996/618 sayılı dosyası üzerinden 1.3.1996 tarihinde 873 yevmiye ile bu ihtiyati haciz işlenmiştir. Yine Üsküdar 1. İcra Müdürlüğü'nün 24.12.1996 gün ve 1996/106 Tal. (İstanbul 6. İcra Müdürlüğü'nün talimatı) sayılı yazısına dayanılarak 25.2.1996 tarih 6386 yevmiye ile yan hissesinde haciz şerhi vardır. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davalı ve aynı zamanda diğer davalı borçlunun annesi Şadiye davanın ve konulan haciz ve tedbirin varlığına rağmen davanın devamı sırasında bu taşınmazı (dolayısıyla da borçludan aldığı 1/2 hisseyi) 4.7.1997 tarihinde 3300 yevmiye numarası ile 4.325.000.000.- TL bedelle eşit paylara malik olmak üzere M. Kemal ve Mustafa'ya satmıştır. Akit tablosunda işlem tarihinde tapuda bulunan haciz şerhi ve tedbirler açıkça gösterilmiş, alıcılar bunlarla yükümlü olarak taşınmazı almışlardır. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Mahkemenin 8.6.1998 tarihli kararıyla da aynı taşınmaz üzerine yine ihtiyati tedbir konulmuş, satın alan M. Kemal ve Mustafa 24.11.1998 tarihinde davaya dahil edilmişlerdir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davaya cevap veren Mustafa vekili dosyada aciz vesikası bulunmadığı vs. usule ilişkin cevaplarını bildirmiş, aşamalardaki beyanlarında davanın reddini savunmuş, diğer davalı ise cevap vermemiş ve delil bildirmemiştir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Yerel mahkemece, davaya konu yapılan 38 parsel sayılı taşınmazın 1/2 hissesi borçluya ait olmayıp dava dışı Mehmet'e ait iken Şadiye'ye hibe yolu ile geçtiğinden bu taşınmazla ilgili hüküm yönünden ve birleşen davalara yönelik olarak bozmaya uyulmuş, ancak &#34;Dava konusu yapılan taşınmazın Şadiye tarafından M. Kemal ile Mustafa'ya satışında doğrudan borçludan taşınmazın satın alınma durumu söz konusu olmadığı için değer farkı iptal nedeni olmayacağı da kuşkusuzdur. Mahkememiz malikler M. Kemal ve Mustafa'nın taşınmazı mal kaçırma amacını bildikleri veya en azından bilmeleri icap ettiği halde satın aldıkları kanısındadır. Davaya konu yapılan 38 parsel sayılı taşınmazdaki 1/2 hisse üzerine davanın açılmasından sonra mahkememizce ihtiyati haciz konulmuş ve bu haciz tapu kaydına şerh verilmiştir. Taşınmazın mahkememiz dosyası üzerinden tapu siciline şerh verilmekle, taşınmaz üzerinde sonradan iktisap olunan her nevi hakların sahiplerine karşı da ileri sürülebilir. ...Tapu kaydına verilen bu şerhten sonra taşınmazdaki hisseleri satın alan M. Kemal ve Mustafa'nın mal kaçırma amacını bilmedikleri ileri sürülemez.&#34; gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Borçlu davalı Ahmet'in annesi diğer davalı Şadiye'ye bağış tasarrufunun İİK'nun 278. madde uyarınca iptale tabi olduğu hususu uyuşmazlık konusu olmayıp, mahkeme ve özel dairenin kabulündedir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı borçlunun Üsküdar'da bulunan taşınmazın 1/2 hissesini annesine bağışlamasından sonra annesinin de tapudaki şerhe rağmen üçüncü kişilere satışına ilişkin tasarrufların iptalini gerektirir yasal şartların bulunup bulunmadığı; sonuçta bu hisseyi elinden çıkartan Şadiye'nin nakden sorumluluğuna mı yoksa tapudaki şerhe rağmen ve davanın devamı sırasında satın alan üçüncü kişiler yönünden tasarrufun iptaline mi, karar verilmesi gerektiği noktasındadır. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Bilindiği üzere İcra ve İflas Kanunu'nda &#34;İptal Davasında Davalı&#34; başlıklı 282. maddesinde &#34;İcra ve İflas Kanunu'nun 11. babındaki iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Bunlardan başka, kötü niyet sahibi üçüncü şahıslar aleyhine de iptal davası açılabilir. İptal davası iyi niyetli üçüncü şahısların haklarım ihlal etmez.&#34; hükmüne yer verilmiştir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;İptal davalarında yargılama usulünü düzenleyen âynı yasanın 281. maddesinde &#34;Mahkeme, iptal davalarını basit yargılama usulü ile görüp hükme bağlar ve bu davalara müteallik ihtilafları hal ve şartları göz önünde tutarak serbestçe takdir ve halleder. Hâkim, iptale tabi tasarrufların konusu olan mallar hakkında alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz kararı verebilir. Teminatın lüzum ve miktarı mahkemece takdir ve tayin olunur. Şu kadar ki davanın elden çıkarılmış mallar yerine kaim olan kıymete taalluku halinde, teminat göstermeksizin ihtiyati haciz kararı verilemez...&#34; denilmektedir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Davacı alacaklının dava dilekçesindeki talebi üzerine önce İİK. 281. maddesi gereğince iptale tabi tasarrufa konu taşınmazlar üzerine ihtiyati haciz konulmuş ve dava dosya numarası da belirtilerek tapuya bu haciz işlenmiş ve haciz öncesinde de tedbir uygulanmıştır. Bu husus taşınmazın davalı Şadiye'nin dahili davalılara satışına ilişkin akit tablosunda ve tapu kaydında açıkça bellidir. Artık burada satışla gerçek değer arasında fahiş fark bulunmadığı için tasarrufun iptale konu olamayacağı düşünülemez. Yukarıda açıkça ifade edildiği üzere İİK 282. maddesi &#34;kötü niyet sahibi üçüncü şahıslar aleyhine de iptal davası açılabileceği&#34; hükmünü amirdir. Dava devam ederken ve alacaklının koydurduğu tedbir ve ihtiyati haciz tapu kaydında mevcut iken ve yine bu bilgiler satışa ilişkin akit tablosunda açıkça belirtilmişken davalı üçüncü kişilerin taşınmazın ve borçlunun durumunu, kendilerine satan kişinin borçlunun annesi olduğunu bilmediklerini kabule olanak yoktur. İİK'nun 281. maddesi uyarınca iptal davası için özel olarak getirilmiş olan ihtiyati haciz talep edebilme olanağı ve hacze ilişkin karar sadece alacaklının o malı satışa çıkarabileceğinin bilinmesi anlamında değil, aynı zamanda 15.2.1996 günlü 1996/179 sayılı ihtiyati haciz kararında da açıkça vurgulandığı üzere taşınmazın başkalarına devir ve ferağının da önlenmesine yönelik bir tedbir anlamındadır. Durum böyle olunca davalı M. Kemal ve Mustafa' nın bu şerhe rağmen taşınmazı satın almakla borçlunun mal kaçırma amacını bildikleri ya da bilebilecek durumda oldukları ve bunun sonuçlarına katlanmaları gerektiği kabul edilmelidir. Kötü niyetli üçüncü kişi lehine yapılan tasarruf bu nedenle İİK 277 vd maddeleri gereğince iptale tabidir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;Açıklanan nedenlerle mahkeme karan usul ve yasaya uygun olup onanması gerekir. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;SONUÇ : 1. Yukarıda 1. maddede açıklanan nedenlerle davalı Şadiye ve Ahmet vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 15. Hukuk Dairesine gönderilmesine, &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;2. Dahili davalı Mustafa vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yukarıda 2. maddede açıklanan nedenlerle direnme kararının ONANMASINA, 13.11.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Anlaşmalı Boşanma Davasında Tarafların Bizzat Dinlenilmesi Şartı"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/anlasmali-bosanmali-davasinda-taraflarin-bizzat-dinlenilmesi-sarti#post-52</link>
<pubDate>Pts, 24 Nov 2008 01:04:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">52@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No	: 2007/4199&#60;br /&#62;
Karar No	: 2008/2632&#60;br /&#62;
Tarih         : 03.03.2008&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;	Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&#60;br /&#62;
	4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesinde, en az bir yıl sürmüş evliliklerde eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılabileceği öngörülmüştür. Bu halde dahi boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin bizzat tarafları dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocuklarının durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması gerekmektedir. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin kabulü halinde boşanmaya hükmolunur.&#60;br /&#62;
	Taraflar hazır bulunup, bizzat anlaştıklarını açıklamaz veya hakim, tarafların anlaşmalarını uygun bulmaz ise, taraflardan delilleri sorulup toplanması sonucunda evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olup olmadığının Türk Medeni Kanununun 184. maddesi çerçevesinde takdiri gerekirken, davacı asil dinlenilmeksizin vekilinin beyanı ile yetinilerek eksik inceleme ile boşanma hükmü kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır.&#60;br /&#62;
	SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Anlaşmalı Boşanma Davasının Evlilikten En Az Bir Sene Sonra Açılabilmesi"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/anlasmali-bosanma-davasinin-evlilikten-en-az-bir-sene-sonra-acilabilmesi#post-51</link>
<pubDate>Pts, 24 Nov 2008 00:58:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">51@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No	: 2007/7001&#60;br /&#62;
Karar No	: 2008/4662&#60;br /&#62;
Tarih        : 03.04.2008&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;	Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&#60;br /&#62;
	Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi ile &#34;Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır&#34; hükmü getirilmiştir.&#60;br /&#62;
	Dosyadaki nüfus kaydından tarafların 15/10/2004 tarihinde evlendikleri ve davanın açıldığı tarihte henüz bir yıllık sürenin dolmadığı anlaşılmıştır.&#60;br /&#62;
	Mahkemece, tarafların gösterdikleri delillerin toplanarak, M.K.’nun 166/1-2 maddesindeki şartların oluşup oluşmadığı araştırılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, M.K.’nun 166/3. maddesinde öngörülen bir yıllık süre şartı gerçekleşmeden tarafların kabulüne dayanarak boşanmaya karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.&#60;br /&#62;
	SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 3/4/2008
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Yabancı Mahkeme Boşanma Kararının Tanınması İçin Tenfiz Şartlarını Taşıması Gereği"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/yabanci-mahkeme-bosanma-kararinin-taninmasi-icin-tenfiz-sartlarini-tasimasi-geregi#post-50</link>
<pubDate>Pts, 24 Nov 2008 00:56:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">50@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No	: 2007/4202&#60;br /&#62;
Karar No	: 2008/4601&#60;br /&#62;
Tarih         : 03.04.2008&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;	Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&#60;br /&#62;
	2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanununun &#34;Tanıma&#34; kenar başlığını taşıyan 42. maddesinde;&#60;br /&#62;
	“Yabancı Mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tesbitine bağlıdır. Tanımada 38 inci maddenin (a) ve (d) bentleri uygulanmaz. İhtilafsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tabidir. Yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye'de idari bir işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanır&#34;. hükmü yer almaktadır.&#60;br /&#62;
	Bu hükme göre, tanıma talebinin incelenmesi ve karara bağlanması tenfizdeki usule tabi olduğundan, tanıma talebini içeren dilekçenin, anılan Kanunun 39. maddesinin birinci fıkrasında yer alan hükme uygun olarak duruşma günü ile birlikte davalıya tebliğ edilmesi gerekmektedir.&#60;br /&#62;
	Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; maddesinde de mahkemenin, Kanunun gösterdiği istisnalar haricinde iddia ve savunmalarını bildirmeleri için tarafları usulüne uygun olarak davet etmeden hüküm veremeyeceği belirtilmiştir.&#60;br /&#62;
	Mahkemece, dava dilekçesinin ve duruşma gününün davalıya tebliğ edilmesi suretiyle taraf teşkilinin sağlanması gerekirken, bu hususa uyulmaksızın karşı tarafa savunma imkanı sağlanmadan hasımsız olarak açılan davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.&#60;br /&#62;
	SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 3/4/2008
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Velayet Hakkının Münhasıran Anne ve Babaya Ait Olması"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/velayet-hakkinin-munhasiran-anne-ve-babaya-ait-olmasi#post-49</link>
<pubDate>Pts, 24 Nov 2008 00:52:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">49@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No	: 2007/19530&#60;br /&#62;
Karar No	: 2008/3196&#60;br /&#62;
Tarih : 11.03.2008&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;	Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&#60;br /&#62;
	Davacı ..............'nün davalı ..........&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62;..........'ye karşı Dazkırı Sulh Hukuk Mahkemesinde 8/2/2006 tarihinde açtığı velayetin nez'i ve vasi tayini davasında anılan Mahkemece 29/3/2006 tarih ve 2006/41 esas 2006/117 karar sayılı hüküm ile görevsizlik kararı verildiği, dosyanın gönderildiği Dazkırı Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılama sonunda kısa kararda davanın kabulüne, 12/3/1997 doğumlu .................'nün babası .....................'de olan velayetinin kaldırılmasına ve davacı dedesi ...................'nün vasi olarak atanmasına karar verildiği, gerekçeli kararda, kısa karara aykırı olarak küçük ..................'nün velayetinin dedesi Nadir Gürcü'ye verilmesine karar verildiği, ayrıca kısa kararda hüküm altına alınmadığı halde, küçük ile davalı babası arasında kişisel ilişki kurulmasına ilişkin düzenlemelere de yer verildiği, bu suretle kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki yaratıldığı, hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır.&#60;br /&#62;
	Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten sonra Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 381. maddesine göre hazır olan tarafların dinlenip yargılamanın sona erdiği bildirilerek, aynı Kanunun 388. maddesi uyarınca kararın gerekçesi ile birlikte yazılması ve hüküm sonucunun 389. maddede öngörülen biçimde tefhim edilmesi asıldır.&#60;br /&#62;
	Anılan Kanunun 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucunun tutanağa geçirilip tefhim edilmesi ve gerekçeli kararın daha sonra yazılması hallerinde; gerekçeli kararın Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren, tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olması zorunludur. Kısa kararı yazıp tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesi yasal olarak mümkün değildir.&#60;br /&#62;
	Diğer taraftan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 335. maddesinde &#34;ergin olmayan çocuk ana ve babasının velayeti altındadır.&#34; hükmü yer almaktadır.&#60;br /&#62;
	Aynı Kanunun 404'üncü maddesinde de velayet altında bulunmayan küçüklerin vesayet altına alınacağı düzenlenmiştir.&#60;br /&#62;
	Sözü edilen yasal düzenlemelere göre velayet hakkı, münhasıran anne ve babaya tanınan bir hak olup, evlat edinme hali hariç, anne ve baba dışında hiç kimseye tevdi olunamayacağından, mahkemece gerekçeli kararda velayetin küçüğün davacı dedesine verilmesi şeklinde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.&#60;br /&#62;
	Ayrıca, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun &#34;Aile Mahkemelerinin görevleri&#34; kenar başlığını taşıyan 4'üncü maddesinin birinci bendine göre:&#60;br /&#62;
	&#34;22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabı ile 3/12/2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler&#34; aile mahkemelerinin görevleri arasında bulunmakta iken;&#60;br /&#62;
	5133 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 2'nci maddesi ile &#34;4787 sayılı Kanunun 4'üncü maddesinin (l) numaralı bendine &#34;Türk Medeni Kanununun” ibaresinden sonra gelmek üzere &#34;üçüncü kısım hariç olmak üzere&#34;ibaresi eklenmiştir.&#34; hükmü getirilmiştir.&#60;br /&#62;
	4787 sayılı Kanunda yapılan söz konusu değişiklik gereğince, vasi tayinine ilişkin davalarda aile mahkemesi görevli olmadığından mahkemece velayetin babadan kaldırılmasına, küçüğün vesayet altına alınması için ilgili ve yetkili vesayet makamına gerekli ihbarın yapılmasına karar verilmesi gerekirken kısa kararda küçüğün dedesinin vasi olarak atanmasına karar verilmesi de doğru bulunmamıştır.&#60;br /&#62;
	SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.
&#60;/p&#62;</description>
</item>
<item>
<title>yonetici konu: "Evlat Edinilenin Evlat Edinenden En Az 18 Yaş Küçük Olması Şartı"</title>
<link>http://www.turkhukukrehberi.net/forum/topic/evlat-edinilenin-evlat-edinenden-en-az-18-yas-kucuk-olmasi-sarti#post-48</link>
<pubDate>Pts, 24 Nov 2008 00:47:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>yonetici</dc:creator>
<guid isPermaLink="false">48@http://www.turkhukukrehberi.net/forum/</guid>
<description>&#60;p&#62;YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ&#60;br /&#62;
Esas No	: 2007/1910&#60;br /&#62;
Karar No	: 2008/2478&#60;br /&#62;
Tarih : 28.02.2008&#60;/p&#62;
&#60;p&#62;	Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&#60;br /&#62;
	4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 308&#60;a href=&#34;http://www.turkhukukrehberi.net/forum/&#34; title=&#34;Turk Hukuk Rehberi.Net&#34;&#62;.&#60;/a&#62; maddesinde &#34;evlat edinilenin, evlat edinenden en az 18 yaş küçük olması şarttır&#34; hükmü mevcuttur.&#60;br /&#62;
	Dosyada mevcut nüfus kayıt örneklerinden, 28.11.1939 doğumlu olan davacı Sami ile evlat edinilmek istenen  11.8.1955 doğumlu Ferda arasındaki yaş farkının onsekiz yıldan az olduğu anlaşılmaktadır.&#60;br /&#62;
	Mahkemece; yasal şartın oluşmaması nedeniyle davacının davasının reddine karar verilmesi gerekirken Medeni Kanunun 308. maddesi hükmüne aykırı olarak davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.&#60;br /&#62;
	SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oyçokluğuyla karar verildi. &#60;/p&#62;
&#60;p&#62;KARŞI OY YAZISI BULUNMAKTADIR
&#60;/p&#62;</description>
</item>

</channel>
</rss>

